Çağdaşlaşmanın Yolu: Klasik müzik, opera, bale ve konser müziği … Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer(*)


Toplam Okunma: 1482 | En Son Okunma: 21.10.2014 - 14:01
Kategori: Fikir Yazıları

Klasik müzik, opera, bale ve konser müziği olmak üzere birbiriyle yakından ilişkili, son derece geniş sanat alanlarıdır. Eserlerin bestecileri ve yorumlayıcıları ile anlamları, içerikleri hakkında sayısız söz söylenebilir ve yazılabilir. Ülkemizdeki yayınların durumunu sunmak amacıyla hazırlanan bu yazıda opera, bale ve klasik müzik konulu kitaplarla ilgili ilk kez derleme hazırlanıyor olması nedeniyle zaman-dönem kısıtlaması yapılmaması tercih edilmiştir… Kitaplara bakınca bu sanat alanının seçkinlere hitap ettiği dikkati çeken ilk nokta oluyor. Klasik müzik eserlerinin neredeyse teneffüs zilinde Beethoven’in “Für Elise”i veya reklam cıngılı ya da deprem haberleri için dramatik fon müziği düzeyinde girmiş olması, evrensel çoksesliliğin hâlâ ya da henüz kulaklarımıza sadece bölük pörçük olarak ulaşabildiğini gösteriyor…

Opera, Bale ve Klasik Müzik: Çağdaşlaşmanın yolu… Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer

‘Bale, insan bedeniyle; resim ise renklerle şiir yazılmasıdır. Bir şiir, bale veya resim olmasına şairini karıştırmaz’.

2 Aralık 2010 tarihli Cumhuriyet Kitap ekinde Selçuk Altun’un kaleme aldığı Kitap İçin yazısından 2327 numaralı konu.

Klasik müzik, opera, bale ve konser müziği olmak üzere birbiriyle yakından ilişkili, son derece geniş sanat alanlarıdır. Eserlerin bestecileri ve yorumlayıcıları ile anlamları, içerikleri hakkında sayısız söz söylenebilir ve yazılabilir. Ülkemizdeki yayınların durumunu sunmak amacıyla hazırlanan bu yazıda opera, bale ve klasik müzik konulu kitaplarla ilgili ilk kez derleme hazırlanıyor olması nedeniyle zaman-dönem kısıtlaması yapılmaması tercih edilmiştir. Olabildiğince geriye giderek hazırlanmasına rağmen, bu derlemede sizin de okurken fark edeceğiniz gibi eksik kitaplar bulunmaktadır. Baskısı tükenmiş kitapların ancak bir kısmı kişisel kütüphanelerden veya sahaflardan sağlanabilmiştir. Tez çalışmaları dahil edilmemiş, basılı kitapların kaynakçaları kısıtlı ölçüde kullanılmıştır. Kitap kaynaklarından ziyade yaşayan, insan elinin dokunduğu, gözünün gezdiği ve gün ışığıyla temas etmiş olan kaynaklar tercih edilmiştir.

Kitaplara bakınca bu sanat alanının seçkinlere hitap ettiği dikkati çeken ilk nokta oluyor. Klasik müzik eserlerinin neredeyse teneffüs zilinde Beethoven’in Für Elise’i veya reklam cıngılı ya da deprem haberleri için dramatik fon müziği düzeyinde girmiş olması, evrensel çoksesliliğin hâlâ ya da henüz kulaklarımıza sadece bölük pörçük olarak ulaşabildiğini gösteriyor. Bu derlemede incelemeye alınabilecek kitap sayısının azlığı kadar önemli birkaç nokta da büyük bir kısmının hep aynı yazarlar tarafından yazılmış ve aynı yayınevleri tarafından basılmış olması; genellikle de çocuklar için değil, konuyla zaten ilgili olan erişkinler için hazırlanmış olması. Oysa çocukların opera, bale ve klasik müziğe, moda değimiyle ‘farkındalığının’ arttırılması çağdaşlaşmanın esas yolu olarak düşünülebilir.

Her ne kadar son yıllarda klasik müzik ve opera konusunda üretilmiş kitap sayısı önemli miktarda artmışsa da baleyle ilgili eser sayısının azlığı, çoğunun son zamanlarda yazılmış olmaması duyguların ifadesinin düşünsel ve müzikal alanlarda vücutla ifade alanından daha özgür olduğunu düşündürüyor. Zengin folklorik dansla kendini ifade edebilen renkli kültürel özelliklerimiz halen yerel alanda kısıtlı, bedenimiz sadece belli hareketlerle sınırlı. Dans konusunda evrensel klasik kurallara uymada tereddüt ederken evrensel kurallara uymak konusunda yine bedeninin kullanıldığı spor alanında ne uygulamadan ne de sözetmekten bir endişe duymuyoruz. Evrensel kurallara uyarak spor yapıyor ve spordan söz ediyoruz, ama dansta yerel kalmayı tercih ediyoruz.

Oysa, değerli sanat tarihçisi Metin And’ın kaynaklarına göre ülkemiz topraklarında ilk dans gösterisi 1524 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ve izniyle İstanbul’daki Venedik elçisinin evinde sahnelenmiş.(1) 1582′de 3. Murat’ın İstanbul Aya Yorgi’de gerçekleştirdiği şölende 900 oyuncudan oluşan bir topluluk ”Ejderle Kavga” adlı mim-baleyi sergilemiş. Gösteriyi düzenleyen ise meşhur Esma Sultan imiş.

Osmanlı İmparatorluğu’nda sergilenen ilk opera kendisi de bir şair ve kompozitör olan 3. Selim zamanında (1761 - 1808) sergilenmiş. 1828′de İstanbul’a çağrılan Donizetti (sonradan Donizetti Paşa), Osmanlı sarayına Batı müziği ilkelerinin yanı sıra opera, operet ve bale örneklerini de getiren ve benimsenmesinde önayak olan isimlerden biri olmuş.(2)

Türklerin sahnede boy göstermeleri ise ta 17. yüzyılın ilkyarısından başlamış. Dahası Türkler kadar operalara, balelere ve oyunlara konu olmuş veya karakter olarak yer almış başka millet yoktur herhalde.(3) Üstelik bu yazıda sunulan kitaplardan, gelmiş geçmiş en yetenekli piyanistlerden ve tanınmış bestecilerden Liszt’in 1847 yılında Sultan Abdülmecid tarafından İstanbul’a davet edildiğini(4), Naum Tiyatrosu’nun Sultan Abdülmecid’in maddi ve manevi desteğini aldığını ve Cumhuriyet dönemi öncesindeki daha birçok sahne sanatı uygulamasının tarihini öğreniyoruz.(5)

Ses ve çalgı müziği ise yerel kültür sınırının ötesine sızmayı başarmış durumda. Bunda TRT klasik müzik programlarının ve Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerinin büyük etkisi olmuştur mutlaka. Yaklaşık 20 yıl önce tanıdığım bir gencin, klasik müziği çok sevdiğini ama sakıncalıdır diye gizli gizli dinlediğini söylediğini hep hatırlarım. Baskı rejimlerinde caz engellenemez şekilde yayılması gibi belki bizde de klasik müziğin yayılması için yasaklama gerekiyordur!

Öte yandan, BBC Music dergisi Kasım 2010 sayısında günümüzde İngiltere’deki çocukların yüzde 64′ünün herhangi bir müzik aleti çalmayı bilmezken anne babalarının neslinde bu oranın yüzde 34 olduğu yazılmış. Dergide, klasik müzik konserlerine, opera ve bale temsillerine giden kişi sayısındaki azalmayı durdurmak için, konserlerde hoparlör kullanımına, böylece dinleyicinin istediği gibi dolanmasına, birbiriyle konuşmasına ve bir şeyler yiyip içmesine izin verilebilmesinin yararı olup olmayacağı tartışılıyor.

Fastfood modası çağımızda her alanı ele geçirmiş durumda, müzik dünyası ise bu hastalıktan kurtulmak için yüzyıllar öncesi uygulanan yöntemleri uygulamayı, konser sırasında serbest dolaşım yöntemini yeniden gündeme getirmeyi düşünüyor.
_________________________________________
Prof. Dr. Pınar Aydın (Göz hastalıkları ve göz nörolojisi uzmanı) “Opera Bale ve Klasik Müzik ile İlgili Kitaplar. Çağdaşlaşmanın Yolu.” Cumhuriyet Kitap Eki, 17.2.2011
http://www.drpinaraydin.com/index.php?id=MTA2




Hoşgeldiniz