Rauf Yektâ Bey’in “1932 Kahire Şark Musikîsi Kongresi”ne dâir notları… -III-


Toplam Okunma: 1728 | En Son Okunma: 29.03.2017 - 03:12
Kategori: Kongre.simp.panel, Tarih ve Anılar

RAUF Yekta Bey’in, “1932 Kahire Şark Musikisi Kongresi” ne dâir notlarını ihtivâ eden hâtıra defterinin 13 Mart 1932 gününe kadar olan satırlarını (28 sayılı nüshamızda belirttiğimiz esaslar dahilinde) nakletmiştik. Rahmetlinin 23 Zilka’de 1308 târihinde (milâdi 30 Haziran 1891) yâni yirmi yaşında iken çekilmiş yine nâdide bir fotoğrafı ile bezemiş olduğumuz bu nüshamızda da 14, 15, 16, 17 ve 18 Mart 1932 günlerine âid notlarını yayımlıyoruz. Rauf Yektâ Bey, sabahtan Mesud Bey ve eşi Berin Hanım ile birlikte, Kahire’ye oldukça uzak bir yerdeki meşhûr hayvânât bahçesine gittiklerini kayd ile, iki buçuk saat zarfında orada görebildikleri çeşitli hayvanlara dâir bir hayli mâlûmat verdikten sonra, bugüne âid notlarına şöyle devâm ediyor:


Rauf Yekta Bey 20 yaşında - 30 Haziran 1891

Rauf Yektâ Bey’in “1932 Kahire Şark Musikîsi Kongresi”ne dâir notları… -III- İsmail Baha Sürelsan

14 Mart 932 - Pazartesi:

«Yemekten sonra (öğle yemeği) Mesud’un geçen sene oturduğu otele gitmek istedik. Gaayet süratli bir şehir şömendöferi ile bir çeyrekten ziyâde mesâfede ve adeta Kahire’nin hâricinde yeni teşekkül etmiş fevkalâde latif ve cidden şâhâne binâlardan, daha doğrusu saraylardan müteşekkil bir şehir. Şaşırdım kaldım. Otelci kadın, Mesud’u görünce çok sevindi. Biraz oturduk. Sokakta rast geldiğimiz bir fotoğrafçıya, Berin Hanım’ın arzusu üzerine, bir resmimizi çıkarttık. Yine şömendöferle avdet ettik.

Kongre, saat on altı buçukta açılacağından,otelde alel-acele giyinerek gittik. Bir kısmını evvelce tanıdığımız murahhaslardan başka ecnebi ve yerli birçokları ile de tanıştık. «Nâdi» nin bahçecinde büfeler ve müteaddid masalar etrafına sandalyeler konulmuş. Bizi oraya dâvet ettiler. İçimizde, Fas’dan gelmiş bornozlu şeyhler. Bağdad’dan gelmiş Bağdad Krallığının acib-üş-şekil (şaşılacak, tuhaf şekillerde) ve Acem kalpağının beyzi (oval, yumurta biçiminde) ve nim müdevver (yan yuvarlak) şekildeki milli serpûşunu (başlığını) hâvi murahhaslar da vardı. O sırada, vaktiyle, İstanbul’da çok iyi görüştüğümüz ûdi İzzet Bey’e tesâdüf ettim. Kendisi, Şamlı Arab olduğundan, buraya gelmiş; menur olmuş; kırk lira maaşı varmış. Yanıma oturdu. Yirmi İki seneden beri burada imiş.

Kahire Şark Musikisi Kongresi’nden - 1932 (Tüm fotoğraflar haricen Musiki Dergisi Arşivi‘nden alınmıştır.)

Maârif Nâzırı ile muâvini Sabri Paşa geldiler. Cümlemize hitâben bâzı taltif-âmiz (gönül okşayıcı eözlerle karışık) söylediler. Bir aralık fotoğraf almak istediler. Azânın (üyelerin) hepsi Nâzırın etrâfında toplandılar amma cümlesini (hepsini) almak kaabil olmadığından, kısım kısım aldılar. Hattâ biraz da milliyet farkı meydana çıktı. Fransızlar «biz ayrı olalım» dediler. Almanlar da kezâ (öyle). Mesud ile biz de şöyle bir kenara durup beklerken Maârif Nâzırı bizi görünce «Haa!.. Türkiye murahhasları ile de ayrı alalım» dedi. Sağına beni soluna Mesud’u, onun yanına da Sabri Paşa’yı alarak bir resim çıkardık. Bize gösterdiği bu husûsiyet (yakınlık) bana, biraz nazar-ı dikkati celb etti (dikkat bakışını çekti) gibi göründü.

İki saat kadar bahçede, muhtelif âzâ ile konuşduktan sonra, saat on dokuz raddelerinde, Nâzır’a ve diğer zevâta (zâtlara) vedâ ederek oradan çıktık.

Az kaldı unutacaktım; Bizim İngiliz «Farmer» de gelmiş. Uzaktan kendisini tanıdım. Lâkin resminden biraz daha yaşlı. Mesud’la beraber yanına grttim. Elimi uzatıp «Rauf Yektâ» deyince, şaşırarak «Farmer» diyerek İngilizce uzun uzadıya bir şeyler söylemeğe başlamasın mı?. . Ben de, İngilizce bilmediğimi birkaç kelime ile söyleyince o da şaşırdı. Meğerse o da, bir kelime bile Fransızca konuşamazmış!… İkimiz de dilsiz gibi karşı karşıya öyle bir kaldık ki, dünyâda bundan gülünç bir manzara olamaz. Ben güleceğim amma, İngiliz o kadar ciddi tavırlı ki, hafif bir tebessüm bile yüzünde görülmüyor. Mesud da, Almancası ile araya girmek istedi. Almanca da bilmiyor. Arabca bir şeyler söylemek istedi. Anlaşılamayacak derecede garib bir telaffuz. Böyle de olmadı. İki taraf da pek müşkil vaziyette kamıştı. Cebinden kâğıt kalem çıkardı. Bir şeyler yazdı. Biraz anladım: «Türk Musikisine müteallik birkaç yazma kitaplar getirdim: görmek ister misiniz?.» diyordu. Maalnemnûniye dedim. Yarın kitapları getirecek Birbirimize vedâ ettik Ah… Bizim Ahmed Paşa’yı ne kadar aradım: yanımda olsaydı dedim.»

Burada biraz durarak Rauf Yekta Bey’in yukarıdaki satırlarında adı geçen Farmer’in kimliğine dâir pek kısa bir not ilave edelim:

Henry George Farmer (1882-1968?), İrlanda asıllı İngiliz musiki tarihçisi ve orkestra yönetgenidir. İskoç ve Arab musikisi târihlerine dâir önemli yazılarından başka Türk çalgıları üzerine de iki makalesi (1936, 1939) vardır.

Şimdi yine Rauf Yekta Bey’in satırlarına dönüyoruz .

«Birşey daha unuttum: Kongre âzâsına birer mineli madalya verdiler. Göğsümüze taktık. Kongrenin devâmı müddet ince burada hep göksümüzde taşıyacağız.

Akşam yemeğinden sonra “Özbekiye” denilen tarafdaki çalgılı kahvelerden birine gittik. Arab çalgısı vardı. Arasıra Arab kızları da Arabca şarkılar söyleyip «kanto» gibi bir şeyler okuyorlardı. Bu Ahenk, hepimizin çok hoşumuza gitti, Gece bire kadar devâm etti. Doğrusu biz de ayrılamadık. Otele avdetimizde saat ikiye yaklaşmıştı. Hemen yattım. Bu satırları da sabahleyin kalkınca yazabildim.»

16 Mart 932 - Salı:

«Mesûd Bey «vakti geldi; aman gidelim» dedi.
Filhakiyka (gerçekten) dokuzda «Nadi» de toplanacak idik… Sür’atle «Nadi» ye gittik…»

«Orada evvela «Musiki Perdelerinin Tesbiti» Komisyonunda toplandık. Rahib Collangettes’i, reis intihab ettik. Sonra «Makaam, Usûl, Te’lif» Komisyonunda toplandık. Mustafa Riza Bey:

— Ben, Rauf Yekt Bey’in reis olmasını teklif ederim,

dedi. «Beni mâzûr görünüz» dedim ise de, ekseriyetle, beni de oraya reis ve kâtibliğe de Sefer Ali Bey’i intihab ettiler.

Biraz ibtidai müzâkerelerden (başlangıç konuşmalarından) sonra tekrar «Tedrisat» (öğretim). Komisyonuna gittik -ki oraya ben de dahil olmuşum— kongre katib-i umûmisini reis yaptık.

Öğle vakti, yemek için dağıldık. Saat dörtte yine toplandık. «Musiki perdeleri» Komisyonunda, Nahas ve Emil Urban isminde iki herifle hemen mücâdeleye başladık. Epiyce sinirlendim amma kendimi zabt ettim Akşam üzeri yedide dağıldık… »


kahire musikikongresi 1932 - basından

16 Mart 932 Çarşamba:

«Bermûtad (her zaman okluğu gibi) «Nadi» ye gittik. Mutlaka bir «Gamma temperee» (muaddel, tadil edilmiş. eski hali değiştirilmiş dizi) kabul ettirmek isteyen salif-üz-zikr (adı anılan) iki herifin şarlatanlıklarına yine marûz kaldım. Herifler beni o kadar sinirlendiriyorlardı ki, tarif edemem. Sonradan anladım ki, bunlar da birer çeyrek sesli piano sâhibi oldukları İçin, ticari maksadla bu işi yürütmeğe gayret etmeleri bundan ileri geliyormuş. Çeneleri çok kuvvetli olan bu heriflerle, ale-l-husûs (özellikle) Fransızca münakaşa ceryan ettiği için başa çıkamayacağımı görerek tahriren (yazılı olarak) bir teklif yapıp ictimada (toplantıda) okudum, Lakin herifler yine Komisyonu sevk ve idare ediyorlardı.

Öğle vakti yemeğe çıktık. Dörtte yine toplandık. İctima uzun sürdü ve münâkaşalar daha şiddetlendi. Yedi buçukta, Mesûd’la çıktığımız vakit hava kararmış ve biz¬ler de Adeta bi-tâb (bitgin) bir hâle gelmişdik. Mamafih (bununla beraber), gece biraz hava almak için bir Arab çalgısı olan kahveye gittik »

17 Mart 932 Perşembe:

Her günkü meşgûliyetimiz biribirine benzer sûrette devam ediyordu. Dün ve evvelki günlere aid yazılarımda söylemeği unuttum: Her gece saat dokuz buçukta «Nadi» nin tiyatro salonunda, bize mahsûs konserler veriliyor. Kongreye davet edilen bizler gibi azadan başka, bir de Fas’dan, Cezayir’den, Tunus’dan, Bağdad’dan musiki hey’etleri çağırmışlar; bunlara konser verdiriyorlar. İlk gece, Dini Musiki konseri idi. Sahneye, adeta bir tekke mukaabelesi yapacaklarmış gibi, sekiz on kişi toplamışlar; adeta bizim Hamil Efendi’nin tekyesindeki gibi bir mukabele yeptılar. Bir taraftan dört beş kişi «lâ-ilahe ill-Allah» diyorlardı; diğerleri de ilahi’ler okuyorlardı. Ecnebi aza bu konserden pek birşey anlamamışlardı.


Irak Al-Qubbanji topluluğu 1932

Evvelki gece. Faslıları dinledik. Beyaz bornozları ile sahnedeki manzaraları şairane olmuşdu.
Dün gece de, Tunus çalgıcılarını dinledik. İnsana, her gece bir diyara seyahat ediyoruz gibi geliyor. Her halde, her zaman ele geçmez bir fırsat içinde yaşıyoruz.

18 Mart 932 - Cuma :

Bu sabah on bire kadar çalıştık. Mustafa Riza Bey namaz kılındığı için, müslüman azadan cuma namazına» gitmek isteyenler için erken çıkılacağını söyledi.

Yukarıda yazmağı unuttum: Fuad Murâbıt Bey, gazetelerde geldiğimi görünce, çarşamba günü geldi; beni «Nâdi» de buldu. Biribirimize sarılarak öpüşdük. O gün verdiğimiz karar mucibince, bugün otomobil ile geldi; otelden beni aldı. Kayınbiraderiyle beraber meşhûr «Câmi’u'l-Ezher» e gittik. Cumâ namazını orada kıldık. Bir lokantaya gittik; birlikte yemek yedik. Sonra, oradan yine kendisinin otomobili ile «Mevlevfhâne» ye gittik. «Bayati Ayini» okundu. Mukaabeleden sonra Şeyh Efendi’nin odasına gittim. O gün, Maârif Nâzırı da gelmişdi. Şeyh’in odasında görüşdük.

Şeyh Efendi, Nâzıra:

— Rauf Bey bizim mevlevi kardeşlerimizdendir, dedi. Biraz oturduktan sonra Maârif Nâzırı kalktı. Arkasından biz de çıktık.

Yine tekrar akşam üzeri «Nadi» ye gelip biraz çalıştık.

Geçende bir gece gittiğimiz çalgılı kahveyi, bizim ecnebi arkadaşlara Mesûd medhetmiş. Bu akşam zâten «Nâdi» de konser olmadığından, on beş yirmi kadar âzâlarla birlikte, yemekten sonra yine o kahveye gideceğiz»

* ** *

Gelecek nüshamızda (19 Mart 1932 târihinden itibâren) Rauf Yektâ Bey’in Kongre notlarına devâm edeceğiz.
__________________________________
(*) Musiki Dergisi için yayına hazırlayan: Ayhan Sarı
(1) Musiki ve Nota Dergisi (Avni Anıl), Yayın Yönetim Adresi: Molla Fenari Sok. No:43, İnan İşhanı K.2 Cağaloğlu/İstanbul, Sayı: 28, Şubat 1972, Dizgi: Latin Matbaası, Baskı: Kral Matbaası




Hoşgeldiniz