Kyriakos Kalaitzidis: “Bizans sonrası 15-19.yy oriental dindışı müzik yazmaları” kitabı İstanbul Orient Enstitüsü tarafından yayınlandı…


Toplam Okunma: 4333 | En Son Okunma: 18.09.2021 - 06:55
Kategori: Kitaplar

Yunanlı araştırmacı Kyriakos Kalaitzidis’in (Selanik-1969) İstanbul Orient Enstitü tarafından yayınlanan ve 27 Ocak 2013 akşamı Enstitü’nün Taksim, Sıraselviler Kumrulu Sokak’taki binasında yapılan kitap tanıtım resepsiyonunda müzik ve bilim içiçeydi… Şehvar Beşiroğlu (kanun), Kyriakos Kalaitzidis (ud), Neva Özgen (kemençe) ve Yelda Özgen Öztürk (viyolonsel) sözkonusu kitabın döneminin tarihi ezgilerinden örnekler sundular ki Türk ve Yunan müziğinin birbiriyle akraba müzikler olduğuna, birbirlerinden ne kadar etkilendiklerine - yeni yayınlanmış tarihi kaynak notalar ışığında- bir kez daha tanık olduk…

Tanıtım resepsiyonunda takdim edilen Nazlı İpek Hüner tarafından çevrilmiş metni aşağıda aktarıyoruz:

Kyriakos Kalaitzidis: Post-Byzantine Music Manuscripts as a Sourcefor Oriental Secular Music (15th to Early 19th Century). Istanbuler Texte und Studien 28 (Orient-lnstitut İstanbul). Würzburg: Ergon Verlag, 2012.

Özet
Exoteriki mousike terimi - kelime anlamı ile harici müzik, Bizans sonrası müzik eğitmenleri tarafından kttis» dı«;ı müziği bertmek için yaygın olarak kullanılıyordu. Bu tur günümüzde genellikle seküler (dindışı) müzik olarak adlandırılıyor. Kiliseye ait müzik yazmaları Doğu’nun seküler müziğine ilişkin en önemli yazılı kaynağı oluşturuyor. Buna kanıt olarak kaynakların miktarı, kapsadığı zaman aralığı ve tür çeşitliliği, içerdikleri echoi, makam ve usûller, kaydettikleri besteci isimleri, kayıtları ve zengin içerikleri gösterilebilir. Kaynakların kronolojik kapsamı 15. yüzyıldan ilk seküler müzik seçkisinin basım yılı olan 1830′a kadar uzanıyor. Bölgedeki Ermeniler istisna olmak üzere, diğer topluluklar 19. yüzyılın ortalarına ya da sonlarına kadar bir notalara aktarma sistemi geliştirmediğinden bu kaynakların varlığı ayrıca önem kazanıyor. Araplar, İranlılar ve Türkler, 19. yüzyılın ikinci yarısında neredeyse eşzamanlı olarak porte üzerine işaretlemeyi kullanmaya başlıyorlar ve kendi müzik geleneklerindeki nota aralıklarının çeşitliliğini yansıtmak için ek olarak paralel geçiş işaretleri kullanıyorlar.

Kaynakların niceliği oldukça etkileyici: on dört müstakil yazma, on iki parça ve dini müzik elyazmalarının arasına dağılmış çok sayıda yaprak - hepsi birden değerlendirildiğinde kaydedilmiş seküler parçaları içeren toplam 4200 sayfa. Yazmalarda kaydedilen yaklaşık dokuz yüz elli eserde birçok anonim bestecinin yanı sıra Rum, Türk, İranlı, Arap ve Yahudileri de kapsamak üzere otuz beş farklı bestecinin ismi geçiyor. Kaynakların temel eseri, İstanbul’un - hem Osmanlı sarayının hem Fener Rumlarının - sanat müziğini içeriyor. Bazı besteler Doğu kaynaklı olmakla beraber bilinmeyen türlere aitler, bunların yanı sıra yazmalarda bazı Yunan halk şarkıları da yer alıyor. Tum bunlar bizi henüz bilinmeyen bestelere ve bilinen parçaların farklı versiyonlarına ilişkin aydınlatıyor.
Seküler müzik kayıtları kratemata türünün oluşumunun bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu tür dini ve dindışı müziği birbirine bağlayan ara bir form olarak seküler Doğu müziğinin Bizans melos üzerindeki etkisini mümkün kılıyor. Seküler parçaların yazılı olarak kaydedilmesi, başlangıçta dini yazmalar içinde tek yapraklar olarak ortaya çıkan ve kısmi olarak gelişen bir çaba idi. Ancak 18. yüzyıldan itibaren seküler müzik antolojileri ortaya çıkmaya başladı. Bu gelişmeye katkı sağlayan en önemli kişi Petros Peloponnesios’tur. Seküler müzik yazmalarını ortaya çıkaran katipler ile Bizans müzik yazmalarını yazan kişiler aynıydı: Rum - Ortodoks Patrikhaneye bağlı protopsaltoi ve lombadarii, müzik öğretmenleri ya da hieropsaltai, farklı seviyelere mensup ruhban sınıfı üyeleri, rahipler ve rahip sınıfından olmayan kimseler. Önde gelen isimlerin oluşturulmasında yer aldığı durumlarda, yazmaların güvenilirliği ve değeri artıyordu.

Seküler müziğin en önemli katipleri; Leontios Koukouzelis, Athanasios Katepanos, Kyprianos Hieromonk Iviritis, Kyrillos Marmarinos, Petros Peloponnesios, Gregorios Protopsaltes ve Nikeforos Kantouniares idi. Özellikle 16. ve 17. yüzyılda yazmaların önemli bir kısmı Athos Dağı’ndaki (Aynaroz) yazma atölyelerinde üretiliyordu, bunları takip eden iki yüzyılda Constantinople ve Tuna Prensliği de yazma üretiminde önem kazanmıştır. Petros Peloponnesios hem ünlü hem de önemli bir şahsiyetti. Petros Peloponnesios ilk seküler müzik koleksiyonunu derledi (MSS Gritsanis 3, LKP (dosya) 60, LKP (dosya) 137, RAL 937) ve Osmanlı saray müziğinin enstrümantal repertuvarının en kapsamlı kaydını yapmış oldu. Peloponnesios her besteyi makam, usul ve türü ile tanıtan ilk kişi oldu ve aynı zamanda bir çok bestecinin eserlerini kaydetti. Fener Rumları (Phanariot) şarkılarını bir tür olarak tanıtan ve antolojilerini derleyen ilk kişi de Petros Peloponnesios gibi gözüküyor.

Seküler müzik parçalarının kaydedilmesinin nedenleri arasında müzik zevki, estetik zevkler ve katiplerin öğrenme sevgisi sayılabilir. Tüm bu süreç boyunca kaydedilen eserler ve onlara ilişkin günümüze dek gelen yazmalar, psaltic çevrelerdeki müzik pratiklerini etkiledi ve kullanılmaları için yeni olanakları mümkün kılan koşullar yarattı. Bu gelişmelerin doğal sonucu daha sonraları gelen müzik eğitmenlerinin aldığı sistematik kayıtlar ve ilki 1830 yılındaki Euterpe olmak üzere, basılı müzik koleksiyonları idi. 19. yüzyılın başlarından itibaren seküler müzik antolojileri hem psaltic çevrelerde hem de onların çevresinde oluşmuş müziksever çevrelerde kullanışlı ve pratik birer eğitim malzemesi olarak görülmeye başlandı ve müzik eğitim programlarına dahil oldu.

Yazmaların tamamının 19. yüzyılın psaltic dünyasının metin ve kaynakları ile beraber ele alınması önemli tarihi ve sosyolojik çıkarımlara varmayı mümkün kılıyor ve Constantinapolis’in düşüşünün ardından yaşanan ruhani uyanış ve Modern Hellenizmin dışa vurumunu gözler önüne seriyor. İçerik her ne kadar ilk bakışta heterojen görünse de psaltic dünyanın Doğu müziğini tanıdık olarak gören algısı içinde değerlendirilmeli.

Psaltaive katipler kendi estetik algıları ve bilgileri doğrultusunda Doğu müziğini kendi Bizans ve Bizans sonrası kültürel miraslarının bir parçası olarak görüyorlardı. Yaygın anlayışa göre Rum olmayanlar kendi müziklerinde Rum geleneğinin bir çok özelliğini korumuşlardı. Psaltai ve katiplere göre Rum müzik geleneği Doğu’daki benzer müzik geleneklerinin oluşmasına ve gelişmesine sebep olmuştu. Bu görüş, dönemin ideolojik çerçevesine ve müzik eserlerinin kaydedilme sebeplerine ışık tutacak nitelikte ve nicelikte metinlerden oluşan zengin 19. yüzyıl kaynaklarında ısrarla vurgulanmıştır. Ancak bu yaklaşım onları milliyetçi duyguların hakim olduğu geç 18. yüzyıl ve erken 19. yüzyılda görülen devrimci içerikli vatansever şarkılar bestelemekten alıkoymamıştır.

Müzik formları göz önüne alındığında bu kaynaklar yeni verilerle beraber müzik formlar» hakkındaki bilgimizi genişletiyor, gelenekleri ve başka bir çok konuyu aydınlatıyor. Yazma geleneğinin kayıt altına aldığı dört yüzyıllık dilimdeki farklı zaman aralıklarındaki eğilimler ve gelişmeler gözlemlenebiliyor. Kaynaklar halk şarkılarının, Osmanlı saray müziğinin farklı türlerinin. Fener Rumlarının şarkılarının ve herhangi bir kategoriye girmeyen tüm diğer bestelerin günümüze ulaşmasını sağlıyor.

Halk şarkıları yalnızca 16. ve 17. yüzyıl yazmalarında bulunuyor. Bu açıdan özel olarak değerliler ve melodi, müzik formu, dil kullanımı açısından da benzerlik gösteriyorlar. Söz konusu benzerlikler 1453 yılında Constantinople’in düşüşüne kronolojik yakınlıkları ile beraber ele alındığında, bu şarkıların muhtemelen tamamen Bizans şarkıları olduğunu ya da en azından Bizans döneminden çok yoğun bir biçimde etkilendiğini söylemek mümkün oluyor. Bu şarkıların ortaya çıktığı ya da kağıda aktarıldığı dönemde, halk şarkıları 19. yüzyılın sonlarına değin sözlü gelenek ile aktarılan ve bu dönemde yazılı veya sesli kayda geçirilen güncel halk şarkılarına nazaran daha uzun ezgiler ile ayırt ediliyordu. Son olarak, yazmalardaki şarkılardan birinde (Xaıp£o0£, Kdnnot, xaip£00e)( kratemata’ıun genelde kalophonic mathemata’da görüldüğü şekilde araya girmesi dikkate değer.

Osmanlı saray müziğinin alt türleri enstrümantal (peşrev, saz sema’i, taksim ve seyir) ya da sözlü [kar, beste, sema’i (ağır ve yürük) ve şarkı)o\arak sınıflandırılabilir. Bizans sonrası müzik yazmalarındaki Bizans parasimantikisinöe yüz kırk dört peşrev, kırk beş enstrümantal sema’i, on iki taksim, yetmiş bir seyir, dokuz kar, otuz sekiz beste, yirmi yedi vokal sema’i ve otuz altı şarkı bulunuyor. Kaynakların bu türlerin daha yakından anlaşılmalarına katkısı iki farklı açıdan ele alınabilir. Yeni eserlerin keşfedilmesi mevcut repertuarın genişlemesini sağlıyor ve müzik formlarına ilişkin mevcut bilgileri zenginleştiriyor. Kaynaklar, eserlerin bölümlerinin düzenlenmesine ve türlerin birbirine benzeyen ya da birbirinden ayrılan yapısal özelliklerine ilişkin bilgi veriyor.

Dikkate değer bir form, terennüm, Bizans formlarından kratemata ile benzeşiyor ve vokal türlerin formunu biçimlendirip güzelleştiriyor. Burada önemli diğer bir nokta ise - dönemin diğer kaynakları ile kıyaslandığında görüldüğü gibi- Petros Peloponnesios’un Osmanlı saray müziğine ilişkin derin bilgisi.

Fener Rumlarının (Phanariot) şarkıları Neo-Hellenic sanat eserlerinin özel bir türünü oluşturuyor. Bu şarkılar, bestekarlarının ya da söz yazarlarının İstanbul’daki Phanari (Fener) mahallesinde yaşamasından veya oradan gelmeleri nedeni ile bu isimle anılıyorlar. Arap mofcomlarının asimilasyonu, Bizanslı echoi ve Fransız şiir üslupları ile karışmaları değişik sonuçlar doğuruyor. Yaklaşık 1770 senesinde Petros Peloponnesios Fener Rumlarının (Phanariot) şarkılarının ilk müzik antolojisini derliyor ve görünüşe göre bu derlenmiş en eski antoloji. Fener Rumlarının (Phanariot) şarkıları çok çeşitli makamlarda olmakla beraber az sayıda usullardan oluşuyor. Düyek, yürük sema’i, aksak sema’i, frengi ve diğer usullerde şarkılar da olmakla beraber, şarkıların çoğu sofyan usulünde. Formlar genellikle kısa ve iki kısımdan oluşuyor. İkinci kısım Constantinople sanat müziğinin sözlü türlerindeki miyana benzerlik gösteriyor. Fener Rumlarının (Phanariot) şarkıları müziğe kıyasla söze daha fazla ağırlık veriyor.

Kayıtlar arasında herhangi bir türe ya da geleneğe ait olmayan ve sınıflandırılmayan eserler de yer alıyor. Bu eserlerin her biri kendi içinde ele alındı. Ele alınan dönemde makamların kullanımı, echoi ve makamların uyuşması ve usullerin bestelerdeki işlevleri hakkında ayrıntılar incelendi. Echoi ve mofromların uyuşması kritik bir değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Bazı durumlarda günümüzün dini ve Doğu müziğinin teorik sistemlerini anlayışına ilişkin problemler çıkıyor. 15. yüzyıldan 17. yüzyılın sonuna dek katipler eserlerin başında martyriaöa ya da yazılı olarak sadece echos’u veriyor, makam ya da usule ilişkin herhangi bir referans yer almıyor. 18. yüzyıldan 1830 a kadar olan ikinci dönemde niteliksel bir fark ortaya çıkıyor. Her bestenin makam, usul ve türü veriliyor ve bu çok daha net tanımlara ulaşmamızı sağlıyor.

İki yazma haricinde (LKP (dosya) 60 & LKP 2/59a), kaynaklarda geçki veya şedd gösterilmiyor. Geçki ilişkin sonuçlara ancak phtorainin takip edilmesi ve her bestenin melodik niteliğinin gözlemlenmesi ile ulaşılıyor. Gregorios Protopsaltes LKP (dosya) 60′taki gösterimine kıyasla, LKP 2/59a parçasında diğer makamlara geçişi gösterimini geliştiriyor. Gregorios Protopsaltes, eserinin eğitim amaçlı kullanılması olasılığını göz önünde bulundurarak daha analitik ve betimleyici bir yaklaşım izliyor.

Dini müziğin yazmalara geçirilme şekli, repertuarın organizasyonu üzerinde de etkili oluyor ve düzenleme kriteri sekiz echoi olarak kalıyor. İlk kapsamlı müzik derlemesinin oluşumu ile bestelerin çoğu echoi ve alt bölümlerine ya da bunlara karşılık gelen makamlarına göre düzenleniyor. Usul, dini ve dindışı Rum müziği teorisi ve pratiğinde az bilinen bir kavram olarak uzun süre meçhul bir alan olarak kalıyor. Seküler müzik katipleri usule pek aşina görünmüyorlar, buna bir istisna olarak yine sadece Petros Peloponnesios gösterilebilir. Kendi kaleme aldığı yazmalardaki en eski usul belirtmeleri kelimeler ile açıklayıcı semboller kullanılmadan yapılmış. Özellikle bestelerde ritmi göstermek üzere 01 sembollerinin kullanımı ilk olarak MS Gritsanis 3 (f.203r)’de görülüyor. Kaynaklarda genellikle sadece iki usul, sofyan ve yürük sema’i, bu sembollerle gösterilmiş. Usullerden ilki tutarlı bir şekilde ö 2 olarak yazılmış ve düm te ke olarak okunuyor, ikincisi ile üç farklı ancak birbirine benzeyen formda gösteriliyor: 626 i, Ö226i&6ii6ive hepsi düm tek tek düm tek olarak okunuyor. Usuller yalnızca bestelerin ritmik kompozisyonlarını oluşturmakla kalmayıp aynı zamanda besteyi oluşturan parçaların sınırlarını tanımlayarak sürelerini belirliyor. Usullar eserin parçalarını tanımlayıp sürelerini belirlediğinden exegesis büyük oranda kolaylaşmış oluyor.

Sekuler parçalar oldukça basit bir formül ile - eski vokal işaretlerinin sürelerinin ikiye ya da dörde katlanması ile- heirmologic tarzda yazılıyor. Kratemata türünün ortaya çıkması ve yaygın olarak kullanılması besteciye daha geniş bir özgürlük sağlıyor ve seküler parçaların kağıda dökümüne uygun bir alan hazırlıyor. Eski ve yeni metot ile yazılmış ve günümüze dek gelmiş eserlere karşılaştırmalı olarak bakıldığında ya da eski metot, porte ya da sayısal notalar gösterimde Bizans’a ait porosimantikin’m stenografik doğası görülüyor. Katiplerin sıkça kullandığı sessiz işaretler psephiston, antikenoma, vareia, piasma, lygisma ve daha seyrek olarak da poraklitiki, eteron, apoderma, omalon ve parakalesma’dır.

(Nazlı İpek Hüner tarafından İnglizce’den çevrilmiştir… )

Resepsiyon’dan fotoğraflar:


27 Ocak 2013 kitap tanıtımı: Kyriakos Kalaitzidis konuşması


Konserden bir an


Kyriakos Kalaitzidis - Ayhan Sarı




Hoşgeldiniz