Günümüz Türkiyesi’nde Müzik ve İlgili Konular… Sercan Halili(*)


Toplam Okunma: 6170 | En Son Okunma: 22.10.2017 - 11:25
Kategori: Fikir Yazıları

Ben gerek senfonik, caz, blues müzikleri gerekse başta kendi ülkem olmak üzere Bulgaristan, Hindistan, Azerbaycan, Yunanistan, Arap Ülkelerinin ve birçok ülkenin geleneksel müziklerini dikkatlice dinlerim. Ayrıca popüler müzikleri de takip ederim. Klasik Türk müziğinin tüm dallarını zaten profesyonel bir icracı olarak hem takip ediyorum hem de icra ediyorum… Bir müziğin kaliteli veya kalitesiz olduğunu, emek ile oluşup oluşmadığını gerçek bir müzisyen rahatlıkla anlayabilir. Peki, müzisyen olmayanlar, kısaca halkımız nasıl anlayacak? Kime soracak?.,.

Günümüzde Müzik ve İlgili Konular… Sercan Halili

Uzun zamandır klasik müzik icracısı bir sanatçımız ile başlayan arabesk müzik tartışması içindeyiz. Bu tartışmaya dışardan katılan bazı müzisyenler ve sanatçılar, araştırmadan, dinlemeden, bilgi edinmeden birçok fikir ileri sürdüler. Bu tip konularda sanatçıların, sanat takipçilerinin ve bütün Türk Halkı’nın fikirlerini söylemeye hakkı olduğu kanaatindeyim. Ancak fikirlerimizi söylerken, bir kişiye, topluluğa ya da Ulus’a seslendiğimizi unutmayarak her zaman sakin olup, ağzımızdan çıkan kelimeleri dikkatli seçerek özverili ve sağduyulu davranmamız gerektiği inancındayım.

10 yıldır müzik ile uğraşan biri olarak mesleğimi çok severek yapıyorum. Bu zamana kadar gözlemlediğim bazı konuları ve haftalardır bütün ülkenin dikkatini üzerine çeken bu tartışmayı kendi bakış açımdan kaleme alıp sizlere aktarmak istedim.

Kanaatimce, bir müzisyen, her müziği dinlemelidir. Tarzı ne olursa olsun her müzisyen bütün müzik tarzlarından haberdar olmalıdır, kesinlikle bir faydasını görür. Bence bu yaklaşım bütün sanat dalları için geçerlidir. Ben gerek Senfonik, Caz, Blues müzikleri gerekse başta kendi ülkem olmak üzere Bulgaristan, Hindistan, Azerbaycan, Yunanistan, Arap Ülkelerinin ve birçok ülkenin geleneksel müziklerini dikkatlice dinlerim. Ayrıca popüler müzikleri de takip ederim. Klasik Türk müziğinin tüm dallarını zaten profesyonel bir icracı olarak hem takip ediyorum hem de icra ediyorum. İcracı olmasam bile kendi kültürümün müziğini bilmem gerekir diye düşünüyorum.

Bir müziğin kaliteli veya kalitesiz olduğunu, emek ile oluşup oluşmadığını gerçek bir müzisyen rahatlıkla anlayabilir. Peki müzisyen olmayanlar, kısaca halkımız nasıl anlayacak? Kime soracak? Oldu da sordu, sorduğu kişinin doğru söylediğini veya bilgisinin yeterliliğini nereden bilecek? Bunun gibi pek çok soru çıkabilir karşımıza. Diyelim ki Fazıl Say’a biri “hangi müzik dinlenmelidir”?diye sordu. Peki, gazetelerde ve sanal ortamda argo kelimeler kullanarak, demeç veren bir kişinin dediğini halkımız yapmalı mıdır ?

Ülkemizde gerçekten kaliteli sanat eserleri sunulmaktadır. Tüm sanatçılarımızın Türk halkına ilişkin verdiği demeçlerde de belirli seviyede bir kaliteyi göstermesini beklerim. Çünkü sanatçılar her zaman göz önündedir ve örnek kişilerdir. Günümüzde birçok kişi sanatı dışındaki unsurlarla pekala reklamını yapabiliyor. Maalesef Fazıl Say da bunlardan biridir bence. Fazıl Say’ın “Türk Halkı’nın arabesk yavşaklığından utanıyorum” deyişi, bana göre basit ve kalitesiz bir reklam yöntemidir. Reklamı olsa da olmasa da, her ne olursa olsun Fazıl Say’ın sanatını çok iyi yaptığı bir gerçektir. Türkiye’de ve Dünya’da gerçekten sazını çok iyi icra eden solist sanatçılar bulunmaktadır. Peki bunların çoğu neden ünlü değiller? Çünkü bazıları sanatları dışındaki reklam araçlarını kullanmayıp sadece sanatları ile duyulmak amacındalar.

Piyano, keman, gitar, çello gibi enstrumanları dünyanın bir çok ülkesinde çok iyi icra edenler var ama burada bilinmiyor. Gözümüzün önünde olan her zaman en iyisidir gibi geliyor ama maalesef gerçekler öyle demiyor. Hiçbir icracı tek ya da ulaşılmaz değildir. Sadece iyilerin arasındadır. Ülkemizde Flüt, çello, kontrbas, trombon, saksafon, korno gibi Batı sazlarını Türk müziği icra şekli ile icra eden değerli sanatçılar bulunmaktadır. Bu icrayı yapan Türkler her zaman Batı sazları ile Batı müziğini icra eden Türkler’den önde ve ayrıcalıklı olacaklardır. Fakat bütün bunların yanında klasik Batı müziğini icra eden Türk sazendelerde Türk müziği eserleri icra etmedikleri sürece önemlidir.

Türk müziği eserlerinin Batı tekniği ile çalınması bence yanlış ve komik oluyor. Eğer bu parçalar Batı tekniği ile orkestralara düzenlenirse, o zaman durum değişir ve iş gerçekten hoş bir hale bürünür. Bunu yapmaları içinde bestecilerin Türk müziğini çok iyi tanıyıp, belirli bir seviyede bu müziğin icrasından anlamaları gerekir.

Bütün bunları söylerken Batı müziği icra edilmemelidir demiyorum, buna da gerçekten ihtiyacımız var. Bu müziği de canlı dinlemek herkesin hakkıdır çünkü. Kimse bir müziği zorla sevemez. Almanya, Fransa, İngiltere ve Avusturya başta olmak üzere daha ismini burada yazmadığım bir çok ülkede Klasik Batı Müziği’nin en kaliteli icra şekli yapılmaktadır. Bu icrayı en iyi yapanlar da her zaman onlar olacaklardır bence. Bundan utanmamak gerekir çünkü kendi müziklerini yapıyorlar. Onlar da hiçbir zaman bir Mevlevî Ayini, Fasıl veya herhangi bir Zeybeği bizim gibi icra edemeyecekler. Belki bunu yapmak için herhangi bir uğraş dahi vermezler, çünkü bunu bizden başka kimsenin en iyi yapamayacağını biliyorlar. Türk halkının bununda farkında olması gerekiyor.

Ülkemizin belirli bir kesimi çok ciddi bir şekilde senfonik müzik, caz ve blues müzikleri dinlemektedir. Bence bu müziklerin dinlemesindeki amaçlar şunlardır:

- Enstrümanlara olan hayranlık
- Sözlü eserlerin söylendiği dil’e olan hayranlık
- Yabancı bestecilerin müzikal cümlelerine olan hayranlık
- O ülkenin kültürüne ve yaşayış tarzına olan hayranlık
- Yabancı sanatçıların işlerini yaparken ki disiplinlerine olan hayranlık
- Medyatik ve popülerliğe olan hayranlık

İlk beş madde çok rahat anlaşılabilmektedir. Altıncı madde de söylemek istediğim kısaca şudur:

Kimileri yabancı müzikleri anladıkları veya sevdikleri için değil sadece entellektüel ve avrupayi gözükmek için dinliyorlarmış gibi yapıyorlar. Dinlediklerinden hiç bir şey anlamıyorlar ve en komik olan da birkaç besteci ve icracı ismi ezberleyip sadece onların hakkında konuşuyorlar. Böylelikle bu müziği gerçekten takip ediyormuş veya bu müzik türlerinden anlıyormuş gibi davranıyorlar. Öbür taraftan “Hacı Taşan kimdir” diye sorduğumuzda tanımıyorlar. “Tanburi Mustafa Çavuş’un bestelerini dinleyelim” dediğimizde alay ediyorlar. Bu gerçekten çok üzücü bir durumdur. Gözlemlediğim kadarı ile bu duruma maddi durumu diğerlerine göre daha iyi olan insanlar arasında daha sık rastlanmaktadır. Bu tarzda bir yapay hayranlık içinde olan insanlar kendi kültürlerinin farkına varmayıp her zaman Avrupa’nın gölgesinde yaşamaya çalışıyorlar.

Halkımızın bir de maddi imkanları kısıtlı olan kesimi var. Bunlar da, daha çok popüler müzik ve çok az da Türk Müziği dalları ile müzik ihtiyaçlarını karşılıyor. Günümüzde artık yapılan bir çok popüler müzik örnekleri arabesk nağmeler ile dolu.

İnsanlarımız zaten sürekli bir yaptırımın ortasında. Özgür değiller. Bilinç altında bir bunalım söz konusu. Bunlar insanları her zaman arabeske iter. Bu arada “arabesk kötü bir müziktir” demiyorum. Müslüm Gürses, Kibariye ve Orhan Gencebay gibi birçok usta müzikçiler vardır. Bu ustaların yaptığı müzikleri anlamak kolay değildir. Klasik Müzik, Caz, Türk Müziği ve bir çok müzik gibi bence bu müzikte de çok güzel detaylar vardır. Anlayanına !!

Konuya dönelim, arabesk müzik 1940’larda Sadettin Kaynak gibi büyük bestekarlarımızın, arap ülkelerinde yapılan müzikleri dinlemeleri ile ilham alarak besteledikleri eserler ile günümüze gelmiştir. Arap kültürü, Azeri kültürü ve Türk kültürü coğrafi açıdan da birbirlerine yakın kültürlerdir. Bu ülkeler sanatın her dalında birbirlerinden esinlenme yapmıştır. Türk müziği ile Arap ve Azeri müziğinin harmanlanmış hali günümüzde popüler piyasa da icra edilmektedir. Bunun yanısıra elektronik yeniliklerden de yararlanılmaktadır. Dünya sürekli her konuda ilerlerken sanatın da ilerlemesi gerekmektedir bence doğrudur ama bu ilerlemeyi doğru yolda sürdürmek gerekir. Klasik Müziklerimizi bozmadan icra ve kayıt kalitesini yükselterek müzikler yapılmalıdır. Ülkemizde çok kalitesiz işler yapılmaktadır. Mankenlerin, doktorların daha pek çok meslek grubunun mesleğimize yöneldiği şu günlerde, bir – iki beste yapıp eline gitarı, kemanı veya bir enstrümanı alan albüm yapıyor.

Ülkede paranın önemi her geçen gün artmaktadır. Cd fiyatları, dvd fiyatları herkesin alacağı oranda değildir. Bir o kadar kaliteli kayıtlardaki Klasik Batı müziği cd leri normal cd lerden daha da yüksek fiyatlardadır. Bunlar belirli yaşam standartların altındaki insanların ilgi alanına zorunlu olarak girememektedir. Bana göre Fazıl Say’ın işte anlayamadığı bu insanlardır. Bu insanlar evlerine bir ekmek götürmek için saatlerce dışarıda ter döküyorlar. Ayaklarına alacak ayakkabı parası yada çocuklarının okul masraflarını düşünen kişiler, hayattaki kaygı ve uğraşlarından dolayı kaliteli müzik dinlemek için araştırma yapmaktan uzaktırlar. Böyle bir hayatı yaşamayan bir kişiden bu yaşamı anlamasını bekleyemeyiz.

Medya’nın da düzelmesi gerekmektedir. İnsanlar bütün gün dışarıda koşturup evlerine geldiklerinde ise yemek yiyip, televizyon izleyip, uyuyorlar. İzledikleri yayınlarda ise sürekli bir yerlerini açan ya da birilerine laf atan kişileri görüyorlar ve akıllarında doğal olarak o kalıyor. Bu insan tabiki Erkan Oğur’u, Cengiz Özkan’ı, Çiğdem Yarkın’ı, Cihat Aşkın’ı, Necdet Yaşar’ı, Gülsin Onay’ı Münip Utandı’yı daha az tanır. Bu isimlerini saydığım kişiler ve daha fazlası, sadece sanatları ile ilgilenen, sanatlarını en iyi yapmak için bunun eğitimini almış, sanatlarına sürekli yenilikler katıp, kalitesini hep yüksek tutmak için uğraşan kişilerdir. Hepsi ve daha birçoğu her zaman, belki Türk Halkı bir gün gelirde bizim sanatımızın değerini anlar diye sanatlarını aksatmadan sürdürmeye devam ediyor.

Popüler piyasada da işlerini iyi yapan sanatçılar var. Kimileri çok iyiler fakat yanlış yönlendiriliyorlar. Sesleri çok güzel olan ve seslerini çok doğru kullanan Sibel Can, Kibariye, Müslüm Gürses, Haktan Canevi ve ismi şuan da aklıma gelmeyen birkaç popüler piyasa icracısı daha, günümüzde dinlenmektedir. Bunlar ne tam arabesk, ne de pop dediğimiz müzik türünü yapmaktadırlar. Bu sanatçılar beğensek de beğenmesek de, kaliteli ya da kalitesiz bulsak da kendi tarzlarını, kendi müziklerini yapıyorlar. İsteyen dinler, istemeyen dinlemez. Tarkan’ın geçtiğimiz haftalarda çıkan 2010 yılı albümü bütün popüler piyasanın merakla beklediği bir albümdü. Şimdi size soruyorum; Bu albümü lütfen dikkatlice dinleyin!! Bu albüm gerçekten pop albümü müdür? Bence bu albüm Tarkan’ın kendi hayalinde canlandırdığı müziğin oluşumudur. İçinde Pop ve arabesk nağmelerin olduğu bir iştir. Demek istediğim şudur ki, piyasa da yapılan işlerin çoğu tamtamına bir tarza hakim değildir. Çeşitli müzik tarzlarının harmanlanması ile meydana gelen müziklerdir. İçlerinde kaliteli olanları da vardır, kalitesizleri de. Tüm Dünya’da yapılan popüler müzik bu şekilde devam etmektedir.

Halkımız bu kaliteli müziği nasıl fark eder, nasıl bulur dinler bilemiyorum ama, bunun düzelmesi için, her şeyde olduğu gibi yine en başta devletimizin, hükümetimizin düzelmesi gerekir. Devletimizin başındaki kişiler ne zaman Türkiye’nin eşitlik ve işsizlik problemlerini çözüp, insanlarımıza bizlere değer verirlerse o zaman da diğer problemler düzelecektir, insanımız rahata kavuşup huzur bulacaktır. Sanatın kaliteli olanından kimsenin yardımı olmadan anlamaya başlayacaktır. Medya da bununla birlikte bazı gerçeklerin farkına varacaktır.

Sanatçılarımızın bu ve bunun gibi yaptığı açıklamalar herkesin gördüğü gibi sadece polemik yaratıp, ortalığı karıştırıp insanların ilgisini biraz daha üzerine çekmesini sağlayacaktır. Belki de bazı problemleri daha içinden çıkılmaz hale sokacaktır. Halbuki gerçek sanatçıların böyle reklamlara ihtiyacı yoktur ama neden böyle durumlara girerler anlayamam. En önemlisi de sanatçılarımızın önce Türk Milletine saygısı olmalıdır. Eğer sanatçılarımız ülkesini gerçekten seviyorsa ve ülkesinin müzikal kalitesini arttırmak istiyorsa, bu sevgi ve desteğini, ülkenin ortalama %85’ini oluşturan dar gelirli kesimdeki insanlara ulaşmaya çalışarak, halkımızın maddi olarak olmasa bile kültürel olarak bilgilendirilmesi için çaba göstererek yansıtması daha uygun ve yapıcı bir yaklaşım olurdu diye düşünüyorum. Bu şekilde argo, sert ve yıkıcı cümleler ile kendilerini insanlardan uzaklaştırma yolunu seçmek ise tamamen sanatçılarımızın kendi tercihleridir.
__________________________________
(*) Kemençe

Sercan Halili internet sitesi için bkz:
www.sercanhalili.com




Hoşgeldiniz