Tarihi konser salonları ve yerel yöneticiler… Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 4702 | En Son Okunma: 18.07.2024 - 14:51
Kategori: Cevabi Yazılar, Değerlerimiz, Yazarlarımız: A.Sarı

Salonda konser izleme alışkanlığımız, geleneğimiz çok eski değildir. Hatta bu alışkanlığın, okuma yazma gelişimi oranının yarısına bile ulaştığı söylenemez. Bu soruya karşılık, haklı olarak şu cevapla karşılarız. Konser salonu vardı da biz gitmedik mi?.. Ya zamanında varolanlar?.. Bizde bu tarihi salonların yıktırılmasına sebeb para kazanma/kazandırma isteğinden mi, yoksa bu salonların azınlıklar tarafından yaptırılmış olmasından mı kaynaklanmaktadır?..

Tarihi konser salonları ve yerel yöneticiler… Dr. Ayhan Sarı

Konser salonları medeni toplumlarda bir gelişim simgesi olarak görülmüş, yıllar geçtikçe geliştirilmiş, güzelleştirilmiştir. Kişinin kendini baba/anneannesinin, dedesinin o salonda güzel duygular paylaştığını bilmesi, nostaljisi içinde hissetmesi ile izlediği sanat etkinliği sırasındaki duygularını salonun tarihi süslemeleri ile düşününde bütünleştirmesi, hem içindeki hem de yaşadığı toplum ile sosyal bağlarını kuvvetlendirir…

Tarihi sanat anlarının ve tarihe malolmuş sanatçıların o salonda konser vermiş olması, geçmişte o salonda bulunmuş popüler bir şahsın, bir köşede fotoğrafının asılı durması bile kişinin -sözkonusu salonda- havaya girmesinde önemli bir etkendir.

Tarihi salonun kapısından giriyor olmak bile izleyicinin izleyeceği etkinliğin yarı havasına girmesi anlamına gelir. Aynı duygu sanatçı için de geçerlidir. Bir zamanlar İzmir Efes Antik Tiyatrosu’nda konser vermiş olmak için gelen Tom Jones, Ray Charles gibi dünyaca ünlü sanatçıların izlenimleri kayıtlarda mevcuttur.

Konser salonlarının bu ve bunlara benzer etkileri vardır insanın üzerinde…

En azından Viyana Filarmoni Orkestrası’nın “Altın Salonu”ndaki konserinin etkisi Youtube’dan izlenebilir.

. . .

İşte bu konser salonlarını yıkan güya yerine aynısını yapmayı vaatliyen veya “eskisinin tıpkısını tümüyle yeniden yapmayı” vaat eden/ettirilen yerel yöneticiler bu duyguları yaşamamış, hissetmemiş insanlardır.

Onlar ki karar merciidirler.

Koruma kurullarının “binanın aynı yerinde durmasına rağmen yıldan yıla neden değiştiği anlaşılamıyan” kararlarının da etkisi vardır tabii!..

Tarihi kültür/konser salonlarının yıkımı hususu ülkemizin hemen her yerinde böyle olmuştur.

“Toplandık, karar aldık ve yıkıldı. Devletimiz, belediyemiz kasası para gördü, ekonomiye kazandırıldı”…

* * *
Türkiye toplumu kültür/konser salonlarını Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra görmeye başladı.

Önceki salonlar hep azınlıkların kültür binaları değil miydi?


Edirne Devlet Türk Müziği Topluluğu Binası dış görünüm* (1998)

Örneğin genel sanat yönetmenliğim zamanında Vali Mehmet Canseven’in yönlendirmesiyle Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden 1997’de alınıp Edirne Devlet Türk Müziği Topluluğu’na devredilmesine ve devletten ödenek almadan yerel işadamları, kamu, asker ve özel kuruluşların katkılarıyla birlikte restore ettiğimiz 6 localı 250 kişilik orijinal salonu bulunan - bir zamanlar azınlıkların kültür merkezi sonra Türk Ocağı binası olarak kullanılmış, İzmir Hükümet Konağı benzeri- Edirne Devlet Türk Müziği Topluluğu binası böyle tarihi bir yapıdır.


Edirne Devlet Türk Müziği Topluluğu Binası salonu locadan görünüm* (1998)

Çok değil, yaşı 40’ın üzerine gelmiş insanlarımızın ilk kültürel anıları, böyle localı sinema salonlarında gerek film gerek konser izleyen, kimi zaman da adına balo denilen sosyal toplantılarda ortalıkta koşuşturan çocukluk resimlerine dayanmaktadır. O zamanlar sosyal davetler, sinema salonlarında balo adı altındaki etkinliklerde gerçekleştirilirdi.


Edirne Devlet Türk Müziği Topluluğu Binası üst loca görünümü*

Bu tarihi salonları “yıkılabilir” olarak görmek düşüncesinin altında; azınlıklar tarafından yaptırılması, o salonlarda bizim anılarımız değil de onların anıları olmasının etkisi var mıdır acaba?


Edirne Devlet Türk Müziği Topluluğu Binası alt localar görünümü* (1998)


Edirne Devlet Türk Müziği Topluluğu Bahçesi - Genel Sanat Yönetmeni Dr. Ayhan Sarı (1998)

* * *
Yeni yılın ilk günü TRT Haber kanalında Viyana Filarmoni Orkestrası’nın canlı konseri yayınlandı.

Bir ara gayrı ihtiyari kendi kendime sordum: “Konser mi izliyorum yoksa salonu mu seyrediyorum?” diye…

Bilinen ismiyle Viyana’daki “Altın Salon”…

“Salonun izleyiciye etkisini bizde kaç yerel yönetici veya koruma kurulu üyesi anlıyabilir?

Anlasa da para mı, sanat mı ağır basar?” sorusunu cevaplamaya çalıştım.

Yüzümde eleştirel bir tebessüm belirdi.

* * *

Localı konser-sinema mekanlarımızdan biri Biga Marmara Sineması ve 40 yıl öncesinin baloları…

Gardöroblarda özenle korunan en şık elbiselerin giyildiği bu baloyarda solo gitar, bas gitar, org, tunba ve bateri’den oluşan ve adına orkestra denilen gruplar müzik yaparlardı. Ağırlığı yakın dansa olanak sağlıyan slow müziklerden seçilmiş olan bir repertuarın seslendirildiği bu balolarda olmasa da annelerimiz yolda yürürken baş örtülerini başlarına mutlaka örterlerdi.
“Baloya gideceğiz” haberi söylendiği zaman evde bir sevinç dalgası oluşurdu. Bu eğlencelerde orkestra(!) müziğe ara verdiğinde bazı müziğe meraklı çocukların sahneye çıkıp çalgılarla oynadıkları, baterinin derisini patlatmasalar da gitardan tel kopardıkları görülmüştür…

Eminim ki ülkemizde böyle anılarda kendini bulan binlerce insan var.

Ve Çanakkale’nin o zamanlar 12 bin nüfuslu Biga ilçesinde, locaları bulunan tek katlı Marmara Sineması, bugün harap bir durumda da olsa yıkılmamış bir şekilde durmaktadır. Biga Belediye Başkanı ve Kaymakamı bu yazıyı okuyabilir mi? Okusalar da restore etmek isterler mi? İsteseler de ellerinden birşey gelir mi?.. Önünden her geçişimde içimde; anlatamadığım, mutlulukla hüznün arasında ifade edebileceğim bir şeyler kıpırdanır.

Çocuklarımıza, çocukluğumuzun ilk kültürel anılarını yaşadığımız mekanları anlatamıyor, gösteremiyorsak eğer:

Hangi yaşayan kültürden söz edebiliriz ki?

* * *
Tüm bunların ışığında yıkılması gündemde olan İstanbul Beyoğlu Emek Sineması ve Taksim sahnesinin hali…

Ve şehirlerimizdeki diğer tarihi salon yıkım örnekleri…

“Bir zamanlar vardı” sözü eskiden yapıldığı gibi bugün de “bir ah! ile” geçiştirilmeli mi?.

. . .

Bütün mesele yıkmamakta değil yıkmakta…
_______________________________________
Fotoğraflar: Ayhan Sarı
Yazı: Dr. Ayhan Sarı - 06 Ocak 2012




Hoşgeldiniz