Harput müziğine bir bakış… Şemsettin Taşbilek


Toplam Okunma: 2580 | En Son Okunma: 29.03.2017 - 04:42
Kategori: Yazılar

Harput çok eski bir yerleşim yeri. M.Ö 2000’li yıllara, Hurriler’e dayanan bir geçmişi var. Kelime anlamı Taş Kale demektir. Şu anki Elazığ’ın eski yerleşim alanıdır, Elazığ’lıların Yukarışehir’i!.. 1834’te ulaşım güçlükleri ve kale şehirlerinin anlamını yitirmesiyle vilayet merkezi, kalenin hemen 4 km altındaki ovaya taşınır. Eski adıyla Mezire’ye… Padişah Abdulaziz zamanında taşındığı için yeni şehre “Mamuratül Aziz” adı verilir. 1871’de şehrin ismi “Elaziz” olur…

“Nakış nakış işleyip, ürettiler nağmeyi,
Sebilillah gözünden kana kana içtik biz,
Atalardan yâdigar kulağımız âşina,
Fasıl fasıl eserler, sıra sıra geçtik biz…”

“Şu Harput’un sesleri yakar kalbim dimağım,
Ses verdikçe maziden kurur dilim damağım,
Şarkı, türkü, hoyratlar, divan, gazel, mayalar,
Çayda çıra’da hele tutmaz elim ayağım…”

İşte böyle;
Harput Müziği!…
Harput?..

Harput çok eski bir yerleşim yeri.
M.Ö 2000’li yıllara, Hurriler’e dayanan bir geçmişi var,
Kelime anlamı Taş Kale demektir.
Şu anki Elazığ’ın eski yerleşim alanıdır, Elazığ’lıların Yukarışehir’i!…

1834’te ulaşım güçlükleri ve kale şehirlerinin anlamını yitirmesiyle vilayet merkezi, kalenin hemen 4 km altındaki ovaya taşınır. Eski adıyla Mezire’ye…
Padişah Abdulaziz zamanında taşındığı için yeni şehre “Mamuratül Aziz” adı verilir.
1871’de şehrin ismi “Elaziz” olur.
1937’de Atatürk’ün Elaziz’e gelişinde ise arzusu üzerine Elazık, veya şimdiki telafuzu ile Elazığ adını alır.

Bolluk memleketi anlamındadır. 2013 itibariyle şehir merkezi nüfusu 400 bine yaklaşıyor. Vilayet nüfusu 600 bine yakın. 1085 yılından bu tarafa kültürel anlamda işgal görmemiş bir Türk yurdu. Doğu Anadolu’da bir huzur, istikrar ve kardeşlik kenti.

Elazığlılar yöre mahalli müziğini “Harput Müziği” olarak isimlendirirler.
Doğru bir kavram.
Gerçekten öyle.
Sanki Türk Müziği’nin tam tekmil bir geleneksel şubesi, bence orjinal ana kaynağı, damarı!

…Sene 1937, 17 Kasım,
Atatürk Elazığ’dadır.
Akşam Halkevi’nde onuruna verilen yemekte Elazığ’ın üstad mahalli sanatçılarından Hafız Osmen Öge, Mehmet Akar (Kore Mamo), Şükrü Canaydın ve diğerleri kendisine yöre ezgilerinden bir program takdim ederler, Harput Divanı, Nevruz Gazel ve türküler….;

“Aş yedim dilim yandı
Köz düştü kilim yandı
Ben kilimi kayırmam
Bahçede gülüm yandı”

…İcra devem ederken Atatürk programı durdurur, bir daha çaldırıır, sonra;
- Bu ne güzel ezgilerdir, ne güzel güfteler, eski türkçe sözler böyle…. Ve devam eder;

“Nerden öğrendiniz bu türküleri?
Kimler bestelemiş bu nağmeleri?
Söyleyin öğretin unutulmasın,
Yetiştirin sizden sonrakileri.”

Cevap şöyle gelir mahalli sanatçılardan;

“Paşam biz kalktık atalar beyler,
Horasan erleri okurmuş derler,
Arukoğulları Sarayları’nda
Mehteran çalarmış tarihler söyler.”

…Mahalli Sanatçı Emekli Albay Lokman Tasalı’nın dizeleriyle, İşte Harput Müziği;

Çalgılar klasik, eserler nağmekar, melodleri sanatlı , curcuna usûl yaygın, türküler çok zaman ağır ve deruni, hayatın değişik konularına vurgu yapar, insanının yaşam anlayışına uyumludur, oyunlar endamlı, sertliğe yer verilmez, giysiler sade ve zevkli, uzun havalar yakıcı.

Harput Müziği’nde eskiden beri bağlama ailesi sazlar kullanılmaz.
Geleneği öyle;

Kemane (yani keman), ud, kanun, çığırtma, zurna. davul, tef, elbana.. Sonraları klarnet, cümbüş…Askeriye’den yöreye intikal eden klarnet öyle sevilir ki yörede, kendine has bir üfleyiş tarzı oartaya çıkar! Hele yörenin düğün çalgıcılarının (Mehmet Şerif Çaça gibi, bir kısmı “aşıklar” olarak bilinir) oyun havalarındaki kıvrak icralarıyla!… Öyle ki, şimdi Elazığ’a klarnet şehri diyenler var!…

Yani Harput Müziği tam bir Türk Müziği Harmanı; klasik çalgıları, halk ezgileri, beste türü nağmekar şarkı ve gazelleri, tasavvuf eserleri, saz eserleri ve hatta kahramanlık türküleriyle…

Bu nedenle;

“Şarkı, türkü, hoyrat, gazel
Nağmeleri sade güzel,
Türk Müziği sever isen,
Bir de birgün Harput’a gel”

…dememiz çok normal.

Yazılı doküman olarak Harput Müziği hakkında 10’ları bulan kitaplar var..
İlk notalı dokümanlara 1936 yılında rastlıyoruz. “Harput Yollarında” bir şaheser!…
Son yayımlanmış güncel kaynak kitaplarda (Elazığ-Harput Havaları -2009, Elazığ Müzik Kültürü-2012) 340 Elazığ ezgisinin nota ve tam güfteleri, mahalli sanatçıların hayat öyküleri, Harput Müziği hakkında geniş araştırma-inceleme bilgileri ve arşiv fotoğrafları verilmiş.

Eser çeşitliliği ve makam yapıları dikkat çekici;
İbrahimiye’si, Nevruz’u, Elezber’i,Tecnis’i, Saba’sı, Dağ-ı Hüseyni’si ve diğer özgün makamları…
Peşrevi, Çaydaçırası ve diğer yaygın kabul görmüş oyun havaları, ülke çapında bilinen ilahileri ve Türk Sanat Müziği repertuarına geçmiş şarkı misali ezgileri, Yemen türküsü (Havada bulut yok) ve “Mamoş” türküsü misali ağıtlarıyla da bir başka sevmişiz Harput Müziği’ni.

Hüseyni Makamı’nı belki de en iyi tanımlayan şehirdir Elazığ – Harput.
“Sinemde bir tutuşmuş” türküsünün TRT Türk Sanat Müziği Hüseyni Fasılları’nın en vazgeçilmez eseri olduğunu hatırlarsak, ne demek istediğimiz net anlaşılır!…

Ritmik Hoyrat diyarıdır Harput – Elazığ.
Fuzuli’nin 11 adet gazelinin nağmelerle yaşatıldığı bir yöremiz.
Harputlu divan şairlerinin gazelleri de bir başka yaşar yöre nağmelerinde;

“Ey dil ne durursun demidir başla figane, çün andelibane
Har oldu gülistan-ı visal döndü hazane, kar yağdı çimene”…(Mustafa Sabri Ef.) gibi.

Divanlar, Şirvan’lar, İsfahan’lar, Şiraz’lar, Balam’lar, Versak’lar, Beşiri’ler… Harput Makamları, kavramları… hep Horasan’a vurgu yapar, tarihi köklere, hatırlara!…

“On kerre sana demedim mi sevme dokuz yar” , “İsfahan’da bir kuyu var” adlı yöre türküleri Bursa’nın Hacivat-Karagöz gölge oyununa bile müzik olmuş…

Sadettin Kaynak, Hafız Burhan, Celal Güzelses, Fahri Kayahan, Müzeyyen Senar ve diğerleri, Türk Müziği’nin kayıtlı dönem zirveleri… “Sinemde bir tutuşmuş, Esmerim kıyma bana, Sigaramın dumanı yoktur yarin imanı, Ay doğdu batmadı mı, Yüksek minare, Şu dağları delmeli…” gibi Harput türkülerini öyle güzel işlemişler ki - okumuşlar ki, sanki Harput Kayabaşı’nda hissedersiniz kendinizi!… Usta bestekaâr Sadettin Kaynak’ın bu nağmelerden ürettiği “Batan gün kana benziyor”, “İşte seni seven benim” gibi ünlü Muhayyer şarkılar da bir başka yakar içimizi!…

Harput türkülerinde güfteler anlamlı, çeşitli ve bol, maniler cinaslıdır.

“Gamzedeler,
Gam vurur gam zedeler,
Sinemi ok delemez,
Delerse gamze deler. ”

…En ünlü cinaslı manisi Harput’un. Böyle kuvvetli, katlı cinas barındıran bir maniye şu ana kadar hiçbir dokümanda rastlamadık!.. Elazığ’ın en güzel hoyratlarından olan Gelin Hoyratı’nın (Şirvan Hoyrat) güftesi olarak makara bantlara, plaklara geçmiş, dillerde gönüllerde belki yüzyıllardır!…

Yöre ağzı ve tavrı kendine hastır.
Hoyrat okurken “Ah Hele Gurban, Ah balam, Ah Ağam, Ah Oğul…” diye başlayan bağlantılar çok önemli.
Harput fasılları arasında zaman ve ezgiye uygun “yöre şiirleri” okunması bir gelenektir.

Yörenin ilk ses kayıtları 1930’lu yıllara aittir.
Bilinen en bilge kaynak kişisi Hafız Osman Öge’dir.
Kövenkli Hafız Mustafa Süer, Mehmet Akar (Kore Mamo), Vasfi Akyol, Sıtkı Demirci, Şükrü-Mevlüt Canaydın, Şıhacılı İzzet Yetiş, İçmeli Sabri Çavuş, Enver Demirbağ, Kemal Yeniceli, Paşa Demirbağ, Hüseyin Yetkin, Abbas Bakır, Mehmet Aslankaya ( Kör Hafız, Cümbüşçü), Ahmet Tasalı, Lokman Tasalı, Hüseyin Sekü (Ud-Cümbüş), Nihat Kazazoğlu (Ses, Öğretici), Mehmet Parlaksu, Abdulkadir Bay diye devam eden ustalar yetişmiştir.

Günümüzde de makama aşina geleneksel sanatçılar mevcuttur; Ali Öner, Zülfü Demirtaş, Osman Bulut, Şemsettin Taşbilek (Ud-Ses), Hasan Öztürk, Adnan Çilesiz, Mustafa Aksu, Yalçın Turhan, Hamza Bulut, A.Fatih Eren (Kanun), Kenan Çimtay (Keman), Hasan Yahyagil (Klarnet), Yavuz Örnekçi (Cümbüş-Ud) ve diğerleri…

Fakat yöre ezgilerini ileriki kuşaklara aktaracak geleneksel yaşam alanları bir bir ortadan kalkmaktadır.
Nerede o Harput Peşrevi ile başlayan eski mahalle ve köy düğünleri, kürsübaşları, ocakbaşları; hatta uçsuz bucaksız meralarında, bağmancı güzergahlarında elin kulağa atıldığı, hoyrat ve uzun havaların yankılatıldığı köy yaşantıları?…

Şimdi sadece bazı dernekler, sivil, belediye, devlet korolarımız ile bazı özel meraklı mahalli sanatçılarımız bu ezgileri eski bantlardan dinleyerek ve notalardan çözümleyerek icra etmeye çalışıyor!..

İnşallah değişik yöntemlerle de olsa bu tarih hazinesi eserlerimiz unutulmayacak, yaşayacaktır!..

Çünkü;
“Bir milletin ezgilerini yakanlar, kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür” demiş ünlü düşünürler!…




Hoşgeldiniz