Sanat Kurumlarında “Donanımlı” ve “Özel Bina” Önemli mi?.. Y.Doç.Dr. Göktan Ay


Toplam Okunma: 2455 | En Son Okunma: 29.03.2017 - 08:22
Kategori: Kültürel Öneriler, Tarih ve Anılar

İTÜ TMD Konservatuarı, Nişantaşı’ndaki tarihi binadaki* eğitimin ardından YÖK yasası (1982) ile İTÜ Rektörlüğü’ne bağlandıktan sonra Kurucu Başkanımız rahmetli Ercümend Berker (İTÜ hukuk müşaviri olması nedeni ile) müdürlük bekliyordu, ancak Rektör, “yarı zamanlı ve ünvansız müdür olmaz” diyerek Sn. Prof. Dr. Lütfi Zeren’i atamıştı. Ayrıca, İTÜ öğretim üyelerinin düşünceleri “mühendis mektebinde sanat okulunun ne işi var?” şeklinde dile geliyordu. Bu iki konu gerilim yaratmaya başlamıştı. Ancak o dönemler Sn. Zeren’in içişlere karışmaması ve konservatuar/İTÜ intibakına katkıları sayesinde uyumla geçmişti…

Sanat kurumlarında “donanımlı” ve “özel bina” önemli mi?.. Y.Doç.Dr. Göktan Ay

“Hedefi olmayan gemiye, hiçbir rüzgar yardım edemez.”
Montaigne

Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nın ilk öğrencilerinden ve ilk mezunlarından olup, birçok idari kademede görev alıp, eğitimde 30 yılı da doldurunca, tarihe mal olacak bazı olaylara da şahitlik yapmış olduk doğal olarak. Mezun arkadaşlarla bir araya gelince bir çok olayı yeniden hatırlamaya başlıyoruz.

İTÜ TMDK binası ile ilgili olarak geriye dönerek bazı konulardaki hatırladıklarımı yazmak istedim. Çünkü, biz öğretim elemanları da, yıllardan beri konservatuar binalarının sanata yakışır ve donanımlı olmasını savunmaktayız.

Konservatuar Nişantaşı’ndaki tarihi binada* bir süre eğitimine devam etti, ancak, YÖK yasası (1982) ile İTÜ Rektörlüğü’ne bağlandıktan sonra, bir handikap yaşadı. Çünkü, Kurucu Başkanımız rahmetli Ercümend Berker (İTÜ hukuk müşaviri olması nedeni ile) müdürlük bekliyordu, ancak Rektör, yarı zamanlı ve ünvansız müdür olmaz diyerek Prof. Dr. Sn. Lütfi Zeren’i atamıştı. Ayrıca, İTÜ öğretim üyeleri, mühendis mektebinde sanat okulunun ne işi var? diyerek, genel kurallara konservatuarın da uymasını istemekteydi. Bu iki konu gerilim yaratmaya başlamıştı, ancak o dönemler Sn. Zeren’in iç işlere karışmaması ile –konservatuar/İTÜ intibaklarındaki katkılarıyla- uyuşumla geçmişti, Sn. Fikret Değerli Müdür yardımcısı olarak göreve devam ediyordu. (Uzun yıllar yöneticilik yapmış olan hocamın konservatuar tarihine ışık tutacak hatıralarını hala bekliyoruz…)

Bu arada bazı (lisans) dersler Maçka’daki İTÜ laboratuarlarında (şimdiki Sosyal Tesisler) yapılmaya başlandı. Rektör Prof. Dr. Kemal Kafalı (1980-1982, 1982-1987) YÖK tarafından çıkarılan, konservatuarların üniversite sistemine intibaklarını sağlayacak geçici maddelere karşı çıkıyordu. O arada çıkan geçici 5. maddeden bütün kurumlar faydalanıyor, maddeye uyan sanatçılara, bir dilekçe ile “Dr.” unvanı veriliyordu. Bu durumda batı müziği kurumlarındaki sanatçılar ünvanda Türk müziği konservatuarındaki sanatçılara göre ileri geçiyor, hak sahibi oluyorlardı. (YÖK’nun 2809 sayılı Kanunun geçici 10.md. 2. fıkrası uygulamasında da aynı sorun yaşanmıştı)

Bina sorunu önemliydi, ama içinde bulunulan bina yetmiyordu. Önce şimdiki Maçka Akif Tuncel Meslek Okulu’nun alınması gündeme gelmişti. Bu tarihi bina İtalyanlara aitti ve ülkemize verilirken “konservatuar kurulması şartının” olduğu söyleniyordu. MEB ile uzun görüşmeler oldu, ancak alt katta bulunan makinaların çıkartılması için duvarların yıkılması gerekiyordu ve taşınma için önemli bir meblağ isteniyordu. Bu nedenle gerçekleşmedi. Bunun üzerine bir proje yarışması açıldı ve açıklandı. Ayazağa’da 30 dönümlük bir yer tahsisi yapıldı. İhaleyi Enka aldı, ancak bizim yönetim Ayazağa’nın uzak olduğunu, hocaların çoğunun İstanbul Radyosu’ndan (Harbiye) geldiğini belirterek, binanın Maçka’da yapılmasını arzu ediyordu.

Bu bir tıkanma konusu oldu, işler ağırlaştırıldı.

Bu arada Rektör, zamanın hükümeti ile Taşkışla’nın otel olması ve amblem konularındaki anlaşamaması/mahkemelere gidilmesi ile görev bitiminde yerini Prof.Dr. Sn. İlhan Kayan’a (1987-1992) bırakıyordu.

Bu sırada Nişantaşı’ndaki tarihi binada eğitim veren Konservatuarda meydana gelen talihsiz yangın ile bina kullanılamaz hale geldi, Çalgı Eğitimi Bölümü acilen Taşkışla’ya (üst kata)taşındı. Bu aşamada eğitimin aksamaması için, karda kışta, elinde keser çivi ile yoğun çaba sarf eden Bölüm Başkanı Doç. Sn. Şenel Önaldı’nın (daha sonra Çalgı Yapım Bölümü dahil) hizmetlerini de belirtmek gerekir. Maçka’daki laboratuarların boşaltılması sağlandı, hızla bölünmeler yapıldı, lisans bölümleri eğitime burada devam etti. Bu arada Doç. Sn. Fikret Değerli Müdür olarak atandı (1988). Çalgı Eğitim’de daha sonra Maçka’ya şimdiki binasına yerleşti Bu arada Şenel Bey Çalgı Yapım Bölümü’ne, Prof. Ayhan Turan Çalgı Bölümü’ne Başkan oldu. Ayhan Bey, orayı kolej gibi yapmak istiyordu. Bunun içinde beni yardımcı olarak istedi, o sırada THO Bölüm Anasanat dalı Başkanıydım. Fikret Bey hem Müdür hem Bölüm Başkanıydı. İki bölümde görev almam için karar çıkartıldı. Benim için yine yoğun günler başlamıştı. Velilerle, mezunlarla toplantılar yapılarak (FB Başkanı Sn. Metin Aşık Bey’i anmam lazım) bina baştan ayağı yeni-canlı renklerle boyandı, sınıflardaki sıralar,tahtalar değiştirildi, duvarlara tablolar asıldı, öğretmenlik hakları için MEB raporlar hazırlandı. TTK ile irtibata geçirildi, girişimlerimle TTK üyeleri okula getirildi v.b. O arada Konservatuar Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçilmiştim, sorumluluğum bir kat daha artmıştı.

1992 de Prof. Dr. Sn. Reşat Baykal Rektör oldu,(1992-1996) bir dönem görev yapacağım dedi ve öyle oldu. O zaman Sn. Sağlamer Rektör Yardımcısıydı, konservatuarla çok ilgileniyor, uğruyor, destek oluyordu…(Bir süre sonra görevinden istifa ederek ayrıldı.) O dönem bende Müdür Yardımcısı olarak (1994) atanmıştım. Rektörlük ile sıcak, yoğun çalışmalar içine girmiştik. Bina konusunu Rektör okula uğradığında Ayazağa’daki proje olmayacaksa Maçka Maden Fakültesinin bize tahsis edilmesini dillendiriyorduk. Halk Eğitimlerde usta öğreticiler için açılacak kurslarla ilgili olarak, MEB Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü ile yapılan protokolde Rektörlükten önemli destekler aldık. Benim sorumluluğumda mezunların desteği ile İstanbul hariç 25 ilde kurslar açarak, Halk oyunları öğretimi alanında önemli bir boşluğu doldurduk. Her 3 ayda bir Gaziantep-İzmir konservatuarları ile birlikte dönüşümlü toplantı yapmaya başlamıştık, “Konservatuarlar Şenliği” de bu dönemde dönüşümlü olarak başlatılmıştı.

Daha sonra Rektör olarak göreve atanan Prof.Dr. Sn. Gülsün Sağlamer dönemi(1996-2004), üniversitenin mezunları ile birlikte atılıma geçtiği yıllar oldu. Sn. Sağlamer, benim her zaman yanımda oldu. “İstanbul Türk Müziği Günleri” Sempozyumları’na destek verdi, açılış konuşmalarını yaptı. Konservatuarın halk oyunları bölümü ekipleri ile yaptığı Trabzon-İzmir-Ankara gösterilerine destek verdi. Halk oyunları bölümü mezunları öğretmenlik haklarını, o gösteri sonunda elde ettiler. Bu hayırlı işte de Fikret Değerli hocamla birlikte çok uğraş verdik.

İnanıyorum ki; 1980’lı yıllarda projesi çizilen, yarışma ile kabul edilen Konservatuar binası Sn. Gülsün Sağlamer’in Rektörlüğü sırasında hayata geçirilebilirdi. Çünkü, Sn. Demirel Cumhurbaşkanı olarak katıldığı açılış töreninde (Maçka) konu gündeme getirilmiş, mikrofondan “Biz konservatuarı yolda bırakmayız, kurduğumuz gibi binasını da yaparız” demişti.

Sn. Sağlamer, bina konusunda hep yardımcı olmaya çalıştı. Kendisi ile Maçka Kışlasının bize tahsisini konuştuğumuzda şartlar elverişli değildi. Çünkü, Yabancı Diller Yüksek Okulu, hazırlık sınıfları dahil yeni bir yapılanmaya geçiyordu, yüzlerce okutman alınmaya başlamıştı.(Rektörümüz Sn. Şahin o zaman, YYO müdürü idi) Bütün İTÜ öğrencileri burada eğitim görecekti ve üniversiteye para kazandırıyordu. Eski Medikonun konservatuara tahsisi gerçekleştirildi. O arada konservatuar “Yunus Emre Müzikali”ni sergileme hazırlığındaydı. Müzikal içeriği-sunumu, tartışmaları beraberinde getirdi… “Konservatuarın sergileyeceği müzikal bu mu olmalıydı?” soruları gündeme geldi. Bunun üstüne, yönetimle “müzikalin bir vakıf yararına tekrarı” konusunda meydana gelen “son andaki kriz” yönetimde değişimi gündeme getirdi. O günlerdeki gerilimi çözmek için, Müdür Yardımcısı olarak yaptıklarıma/sıkıntılarıma. Doç. Sn. Serdar Öztürk, Sn. Altan Günbay ve rahmetli S.İçli hocam da tanık olmuştur. (Hatıralarımı “Konservatuarda Yaşadıklarım” anı kitabı ile ölümsüzleştiriyorum)

Bence, o dönemde, Bina projesinin, Sn. Demirel’e götürülememesinin ardındaki sebep önce Ayazağa handikapı, sonra müzikalin zamanlaması, gelişen olaylar olmuştur ve konservatuarımız önemli bir imkanı kaybetmiştir.

Daha sonraki dönemlerde, yeni bina konusu pek gündemde tutulmamış, sadece devletten gelecek bütçe beklendiği için ilerleme sağlanamamıştır.

Prof. Dr. Sn. H. Faruk Karadoğan döneminde (2004-2008), konservatuar binalarında gelişmeler oldu. Eski aradaki binalar ve Menza binası restore edildi, derslikler yapıldı. Ben o dönemde idareci olmadığım için direkt ilgim olmadı. Ancak Prof. Dr. Sn. Lale Berköz’ün müdürlüğe atanması, tekrar yönetim kurulu üyeliğine seçilmem ve “konservatuar 33.yıl kutlama etkinlikleri” genel sanat yönetmeni olarak görevlendirilmem ile görüşme imkanımız oldu. Bina konusunda yine aynı düşüncemi belirtmiştim, “haklı olduğumu ancak yabancı dilleri bir yere taşımadan tahsisin mümkün olamayacağını” belirtmişti. Bunun üzerine, eski yönetim sırasında, eğitim yapılan 2 binanın dış yalıtımı (çok su alıyordu, nem kokuyordu), şahsımın bağlantıları ile Şişli Belediye Başkanı Sn. Mustafa Sarıgül ve Beşiktaş Belediye Başkanı Sn. İsmail Ünal tarafından (Maçka kampüsünün alt yapı ve parke yol taş döşemeleri dahil), kütüphane yerinin boşaltılması/planlarının hazırlanması/inşaatı ve diğer işler Rektörlüğün desteği ve Sn. Berköz’ün yönlendirdiği 20’ye yakın firmanın ve mezunlarımızın desteği ile yapılmıştı. Sn. Aşkın’ın konuya sahip çıkması/devam ettirmesi, Rektörlüğün desteği ile konservatuar gerçekten güzel bir kütüphaneye sahip oldu.

2008 yazında göreve atanan Rektörümüz, Prof. Dr. Muhammed Şahin’i hayırlı olsuna gittiğimde, 3 konuda görüşlerini almak istemiştim; Maden Fakültesi’nin konservatuara tahsisi ve otopark olarak kullanılan arsanın otoparklı otel haline çevrilmesi ve Başkanı olduğum Türk Müziği Dernek ve Vakıfları Dayanışma Konseyi üyelerinin konserlerine Mustafa Kemal Amfisi’nin makul bir ücretle tahsisi. Birincisinde konuya sıcak baktığını, çok doğru bir iş olacağını, ancak, yabacı dilleri bir yere yerleştirdikten sonra tahsisin gerçekleştirilebileceğini söyledi. İkincisinin de orijinal olduğunu, gerçekten önemli bir boşluğu doldurabileceğini, 3. süne de elbette her zaman destekleriz demişti.**

Bu arada, Rektörümüzün sıcak yaklaşımlarının, samimiyetinin, sanatın gücü konusundaki düşüncelerinin çok doğru ve içten olduğunu da belirtmeliyim. Rektörlüğün başarılı ve seri çalışmalarının aksamadan sürmesini diliyorum.

Şimdiki Konservatuar yönetimi, zannediyorum aklı Maden Fakültesinde olmak üzere, daha iyi eğitim ve eğitim planlaması için, binalarda yeni düzenlemeler yapmaya devam etmektedir. Çünkü, devlette ve kurumlarda devamlılık esastır…

Bu, konservatuarın yıllardır İTÜ nezninde kabul görmek için; idarecilerimizin, üniversitelerde görev alan, öğretmen olarak atanan ve popüler alanda (müzik piyasasında) ciddi üretimler yapan mezunlarımızın çabalarının/çalışmalarının bir sonucu olsa gerekir.

Biz, konservatuarımızın “önder olarak”, “en iyiyi ve kaliteli işleri” yapmasını arzu ediyoruz. Ancak, her yeni kurulan üniversitede konservatuarların kurulmasını da hayretle izliyoruz. Bunun içinde “yeteneğin en büyük sınav” olduğu bilinci ile, sanat kurumlarında paslaşmanın ve paylaşmanın geçerli olmasını, eğitim ve öğretimin ciddi tutulmasını/yapılmasını arzu ederken, öğretim elemanlarının-öğrencilerinin bütün günlerini geçirdikleri binalarında onlara yakışır halde olmasını, YÖK tarafından sanatçı öğretim elemanlarının özlük haklarının korunmasını ve geliştirilmesini doğru buluyoruz.

Sanat kurumlarında eğitimin önemli olduğunu ancak, içinde yaşanılan binaların da donanımlı ve ilham verici olmasını istiyor, sanat kurumlarına, kuruluşlarından bugüne kadar destek veren, gelişmeye/ilerlemeye katkıda bulunan, bir tuğla-harç koyan kişilere de saygı duyuyor ve gönülden teşekkür ediyoruz.
______________________________________________

* Bu tarihi yalının üniversiteye kazanımı için uğraşıldı, ancak nedense olmadı. Konum olarak bir merkez, kütüphane, lokal olarak bizde kalmalıydı. Maalesef başarılamamıştır.

** Sn Rektör, 21.02.2010 günü, Konsey üyemiz Beşiktaş Musiki Derneği tarafından verilen konser sonrası, kendisine teşekkür plaketi verilmesi dolayısı ile yaptığı konuşmada, “ciddi çalışan Türk müziği kurumlarının sponsor sıkıntısı çektiğini bildiğini, desteğinin süreceğini” söyleyerek”, “Üniversitemizin dünya çapında Konservatuar’ı ve Miam’ı olmasına rağmen, hazırladıkları projelerin nedense “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” programı içinde kabul görmediğini ve nelerin kabul edildiğini merak ettiğini” belirtti.
Özel not: “…En son söylenecek lafı baştan ortaya koyayım. İstanbul 2010 AKB Ajansı, bütçesini hak edecek dinamizmi sağlayamadı, projeler içinde boğuldu… Son olarak Sultanahmet’in yer kaplamalarına Ajans’tan 17 milyon dolarlık kaynak aktarıldığını okudum ve içimden “Biz yine en iyi yaptığımız işin kaldırım taşı olduğunu hatırladık” dedim.” (Yılmaz, Serpil; Kültür ve tarih denince aklımıza yol yapmak geliyor’, Milliyet, 23.02.2010)




Hoşgeldiniz