GTM Yasağı hakkında son tanık: Zühtü Bardakoğlu … Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 2027 | En Son Okunma: 28.05.2017 - 03:33
Kategori: Değerlerimiz, Tarih ve Anılar, Yazarlarımız: A.Sarı

Santuri Zühtü Bardakoğlu… Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti üyesi. Çalgı isminden de anlaşıldığı gibi müziğimizde kullanılmış olan/kullanılan santur’un son temsilcilerinden. Görüşmemiz santur çalgısı ve Atatürk ile yaşadıkları günleri içeriyor. Tarih bundan (2013) 24 yıl öncesi, 1989. Yani Türkiye’nin ilk Ney Metodu ve Santur Metodu’nu 30 yıl önce buluşumuz sonrası giriştiğimiz araştırma çalışmaları zamanı… Bugün 10 Kasım 2013. Ulu önder Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 75. yılı… Zühtü Bardakoğlu ile yaptığımız tarihi görüşmenin Atatürk ile ilgili bölümlerinden geleneksel türk müziği tarihimiz açısından önemli bir kesiti sunuyoruz…

“Geleneksel Türk Müziği Yasağı” hakkında son tanık: Zühtü Bardakoğlu … Ayhan Sarı

Zühtü BARDAKOĞLU – Ayhan SARI Görüşme Metni’nden:

Tarih: 26 Nisan 1989
Yer: Mebus Evleri - Ankara

1903 İstanbul doğumlu(*) olan, Ziya Santur’un en iyi talebem dediği, Türkiye’nin günümüzdeki tek santurisi sayın Z. BARDAKOĞLU 17 yaşlarından itibaren dört yıl ve aralıklı olarak üç yıl Ziya Santur’dan santur ve Türk müziği kuramı dersleri aldı. 1924’lerde Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti için açılan sınavı İstanbul’da kazanarak aynı yıl Ankara’ya taşındı ve 1929-1938 yılları arasında sekiz-dokuz aylık bir süre dışında Atatürk’ün ölümüne değin yanında santur çaldı. Bu arada Ankara Radyosu’nda açılışından itibaren (1928) santur icracılığı görevinde de bulundu. Atatürk’ün vefatından sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda muhasebecilik ve kendi deyimiyle bateristlik (vurma çalgılar-zil, kastanyet–percussion) görevlerini de birlikte yürüttü. Buradan yaş sınırına ermesi nedeniyle 1967’de emekli oldu.

Başta Atatürk’le ilgili olmak üzere anılarıyla yaşadığını belirten sayın Zühtü Bardakoğlu’nun özellikle Anıtkabir’in yanında 1950’de yaptırdığı evi adeta bir müze görünümünde. Karşılıklı duran bir masa saati ile duvar saati dokuzu beş geçe durdurulmuş. Daha önce hiç görmediğim bir Atatürk resmi de duvarda ilk göze çarpanlardan. Büyük İnsan’a olan hayranlığı her halinden özellikle hemen her cümlesinde O’nun ismini kullanmasıyla kendini gösteriyor.

Görüşmemiz sırasında şükranla andığı iki kişiyi:

Atatürk’ü “Devr-i Saadet”;

Ziya Santur’u ise “Her şeyimi O’na borçluyum…”

şeklinde ifade ediyor.

Türk müzikçilerine biraz küskün olduğu izlenimini vermekle beraber kimseyi suçlamadığını belirten ve eşi Cahide Hanım’la Ata’nın yanında sakin bir yaşam süren Bardakoğlu ilerlemiş yaşına(86) karşın kulaklarının biraz ağır işitmesinden gayrı oldukça sağlıklı göründü bana.

Sizlere altmış dakikalık üç teyp kaseti tutan görüşmenin sadece Atatürk ve geleneksel Türk müziği temelli çağdaş düşüncelerini, özellikle de “GTM yasağının kalkması” kısımlarını aktarıyoruz.


Zühtü Bardakoğlu ve Ayhan Sarı - 1989, Ankara, Mebus Evlerindeki ikametgahlarının balkonunda.
Fotoğraf: Ayhan Sarı, otomatik çekim.

Ayhan SARI - Kaç doğumlusunuz, müzik hayatınız nasıl başladı?

Zühtü BARDAKOĞLU - 1903 İstanbul doğumluyum. Ben müziğe ilk başladığım zamanlarda ud çalıyordum. 1920’lerde Paşabahçe Spor Kulübüne altı-yedi kişi bir grup meydana getirmişler Türk musikisi çalışmak istiyorlar. Beni de çağırdılar ud çalmak için. Aynı günlerde daha sonra bizi Ziya Bey çalıştırmaya başladı. Santuru ilk kez o zaman gördüm kendisinde. Merak ettim. Alâka gösterdim. Hoşuna gitti ve “gel sana ders vereyim” dedi. Böylece derslere başlanmış olduk. Sonraları bu Paşabahçe’de çalışan grup dağıldı. Ama biz derslere devam ettik. O zamanlar 17-18 yaşlarındayım. Haftada bir tatil günü oturduğumuz yer olan Nişantaşı’ndan Kanlıca’ya, yanına derse gidiyorum. O kadar meraklıyım ki yağmur, çamur dinlemeden,, hiç aksatmadan dersleri sürdürdük. O’nu hep bahçelerinden içeriye girerken penceresinde kahvesini içerken beni bekler görürdüm. Beni hep yanında gezdirirdi. Çok iyi bir hocaydı. Bugün her şeyimi O’na borçluyum. Allah gani gani rahmet eylesin.

Ayhan Sarı : Geleneksel Türk müziğinin radyoda yasaklanması günlerini siz yaşadınız sanıyorum…

Zühtü Bardakoğlu: “… Bu yasak çıkınca biz Radyo’ya (Ankara) gidemez olduk. Bursa Milletvekili Rasim Ferid Bey Atatürk’ün yakın arkadaşıydı. Müziği seven insanlardı. Hanımı piyano, kızı tanbur ve viyolonsel çalardı. Bu sıralarda ben Rasim Bey’in kızına ders için evlerine gidiyordum ve ekseri yemeğe de kalırdım.

Bu sıralarda Rasim Bey bana dedi ki:

- Bana bando şefi Veli Bey’i (Kanık) getirir misiniz? Biz Türk musikisi sazlarıyla Garb müziği sazlarından birleşme bir grupla biraz da kontrpuanla bestelenmiş eserleri üretmek ve çalmak ve bunu da Atatürk’e dinletmek istiyoruz. Bunu yapar mısınız? Çünkü siz her iki tarafı da biliyorsunuz.

Veli bey hem Türk müziğini hem de Garb müziğini iyi biliyordu. Veli Kanık önce kabul etmedi. Ondan sonra orkestranın maestrosuna teklif ettik. Kabul etti ve geldi. Hafif bir armoni uygulamasıyla Garb müziği sazlarından keman, viyolonsel ve bizim sazlarla Benli Hasan Ağa’nın Rast Peşrev ve Saz Semaisini adapte ettik. Biz orada Cumartesi günleri çalışırdık. Mesai bittikten sonra da isteyen gider, isteyen kalırdı. Akşam üstü sofralar kurulur, Türk müziği sazları çalınmaya başlanırdı. Yine bir hafta sonu çalışma esnasında Atatürk birdenbire teşrif buyurdular:

Atatürk - “Geçiyordum, evinizde saz sesleri duydum da bakayım dedim. Rasim Bey ne yapıyor diye.”

Tabii ki Ata bilinçli gelmişti. Bize espri yaptılar. Rasim Bey de çalışmaları anlattı ‘karma bir müzik çıkarmaya çalışıyoruz paşam’ diye. Atatürk ‘güzel çalışın’ dedi ve bir kahve içtikten sonra ‘akşamları ne yapıyorsunuz?’ diye sordu. Biz de isteyenlerle yemeğe kaldığımızı, çalıp söylediğimizi belirttik. Ata, haftaya geleceğini söyleyip gitti.

Ertesi hafta Cumartesi gündüz çalıştık.

Bu meyanda Tanburacı Osman Pehlivan da gelmişti.

Akşama doğru Atatürk teşrif ettiler. Mutfağını aşçısını herşeyini beraberinde getirmiş bir araba.

Biz Ata’nın hoşlanacağı şarkıları çalmaya başladık. O sırada Atatürk Tanburacı Osman Pehlivan’ı dinlemek istedi. Çünkü Osman Pehlivan’ın sazı bizim sazlarla çalmaya müsait değil. Tek başına çalar ve okur. Türkiye’de yayan gezmek suretiyle mahalli ve Rumeli türkülerini toplamış. Sermayesi bundan ibaret. Atatürk O’nu yanına oturttu ve ‘hadi çal bakalım’ dedi. O da başladı çalmaya. Bir çaldı, iki çaldı ve bir süre sonra Atatürk vecde geldi. Gözleri dolu dolu olmuştu.

Atatürk - “Sen bana bu türkülerle annemi hatırlattın’ dedi.

Osman Pehlivan da bunun üzerine:

-Paşam, ben sizin annenizin okuduğu türküleri çaldım. Siz annenizi hatırladınız. Müsaade buyrun, şu vasıtayı (radyoyu) açın da Türk milletine oradan sesleneyim. Onlar da annelerini hatırlasınlar’ deyince;

Atatürk - “Yarın Radyoya git ve türkülerini orada çalmaya başla. Eğer bir şey derlerse ‘burası sizin malınız değil, Türk milletinin malıdır’ dersin. Annesini hatırlamak Türk milletinin de hakkı…” cevabını verdi.
Ertesi gün(**) Osman Pehlivan Radyoya gitmiş ve müziğini icra etmiştir.(***)” (1)

* * *

Zühtü Bardakoğlu’na santur ile bir taksim yapabilir misiniz? diye sordum. Kısa bir tereddütten sonra kabul etti. Santurunu çıkardı, sehpasına yerleştirdi. Akordunu yaptı.

Türkiye’nin tek belki de son santurçaları’ndan dinlediğim ve kaydettiğim uzun nihavend taksim bende geleceğe buruk anılar bıraktı.

Kendilerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşum yıllarının yorgun mutluluğunu gördüm.

Anıtkabir’in yanıbaşındaki evlerinden bir tarihe, birinci ağızdan tanıklık etmenin mutluluğuyla ayrılıyor, Zühtü Bardakoğlu ve muhterem eşi Cahide Hanımefendi’ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, daha nice yıllar diliyorum.

Ayhan Sarı
26 Nisan 1989 - Ankara
_____________________________
(*) Zühtü Bardakoğlu, görüşmemizden 4 yıl sonra 1993′de yani 90 yaşında Ankara’da Ata’nın sayesinde edindiği , Anıtkabir’in yanıbaşındaki Mebus Evleri’nde aramızdan ayrılmıştır.

(**) Geleneksel Türk müziğinin Radyo’da yeniden başlaması tarihi olan 6 Eylül 1934 tarihi Pazar gününe rast gelmektedir. Müzik çalışmaları cumartesi günleri yapıldığına göre anlatılanların doğruluğu konusunda önemli bir kanıt elde edilmiş oluyor.

(***) Aynı olay Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti üyesi Hafız Yaşar Okur’un anısına dayandırılarak 1943’de Osman Ergin tarafından Türkiye Maarif Tarihi, C. 5, fs. 1538’de benzer şekilde anlatılmıştır.
F.R. Atay “Çankaya”, İstanbul, 1969, sf.477.

(1) Ayhan Sarı “Türkiye’de ilk Ney ve Santur Metodu ile Ziya Santur” Dokuz Eylül Üniversitesi, GSF Müzik Bilimleri Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, 1989




Hoşgeldiniz