Kişisel İfade Özgürlüğü: Modern Müzik… Tuğba Aydın Öztürk(*)


Toplam Okunma: 2216 | En Son Okunma: 29.05.2017 - 10:20
Kategori: Yazılar

Teknik anlamda bakıldığında Yeni Müziği eskisinden ayırt eden özellikler şu şekilde sıralanabilir: İnsan sesi için yazılan eserlerin azalması, çalgı bestelerinin ezgi temeline oturtulmaması ve tam tekrardan kaçınılması, sık ve hızlı armonik değişimler, karmaşıklaşan ve daha detaylı hale gelen ritim kullanımı, vurmalı sazlar ve dışındaki tüm enstrümanların vurumsal kullanımı ve büyük konser salonlarının terk edildiği deneysel performanslar…

Kişisel İfade Özgürlüğü: Modern Müzik… Tuğba Aydın Öztürk(*)

XX. Yüzyıl müziğini geçmişle olan bağından koparan etkenler nelerdir? Besteci, her daim içinde bulunduğu dönemin şartları ile üretir ön kabulü ile hareket edildiğinde bu yüzyılı diğerlerinden farklı kılacak ne gibi gelişmeler olmuştur ve olmaktadır? Teknik ve estetik farklılık yaratma çabası, bestecinin özgün ve özgür olmak istediği modern dünyanın kökleriyle birleşmekte ve post modernliğe doğru ilerlemektedir. Ne anlatıldığından çok nasıl anlatıldığının önem kazandığı sanat ve estetik dünyasında XX. Yy bir milat mıdır?

Müzikte modernleşme ya da “modern müzik” arayışı eskinin klasik tonal müzik kurallarına ve bu kuralların kısıtlayıcılığına bir tepki veya alternatif olarak 20. yy’ın başlarında kendini gösterir. Modern müzik bestecilerine göre müzik; yeni olanı söyleyebilmek adına eskiden kopuş yaşamalıdır. Müzik yüzyıllar boyu kendi içinde değişim ve devinim yaşamıştır, fakat bunu her zaman eskiden kopmak adına yapmamıştır. Dönemin kültürel, siyasi, ekonomik, toplumsal şartları ışığında kendiliğinden bir döngüsellik içinde aktarımlar ve yaratımlar süregelmiştir. Bu yüzden muhakkak 20. yy bestecilerini tonsuz müzik arayışına iten ya da kuralsızlığın baş tacı edildiği bu dönemi hazırlayan sebepler vardır. Çoğu kez bu sebepler dönemin sosyo- ekonomik şartlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Yani modern ya da çağdaş müzikte kişiselliğin ön plana çıktığı 19. yy’da kapitalist üretim ilişkilerinin etkilediği çağdaş bestecilerle durum ortaya konmaktadır. Merkezi iktidar kavramının göbeğindeki tonal armoniye karşılık kişisel ifadenin önem kazandığı, merkeze varmayan atonal ya da çok tonlu(politonal) yaklaşımlar.

20. yy müziğinde ortaya çıkan akımlar; İzlenimcilik, 12 ton müziği, tüm dizisellik (total serializm), Yeni Klasikçilik, Gelecekçilik, Gürültücülük, Mikrotonal Müzik, Elektronik Müzik ve Rastlamsal müziktir (Dürük, 2009;208). Teknik anlamda bakıldığında Yeni Müziği eskisinden ayırt eden özellikler şu şekilde sıralanabilir:

İnsan sesi için yazılan eserlerin azalması, çalgı bestelerinin ezgi temeline oturtulmaması ve tam tekrardan kaçınılması, sık ve hızlı armonik değişimler, karmaşıklaşan ve daha detaylı hale gelen ritim kullanımı, vurmalı sazlar ve dışındaki tüm enstrümanların vurumsal kullanımı ve büyük konser salonlarının terk edildiği deneysel performanslar modern müziğin belli başlı dayanaklarıdır.

Besteciler yukarıda sayılan akımlardan birkaçına uygun eserler üretmelerinin yanı sıra çağdaşları bir yana kendilerini bile yinelemekten kaçınırlar.

Batı müziği dünyasında modernizm denildiğinde öne çıkan temsilciler; Arnold Schoenberg, Alban Berg, Anton Webern, Olivier Messiaen, Pierre Boulez, Luigi Nono, Bruno Maderna, Luciano Berio, Igor Stravinsky, György Ligeti, György Kurtag,Hohn Cage gibi isimlerdir.

Modern Müzik Üzerine Görüşler;

“Çalınmamayı göze alırsanız yazarsınız… Tasarım her zaman gerçekleştirmenin önünde olacaktır. Gelişme başka türlü zorlanamaz” (İlhan Usmanbaş)

Arnold Schoenberg yenilikçi sanatın yapması gerekeni şu şekilde tanımlar: “geçmişin anlayışına ve geleceğin önsezisine sahip olmak”. Stravinsky ise; “Gelenek geçmişin yinelenmesini ima etmek şöyle dursun, sürüp gidenin gerçekliğini varsayar… Bir yöntemi ödünç almanın bir geleneğe uymakla hiçbir ilgisi yoktur. Bir yöntem, bir başkasının yerine konur; bir gelenekse, yeni bir şey üretmek üzere ileri götürülür. Gelenek böylece, yaratımın sürekliliğini sağlar”(Dürük; 2009, 211)

Filiz Ali modern müzik üzerine yazdığı makalede Yeni müziğin dinleyici gözünde dinlenmesi zor, ya da dinleyicisiz müzik gibi tabirlerle tanımlandığını belirtmiş ve eklemiştir: “… Çağımızın müziği, günümüz dinleyicisi için neredeyse hep “anlaşılmaz müzik” olarak görülmüştür.” Besteci Luigi Nono, yenilik ararken teknik konuların estetik konusunun önüne geçtiğini savunur ve – biz estetik konuları göz ardı etmek pahasına kendimizi besteleme tekniklerinin içine hapsettik- ifadesini kullanır. Yeni müziğin dinleyici açısından kabulünün neden zor olduğunu süregelen alışkanlığın dışına çıkamama ya da teknik nedenlerle açıklamaya çalışan besteciler olmuştur. Alban Berg’in yazdığı “Schoenberg’in Müziğini Anlamak Neden Bu Kadar Zor”(1952) isimli denemesinde sorunun müziğin mantıksız olmasından değil, eserlerindeki ilk on ölçüde dakikalarca sürebilecek bir eseri oluşturacak yoğunluktaki motifsel dönüşümlerin ve armonik gelişimin yer almasından kaynaklandığını belirtir. Dahası o dönemin bestecileri eserlerinin yeterince çalınmadığından ve haliyle halka ulaşamadığından şikayet etmektedirler.

Ülkemizde modern müziğin gelişimi ise modernizmin içinde barındırdığı çoğulculuk ilkesiyle açıklanabilir. Avrupa’da kuralları yüzyıllar içinde geliştirilmiş ve temelli bir Batı müziğinin ardından yenilik arayışları sürecine girilmiş ve Türk besteciler Batı müziği ile geçiş sürecinde iken tanışmışlardır. Türk beşleri diye isimlendirilen Cemal Reşit Rey, Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kazım Akses ile Türkiye’de Batı müziği çalışmaları başlamaktadır. Bu isimlerin eğitimlerini Avrupa’da tamamladıktan sonra eserlerinde ulusalcı bakış açısıyla, kendi geleneksel ve halk müziği motiflerinden faydalandıklarını söylemek mümkündür. İkinci kuşak besteciler de ise bu yaklaşım terk edilerek Batılı çağdaşları ile benzer müzikler ürettikleri görülmektedir. Bülent Arel, İlhan Mimaroğlu, Ertuğrul Oğuz Fırat, İlhan Usmanbaş gibi isimleri bu kategoriye koymak mümkündür. İlhan Usmanbaş’ın konuyla ilgili fikirleri şu yöndedir: “Kültür olarak daha evrensel meraklarımız vardı; kendi kültürümüzün bölgesel yanı üzerinde çok az duruyorduk. Kaldı ki yerel müziğimiz üzerinde ciddi ve sağlam inandırıcı çalışmalar da yoktu. Yerel senfoniler yazıp bunun bir son olduğunu düşünecek kadar da saf değildik. Oysa çevremizdeki bütün müzikçiler, müzikseverler böyle bir Türk Müziği bekliyorlar, bunu marifet sayıyorlardı. Sağlam bir eleştirisel ortam yokluğu, gerçek dünya ilişkilerinin azlığı iki arada kalmamıza neden oldu, fakat ucuzluğa da düşmemeye çalıştık.”

İlk kuşak bestecileri takip eden Muammer Sun, Yalçın Tura, Nedim Otyam, Nevit Kodallı gibi bestecilermizin de bulunduğunu belirtmek gerekir.
__________________________________________

(*) İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Müzikoloji ve Müzik Teorisi Doktora

Kaynakça:

E. Filiz Dürük, “Modern Müzik Bestecilerinin Yenilik Arayışlarında Geleneğin ve Dinleyici Etkeninin Yeri”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 2009 Sayı: 9

İlhan Usmanbaş, Orkestra Dergisi, Sayı:103

Evin İlyasoğlu, İlhan Usmanbaş: Ölümsüz Deniz Taşlarıydı, 2000

Filiz Ali, “Dinleyicisiz Müzik Karşısında Dinleyicili Müzik”,2010
( www.filizali.blogspot.com adresinden alınmıştır)

Mesut Erdem Çöloğlu, “ Çağdaş Türk Bestecilerinin 20. Yy Müziğinin Modernist Anlayışlarıyla Etkileşimi”, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2005




Hoşgeldiniz