Vefatının 77. Yılında bir yazısıyla Rauf Yekta’yı anmak… Fazlı Arslan*


Toplam Okunma: 2541 | En Son Okunma: 21.10.2017 - 15:47
Kategori: Değerlerimiz, Tarih ve Anılar

Bilindiği gibi Rauf Yekta 8 Ocak 1935 tarihinde vefat etti. Geride çok sayıda kitap ve makaleler bırakarak. Ölümünün 77 yıldönümünde, Allah’tan rahmet dileyerek kendilerini tekrar hatırlamak istedik. Aşağıda onun bir yazısının mukaddimesini vererek bu anma vazifemizi yerine getirelim dedik. Bu yazıyı okuduğumuzda merhumun yazı yelpazesinin genişliğini ve çok farklı sorunları hassasiyetle kendine dert edindiğini bir kez daha anlıyoruz. Rauf Yekta’nın Ati, Yeni Mecmûa, Resimli Kitap, Şehbâl, Resimli Gazete, Yeni Ses ve Vakit gibi çok farklı süreli yayınlarda yazdığını biliyoruz.

“Müzik Öğretmenlerine Rehber” başlıklı yazı dizisi de Harp Malulleri Mecmuası’nda çıkmıştır.

Bu yazıda Rauf Yekta, İstanbul’da ve türküleri derleme gezilerine çıktıklarında Anadolu’da müzik öğretmenlerinin müfredat programında kullanılan terminolojiyi anlamadıkları yönündeki şikâyetlerini ele alıyor. Duyarlıdır ve kayıtsız kalamaz, öğretmenlerin bu sorununa çözüm arar. Müzik öğretmenlerine, programda geçen yabancı kelimeleri öğretecektir Rauf Yekta. Yazı, mecmuanın ileriki sayılarında devam etmektedir ancak buraya sadece ilk yazıyı naklediyorum.

Bu yazıyı okurken o dönemin Anadolu öğretmenlerinin, mahrumiyetlerine rağmen meslek aşkını bir kez daha idrak ediyoruz. Yapılan alaturka-alafranga müzik tartışmaları da maalesef müzik eğitimcilerine hiçbir katkı sağlamamıştır. Yazıdan çıkardığımız bir başka husus, müfredatı yapanların muhatap kitleyi yeteri kadar dikkate almadan programı yazmış olmalarıdır. Yeterliliği bir ölçüde tartışılabilirse de bugün yapılan programların, komisyonlar tarafından uzun süren çalışmalar sonunda ortaya çıktığını biliyoruz.

O tarihlerde belli ki bir kesimin müzik politikaları müfredat programına da yansımıştır. Büyük ölçüde tercümeye dayanan temel müzik kitapları yazılmakta ve amacın ne ölçüde gerçekleşebileceği göz ardı edilmekteydi. Müzik öğretmenlerinin anlamadıkları kelimeleri açıklayacak bir başka kaynağın olmaması da mahrumiyetin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir.

Rauf Yekta bu mahrumiyet içerisinde Sanayi-i Nefise Encümeninin asıl vazifesini tekrar hatırlatması, dönemin müzik eğitimi politikalarındaki kaygan zemini bizlere tekrar hatırlatıyor. Müzik eğitimcilerinin anlayacakları müfredat programı hazırlanmasına ve bu programı anlamalarına yardımcı olacak ek kaynaklara ihtiyaç varken Sanayi-i Nefise Encümeni, Darülelhan’dan Türk musikisi tedrisatının kaldırılmasına teşebbüs etmekle meşguldür. Zaten bilinmektedir ki bir süre sonra sadece Darülelhan’dan değil tüm eğitim öğretimden Türk musikisi kaldırılmıştır.

Rauf Yekta’nın aşağıdaki yazısıyla sizleri baş başa bırakırken kendisine ve özellikle isimlerini andığı Sivas’taki öğretmenler Belkıs Hanım’a, Muzaffer ve İbrahim Bey’lere ve vefat eden tüm duyarlı eğitimcilere Allah’tan rahmet diliyorum.

Musiki Muallimlerine Rehber(1)

“Mukaddime

Bir müddetten beri günlük gazetelerde yapılan musiki münakaşaları şüphesiz en fazla musiki muallimlerini alakadar etmiştir. Bununla beraber öyle zannediyoruz ki cereyan eden münakaşalardan kendi mesleklerine ait bir takım istifadeli neticeler elde etmek ümidinde bulunan muallimlerimiz az çok hayal kırıklığına uğramışlardır. Çünkü musikinin alaturkası mı alafrangası mı meseleleri etrafında söylenen sözler, ekseriyeti itibarıyla “hissi” fikirler ve mütalaalardan ibaret kalmış ve mekteplerimizde şimdiye kadar intizamsız surette verilen ve özellikle her muallimin fikir ve mesleğine göre değişen musiki dersleri hakkında muallimlerimize rehberlik edecek ilmi bahislere temas edilmemiştir.

Gerçek şu ki musiki muallimlerinin elinde kendilerine rehber vazifesini ifa etmek üzere vaktiyle yapılmış bir müfredat programı vardır. Lakin bu programın gerek tanzim biçiminde gerek yazılış biçiminde öyle yolsuzluklar göze çarpıyor ki bunlar, o programdan, muallimlerimizle beraber talebenin de istifadesine mani oluyor. Hele ecnebi lisanlardan birini bilmeyen musiki muallimlerini bu programın birçok bahislerini hiç anlamadıkları muhakkaktır.

Sanayi-i Nefise Encümeninin vazifelerini açıklayan talimatnamede, mekteplerde musiki tedrisatının tanzimine dair bir fıkra bulunduğunu hatırlıyorum. Encümenin bu faydalı işle ciddi surette meşgul olması icab ederken Darülelhan’da alaturka musiki tedrisatını kaldırmaya teşebbüs etmesi musiki severlerimizi, bilhassa mekteplerimizde musiki derslerinin intizam altına alındığını görmeyi arzu edenleri bihakkın üzmektedir. Gerçekte Nazariyat-ı Musiki namı altında ortaya birkaç kitap çıkmıştır.

Ne fayda ki bu kitaplarda bulunabilecek malumat ile muallimlerimizin yukarıda bahsettiğimiz müfredat programındaki bahisleri anlayıp talebeye de anlatabilmeleri imkân haricindedir. Daha yüksek malumatı ihtiva eden Türkçe bir kitap ise üzülerek söyleyeyim henüz yazılmamıştır.

Şurası da bilhassa dikkate şayandır ki musiki muallimleri ecnebi lisanlardan birini bilseler de bu muhtelif bahislere ait malumatı topluca bir yerde bulamazlar ve binaenaleyh çok sayıda kitap tedarikine mecbur olurlar.

Nitekim geçen sene Eskişehir mekteplerinde musiki muallimi olan bir zat, aldığım bir mektubunda müfredat programında tesadüf ettiği Fransızca ve Almanca bir takım musiki ıstılahlarının manalarını anlayamadığından şikayet etmekte ve bunları izah eden Fransızca bir eserin kendisine tavsiyesini istemekte idi. Mecmuamız idarehanesine de bu mealde birçok mektuplar gelmektedir.

Halk şarkılarını toplamak için Darülelhan tedkik heyeti ile Anadolu’da en son yaptığımız seyahatte görüştüğümüz bütün musiki muallimlerini, aynı şikâyeti tekrar eder bulduk. Bilhassa Sivas’ta temas ettiğimiz muallim Belkıs Hanım ile Muzaffer ve İbrahim Beylerin mesleklerine olan şiddetli alaka ve bağlılıkları bilhassa dikkatimizi çekti. Bu gayretli muallimler bizim oradaki kısa ikametimizden istifade fırsatını kaçırmak istemediler. Biz de çok lütufkârlığını gördüğümüz Sivas Türk Ocağına karşı şükran borçlarımızı kısmen olsun ödeyebilmek için zaten ocak üyelerinden olan bu misafirperver insanlara programın en ziyade anlaşılmayan bahislerini izah eden birkaç ders verdik.

Şuna eminiz ki gerek İstanbul’da gerek Anadolu’da bulunan musiki muallimlerinin büyük bir ekseriyeti eldeki müfredat programını hakkıyla öğretecek malumatı haiz değillerdir. Bu sebeple bu zatları bir cihetten de mazur görmek lazım gelir. Çünkü programa bazen öyle ıstılahlar konulmuştur ki bugün Avrupa’da bile nadiren kullanılmaktadırlar. Bunlardan birini misal olarak zikredelim:

Programda “diskant” diye bir kelimeye tesadüf ediyoruz. Zannederiz ki bu kelimenin manası şimdiye kadar pek az musiki muallimi tarafından anlaşılmıştır. Çünkü musikide bir “diskant”, birde “diskantus” ıstılahları vardır ki birincisi Almanca ikincisi Latince’dir. Ve bunların manaları birbirine karışmıştır.

Almanlar arasında “diskant” kelimesi Fransız ve İtalyanların soprano adı verdikleri kadın sesleri manasına geldiği halde Latincenin “diskantus” kelimesi yine Almancada hem soprano sesleri manasını ifade etmekte hem de 12. asırda Avrupa’da ortaya çıkan çok sesli bir musiki türüne verilmiş bir özel isim olarak kullanılmaktadır.

Acaba müfredat programındaki “diskant” kelimesinden maksat bunların hangisidir? Mekteplerimizde musiki tarihi dersi okutulmadığına göre, Batı musikisinin 12. asırda kullandığı “diskantus” şekline dair musiki dersinde talebeye malumat vermenin münasebeti olamaz. Biz düşünelim de bu tabirden soprano seslerin kastedildiğini çıkarabilelim. Lakin maksat bu olduğu takdirde de herkesin bildiği ve anladığı soprano tabirini programa koymayıp da çoğunlukla Almanların bile kullanmadığı bir kelimenin kullanmasına ne mana verelim?

Bu misalimiz de gösteriyor ki müfredat programında musiki muallimlerinin, manalarını layıkıyla anlayamamakta haklı oldukları bir hayli tabirler bulunmakla beraber bu tabirleri kendilerine tamamıyla izah eden ellerinde bir rehberleri de yoktur.

Biz bu üzücü hakikati İstanbul’da iken de biliyorduk. Lakin Anadolu seyahatimiz esnasındaki intibalarımız bize gösterdi ki oralarda bulunan musiki hocalarımız böyle bir rehbere daha ziyade muhtaçtırlar. İşte gerek İstanbul gerek Anadolu’da vazife ifa eden muallimlerimizin bu ihtiyaçlarını tatmin etmek arzusudur ki bu makale silsilesini yazmaya bizi teşvik etmiştir.

Makalelerimizde müfredat programındaki bahisler mümkün olduğu kadar açık bir ifade ile açıklanacak ve adeta bir muallim, talebesine ders veriyor imiş gibi bir lisan kullanılarak hem muhterem muallimlerimizin malumatlarının teminine gayret olunacaktır.

Yazılarımızda mühim bir hususu daha dikkatlerden uzak tutmayacağız. Müfredat programında bahsedilmeyen birtakım musiki meseleleri vardır ki bunların millî musikimizle olan alakasına binaen muallimlerimizce bilinmesi çok lazımdır. Şark ve Garb musikileri hakkında esaslı ve mukayeseli bir fikir vermiş olmak üzere bu meseleleri de sırası geldikçe ve münasebet düşükçe izaha çalışacağız. Tevfik Cenab-ı Haktandır.”

Rauf Yekta
_____________________________________
* (Doç.Dr.) Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

(1) Harb Mâlulleri Mecmuası, c. 2, no: 9 (7 Kanun-ı sani 1927) s. 66




Hoşgeldiniz