İşsiz Konservatuar Mezunlarımız ve Belediye/Kurum/Dernek Amatör Müzik Topluluk/Korolarında Şef Seçimi… Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 5926 | En Son Okunma: 14.07.2024 - 18:26
Kategori: Toplum ve Müzik, Yazarlarımız: A.Sarı

Yerel yönetim sayımıza son yıllarda yeni belediyeler eklendi. Bunlardan ikisi de İzmir’in içinde bulunuyor. Bayraklı ve Karabağlar Belediyeleri. Biri korosunu kurmuş, uluslararası konser peşinde, diğeri ise yerel sanatsal sorunlar. Tabii ki sanata yaklaşım önemli… Karabağlar İzmir’in Havaalanı yönünde sanayiisiyle bildiğimiz yeni kurulmuş bir belediyesi ve kültürel hizmet gereği THM & TSM amatör koroları meydana getirme çabasında…

Çabasında kelimesini özellikle kullandık. Çünkü Belediyenin ilgili Başkan Yardımcısı  TSM korosunu yönetmek üzere amatör koronun başına boş zamanlarında müzikle ilgilenmiş cafelerde müzisyenlik yapan bir insanımızı getirdi.

Amatörler başa gelemez mi?

Tabii ki gelebilir… Yönetme, yetiştirme yeteneğiyle kendini kanıtlamış kişi dışında amatör koro yönetmeye aday –amatör- kişinin bulunduğu mahalde konservatuar ve o konservatuardan mezunlar ve işsizleri yok ise… Müzik okula değil, icraata bakan bir meslek dalıdır… Biz ise konservatuarlarımızda 5-10 yıl okuyan  eğitimli ama işşiz kuşağımızdan söz ediyoruz.

Tüm Türkiye’deki üç örneğinden biri olarak İzmir’de geleneksel Türk müziği alanında eğitim veren Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı bulunmaktadır. Üniversite yapısı altında bir müdürlük olan yüksek okul olarak değerlendirilen bu okul/konservatuar her yıl onlarca mezun vermektedir.

İzmir’in -müzik okulu, gece kulübü, müzikli restoranı, özel ders ve müzisyen açısından ekstralara gitme açısından- kapasitesi bellidir.

Türkiye’nin bu üçüncü büyük kentinde bir de Devlet Korosu bulunmaktadır.

İzmir’in dernek vs. kurum koro yöneticiliklerini Devlet Korosu’ndan birkaç sanatçı ve Devlet TM Konservatuarı mezunları alıyor gibi görünmektedirler. (Net bir inceleme yapılmamıştır. Eğer var ise Musiki Dergisi’nde memnuniyetle yayınlanacaktır.)

Zaten müzikal seviye düşünüldüğünde öyle de olmalıdır.

İzmirli belediyelerimizin de öyle düşündüğü görülmektedir.

Bir belediye hariç…

Henüz yeni kurulmuş Karabağlar Belediyesi.

Belediye TSM korosu kuruyor. Ama başına yönetmek üzere onlarca konservatuar mezunumuzdan birini değil de bir cafede gün aşırı ud çalan, gündüzleri de fabrikada çalışan bir piyasa müzisyenimizi getiriyor.

Olabilir…

Daha doğrusu olabilir idi…

Bundan 20 yıl önce olsa -yani ortalıkta mezun veren konservatuarlar ve işsiz mezunları olmasa- böyle bir duruma kimse sesini çıkarmazdı. Ama İzmir gibi 1991’den beri mezun veren geleneksel Türk müziği konservatuarının bulunduğu bir ilde 20 yıl sonrası 2011 yılında hala aynı durumun yaşandığına tanık olmak, mesleği sadece müzik olan konservatuar mezunu arkadaşlarımız açısından bir hayal kırıklığı olarak algılanmaktadır.

Karabağlar Belediye Başkanı Sn. Sıtkı Kürüm ve bu yazının yazılmasına neden olan Belediye Kültür müdürlüğünden sorumlu Bşk. yardımcısı Sn. Cengiz Üzün’e konuyu aktarmak istiyoruz:

Yukarıda bahsettiğimiz konunun, konservatuar mezunu açısından önemli bir sorunun özünü bilmiyor olabilirsiniz.

Veya sözünü ettiğimiz -Belediyeler müzik grupları yöneticilerinin %99 müzik okulu mezunlardan seçilmesi gerekliliğini- yerine getirmememe konusuna -seçilme çevrenizden gelen- politik nedenlerle de “evet” demiş olabilirsiniz.

. . .

Biz konunun önemine o zamanlar:

“Eyvah, Konservatuardan Mezun Oluyorum… ” başlıklı http://www.arsiv2007.musikidergisi.net/?p=22  linkindeki yazımıza şöyle başlamış ve devam etmiştik:

“…Gerek Türk, gerekse Batı müziği Devlet konservartuarlarımız her yıl yüzlerce mezun verir duruma geldi. Bu duruma sevinsek mi, üzülsek mi bir türlü karar veremez olduk. Sevinsek yerinde, çünkü müzik sanatı uğraşanı sayımız giderek artıyor ve bu işin eğitimini almış kişi sayısı çoğalıyor.
Üzülsek yerinde, çünkü TRT, Devlet Koroları kadroları dolu. Tek tük boşalan kadrolara da girme şansı ancak tepelerden sağlanan etki sayesinde yakalanabiliyor..

Sözkonusu yeni mezun gençlerimizin mutlaka bir Devlet Müzik kurumunda çalışmaları gerekiyor mu?
Konuya bakışımızı Devletimizin sanatçı istihdamı zorunluluğu gibi koşullanmadan sıyırarak madalyonunun öbür yüzüne kaydırırsak, durumun olumlu yansımalarını bu açıdan da görememekteyiz. İrdeliyecek olursak:
Genel iş dünyamızda da müziğin pazarı popüler müzikler yönünde ağır basıyor.
Özel sektörde faaliyet gösteren kurumlarımızın müzik toplulukları kurma gibi bir heves içinde oldukları gözlenmediği gibi Devletimiz tarafından bu kurumları yönlendirme anlamında yasal çalışmalar yapılmadığını bir yana bırakın böyle bir niyet bile gözlenmediğini rahatça söyliyebiliriz.
Devletimiz tarafından belli bir sayıdan fazla(ör:50 işçi) çalışan kişi istihdam eden özel sektör iş kurumlarımıza müzik topluluğu kurma zorunluluğunun yaptırımının da yasalarla düzenlenmediği görülüyor.
Türk müziği açısından önemli bir güç oluşturan ama birlikte hareket edememeleri yüzünden hiçbir etkileri hissedilmeyen ve sayıları 2000’i aşan Müzik derneklerimiz, ancak müziğe sevgi ile bakan amatörlerin -aidatları karşılığında- boş zamanlarını değerlendirme amacını tatmin edebiliyor.
Ayrıca Türk Müziği, -belli bir kültürel düzeye gelmiş ülkelerde olduğu gibi- müziğe maddi yardımlarda bulunabilecek varlıklı kişiler tarafından desteklenmiyor…

Görüldüğü gibi okulundan yeni mezun olmuş bir müzikçimizin çalışma alanı daraldıkça daralıyor.
Üstelik meydanlarında müzik yaparak müzisyenin çalgısının kılıfına para atılması mümkün görünen kentlerimizin sayısı da üçü geçmiyor.
Bu nedenle –zabıta korkusu olmasa da- işporta müzisyenliği de çözüm gibi görünmüyor.
Sonuçta konservatuar mezunlarımız açısından üzülme nedenlerimiz, sevinme nedenlerimizden kat be kat daha fazla.
Mezuniyet aşamasına gelmiş her öğrencinin kafasından da şu soru hiç çıkmıyor:
“Ben geçimimi nasıl sağlıyacağım?”…
Evet, mezun olan gençlerimiz geçimini nerede-nasıl sağlayacak?
Kendimizce ironik de olsa çözüm yolları önerecek olursak bu gençlerimiz :
a- Orta öğrenim kurumlarına öğretmen olacak(formasyon verilirse)
b- Özel dersler verecek(sabır gücü varsa)
c- Üniversitelerin müzik okullarında ders verecek(hocalarına kendini kanıtlamışsa )
d- Müziğin bilimini yapacak(akademik bakış açısı verilmişse )
e- Bar ve kokteyllerde fon müziği yapacak(gece alemini seviyor ve de “stilim bozulmaz” diyebiliyorsa)
f- Bir Müslüman veya başka bir tarikatın temsilcisi olacak(inancı varsa)
g- Stüdyo müzisyenliği yapacak(çalacak stüdyo bulursa)
h- Yurt dışına gidecek(burs bulursa)
i- Sokak müzisyenliği yapacak(alan bulursa)
j- vs, vs, vs.
İkide bir mecburen Atatürkümüz’ün özdeyişine sığınıyoruz:
“Her şey olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız”
Konservatuar mezunu yanıtlıyor: “evet olamıyoruz”…
Sonra mezun bir daha soruyor: “Bizi kim sanatçı yapmak istemiyor?”
Soruyor sormasına da, günden güne artan yükselişle şu cevabı duyabileceği korkusu uykusunda rüyalarına giriyor :
“Bizim kimliğimize uymayan çalgıcının çalgısını kırmak ne günah, ne de sevaptır”
Evet, somut anlamda olmasa da, -ister sağ ister sol- her iktidar döneminde konservatuar mezunlarımızın sesleri kısılıyor, çalgıları kırılıyor.
Çünkü On’lara değer verilmiyor.
Bu aşamanın kalbimizi pıt pıt attıran gerçekliği de içimizi eziyor.

Tüm anlattıklarımızın sonucunda olan taze müzik fidanlarımıza oluyor,
Ve…
Konservatuarlarımız içten içe eriyor.
İçin-için bir cümle taze yüreklerde yükseliyor:
“Eyvah, mezun oluyorum…”
Ve biz de diyoruz ki:
Sayın yerel belediyelerimiz ve başkanlarımız…

Konservatuar mezunlarımız sizden kültürel bilinç düzeyi yüksekliği ışığında yeni iş kapıları açılmasını bekliyor…




Hoşgeldiniz