Meslek yaşanımları: “Gelincik Tarlası”…


Toplam Okunma: 1498 | En Son Okunma: 24.05.2017 - 05:04
Kategori: Kitaplar

Kişisel müzik hayatında yaşanılmış kesitlerin anıların yazıya döküldüğü kitaplarla sık karşılaşmayız. Oysa bu tür yazılar, kitaplar gelecek kuşaklara hoş anların yanısıra gerek resmi, gerekse özel tecrübenin aktarılması olarak da yansıyacaktır. Doç. Uğur Türkmen bir müzik eğitimcisi gözüyle derlediği yaşanımlarını “Gelincik Tarlası” başlıklı kitapta toplamış. Kitabın geliri Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Mezunlar Derneği’ne gidecek…

Uğur Türkmen Gelik Tarlası kitabı için şöyle diyor:

“Bir müzik eğitimcisi gözüyle; müzik eğitimine dair veya ilişkili olay-insan ve hikayelerin yer aldığı kitap aynı zamanda müziğe amatörce gönül verenlerin de anlayabileceği ve kendisinden bir şeyler bulabilceği bir dille yazıldı. Kitabın tüm geliri yılda 30′a yakın etkinliğe maddi destek veren ve 3 konservatuvar öğrencisine burs veren Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Mezunlar Derneği’ne bağışlanacak.” 10 TL ücreti olan kitabı edinmek için Öğr. Elm. Filiz YILDIZ (AKÜDEKOMED Başkanı) istekte bulunulabilir. Tel: 272 216 58 96 - 15635

Diğer kitap “GÜL KOKUSU VAR” Dinar’lı halk şairi Süleyman UYSAL’ın şiirlerinin Uğur TÜRKMEN tarafından bestelenmesiyle oluşmuş. Ayrıca bu besteler Burak KAYNARCA sanat yönetmenliğinde Yıldırım Aktaş tarafından seslendirilmiş ve CD kaydı yapılmış. Kitap bu CD’de yer alan 10 şarkının ve sonrasında yine aynı şaire ait bestelenen 2 şarkının notalarından meydana geliyor. Kitabı Dinar Belediyesi’nden ücretsiz temin etmek mümkün… (Dinar Belediyesi Tel: 272 353 60 53)

GELİNCİK TARLASI ÜZERİNE… Uğur TÜRKMEN

Her insanın yaşamında hem başkalarının da yaşadığı hem de kendine özgü olaylar vardır. Gelincik tarlası bir müzik eğitimcisinin yaşadığı çeşitli olayları, hayatının bir veya birçok evresinde karşılaştığı kişilerle olan paylaşımlarını kronolojik bir sıra takip etmeden dile getirdiği bir kitaptır. Müzikle uğraşan, müzik eğitiminin içinde olan herkes kendinden bir şeyler bulabilir veya bir yerinde tanıdığı türden insanlarla karşılaşabilir. Amacı yaşadıklarını paylaşmaktır, kimseye öğüt vermek ya da yaşam öyküsünü anlatmak değildir. Ayrıca yazar kendisinin etkilendiği bazı kişi ve olaylara da yer vermiştir. Kitapta yer alan kısa hikayelerden bir kaçı aşağıda yer almaktadır.

Kitaptan bir kaç öykü:

MERDİVEN HİKÂYESİ
Güzel Sanatlar Lisesi yemekhanesine gittiğimde aşçının burnundan soluduğunu gördüm.
Belli ki birileri (tabiki öğrenciler) onu fena kızdırmış.
“Hayırdır?” dedim, “Suratın asık.”
“Hiç memnun olmuyorlar hocam. Temizlikse her şey temiz, lezzetse yemekler lezzetli, vakitse herşey vaktinde hazır ama yine de memnun olmuyorlar!” dedi hiddetle.
“Memnun edemezsin.” dedim ve zamanı varsa bir hikâye anlatmak istediğimi söyledim.
Memnun oldu. Çaylarımızı doldurdu ve “Anlathocam.” dedi. Anlattım:
Kütahya’nın mesire yerlerinden birinde, şehrin ileri gelenlerinden biri düğün yapar. Tek ve büyük bir isteği vardır: “Herkes memnun olsun, kimse eksik bulamasın!”
Düğün olur. Hakikaten kimse söyleyecek birşey bulamaz. Yemekler, içecekler, çalgılar, oyunlar her şey ama her şey mükemmeldir.
Düğün biter, düğün sahibi misafirlerini yolcu etmek için kapıda beklemeye başlar.
Kütahya’nın yerlilerinden birkaç misafir kadın, düğünden ayrılmak üzere karınlarını sıvazlaya sıvazlaya kapıya yönelirlerken evsahibine,
“Her şeygüzel de bizimoğlan, bir de şu merdivenler olmasa!.. Merdiveni olmayan bir yerde yapsaydın ya düğünü….”deyiverirler.
Evet, düğün sahibi birkaç basamaklı merdiveni unutmuştur!
Ne zaman aşçı ile karşılaşsak “Merdiven hoca, merdiven!” dedi durdu.
Hayat da böyle. Kabul etmeniz gereken bir hakikattir: Herkesi memnun edemezsiniz!

**********

Keman ve piyano gibi çalgıları hoş karşılamayan bir yöneticinin müzik bölüm başkanı ile arasında geçen diyalog:

-Bu sene kaç öğrenci aldınız?
-70…
-35’i ud, 35’i ney çalacak. Çalgıları buna göre dağıt.
-Peki, hoca nerden bulacağız?
-Sen verirsin.
-Peki!…

**********

Müzik bölümündeki işleyişi bir türlü anlayamayan yöneticinin “şan dersi” ile ilgili görüşleri:

-Neden şan dersini bir hoca veriyor? 
Ben biliyorum, alto var, tenor var, bas var. 
Her birine ayrı hoca lazım.

-Aman hocam o zaman yanarız.

- Neden?

- Örneğin bağlamaya da 6–7 hoca almak lazım. Divan’ı var, cura’sıvar, kısa ‘sı var, uzun’u var! Varoğlu var.

************

Müzik Bölümü Korosu Dünya İkincisi olunca yöneticinin tebrik yerine tepkisi:

-Ben de dersleri birebir yapsam dünya ikincisi olurum!….

***********

Halk oyunları yarışmasında bir müzik eğitimcisi ney çalar. Bir ara ezgilere üçlü veya altılı aralıklarla eşlik eder. Yarışma biter ve ekip istediği puanı, her şey dört dörtlük olduğu halde, alamaz. Hemen jürinin yanına giderler ve jüriye nereden puank ırdıklarını sorarlar.
Bir jürinin verdiği cevap düşündürücüdür:
-Ney’in akordu bozuktu, farklı sesler duydum, oradan puan kırdım!…

***********

SEN İNEK BİLEME SAĞARSIN
Müzik eğitimciliği görevime şanslı başladım. Niğde Üniversitesi Rektörlüğü’nün açtığı MüzikOkutmanlığı sınavını kazanmıştım. Bana tahsis edilen odanıniçi yeni alınan ses tesisatlarının yanında org, keman, cümbüş, bağlama, kabak kemane, mandolin, viyola, vurmalı çalgılardan bazıları ile doluydu ve benim için bulunmaz bir hazineidi.
Henüz Müzik Bölümü açılmadığından yine benim için çok büyük şanslardan biri olan Adil Hocanın Sınıf Öğretmenliği Bölümü’ndeki derslerine giriyor, onun tecrübelerinden yararlanıyordum.
Öğretim elemanları ve öğrenciler odayı boş bırakmazlardı. Gece yarılarına kadar devam eden müzik sohbetlerinin bir misafiri de Emin’di. Genç bir Niğdeli olan Emin, okulda hizmetli olarak çalışıyordu.Çok iyi bir çocuk olan Emin, müzik eğitimcilerine bakışını ifade eden en önemli ölçüt olmuştur benim için.
Kendine has şivesiyle renkli bir karakterdi. Beni çok güldürmüştür sağolsun. İşte o akşamlardan birinde çay içip sohbet ederken birden durdu:
—Uğur abi şimdi sen bunların hepsini çalabilirmin?
—Çalarım, cevabınıduyuncahemenatıldı:

—Çal bakalım!
Bağlama, cümbüş, ud, org, keman, kabak kemane…. Elim değdiğince her enstrümandan birşeyler dinlettim ona ama Emin’den ses seda yok!
Haliyle bir beğeni, takdir bekliyorum ama o hala tepkisiz, öylece oturuyor. Bozulmamak elde değil. Emin durdu, durdu ve heyecanla:
—Sen darbuka da çalar mısın, deyiverdi.
—Çalarım len, dedim ve aldım elime darbukayı başladım çeşitli ritimler atmaya.
Emin birden fırladı yerinden:
—Vay be! Senden korkulur gardaş. Sen inek bileme sağarsın!
Şaşkınlıkla birlikte gülüşmeler de beraberinde geldi.
O günden sonra beni birilerine tanıştırırken hep bu sözü söyledi:
—Bu adam var ya bu adam, inek bile sağar!
Müzik eğitimcisi, benim çalgım şudur, başkalarından anlamıyorum dediğinde oldukça üzülüyorum.
Bu olamaz.
Emin’in bakış açısı, halkın müzik eğitimcilerine bakış açısıdır aslında. Müzikeğitimcisi kendi alanıdışında – bağlama, gitar, piyano başta olmak üzere- en az iki üç çalgıyı daha tanımalı, çalabilmeli, hatta eğitimini verebilmelidir.

***********

EVDE KİMSE YOK Kİ !

Büyük kızım Gülce Nur’a kapıyı yabancılara açmaması gerektiğini izaha çalışıyordum ki bunu bir oyunla dramatize etmenin faydalı olacağını düşündüm. Oyunun uzun boylu kuralları yoktu. Birimiz ev sahibi, diğeri eve gelen yabancı olacaktı ve o bildik diyalog geçecekti aramızda.
Oyunun ilk bölümünde ev sahibi çocuk ben olacaktım, Gülce ise eve gelen yabancı.
Gülce hayali kapıyı tıklattı:
—Tıktıktık…

—Kim o?

—Ben Gülce.
—Ama ben Gülce diye birini tanımıyorum ki, hem annem babam evde yoklar onun için kapıyı size açmayacağım.
Karşılıklı gülüşmelerden sonra rollerimiz değişmişti. Şimdi ben eve gelen yabancıydım,

Gülce ise evin çocuğu.
—tıktıktık…
—…………
Gülce den sesyok.
—tıktıktık
— ………..
Gülce yine sessiz. Canım sıkılmaya başlamıştı, bu sefer sesimin de tonunu değiştirmiş, hiddetli bir şekilde vuruyordum kapıya:
—tıktıktık
—………….Gülce’den yine ses çıkmayınca ben kızgın birşekilde Gülce’ye çıkışıverdim:
—Kızım niye sesvermiyorsun şurada oyun oynuyoruz, dememle Gülce lafı ağzıma tıkadı:
—Ama baba, evde kimse yok ki!..
*********

KARDEŞİ KARDEŞE DÜŞÜRDÜLER
Yer Kütahya şehirlerarası otobüs terminali, saat gece yarısı 01:55.
Eşim Emel Hanımı Ankara’ya yolcuetmek içinoradayız.
Biranda kıyamet koptu. Bağırış, çağırışlar arasında kavgaya tutuşan ikigenci sağdan soldan koşup müdahale edenler ayırdılar. Tabi camlar aşağıya inmiş, ortalık savaş alanına dönmüştü.
Buraya kadar olanlar sıradan gelebilir.
Ya sonrası ?
Terminalde bekleyen herkesin yüzünde nedeni malum birifade. Herkes gergin, huzursuz… O sırada yanımızdan içliiçli ağlayarak geçen yaşlı amcanın hıçkırıkları arasına karışan ve zar zor duyulan sözleri:
—Vayvay… Kardeşi kardeşe düşürdüler. Olur mu be, olur mu? Aslanlarım yiğitlerim olur mu?
Önce fısıldaşmalar:

- Aaa! Kardeşlermiş ha?

- Kardeşlermiş, kardeşlermiş…
Sonra sorgulamalar başladı:

- Niye kavga etmişlerki acaba?
Kavganın aktörleri ve acılı baba, üçü ayrı köşeye çökmüş ağlıyorlardı.
Olsun dedim, ağlasınlar. Mevlana’nın sözleri geldi hemen aklıma “İçteki kiri sudeğil, ancak gözyaşı temizler.” Arınmak için gözyaşına ihtiyaçları olduğu açıktı.
Gece de terminaldeki insanlar da şahit oldukları bu olay karşısında daha bir sessizdiler. Gözler buğuluydu. Belki gece de ağlıyordu sakinlerine… Her şey o kadar çabuk olup bitti ki anlayamadık. Otobüsün kalkış saati gelmişti. Her zaman rötar yapmasına alıştığımız Ankara otobüsü bile sanki daha fazla kahrolmayayım der gibi tam vaktinde ve acelece hareketlendi, ayrıldı terminalden…
Eşimle birbirimize birşey diyemeden ayrılmıştık…
Hızla ayrılırken otobüs, hızla ayrılırken insanlar, her gece Kütahya terminaline geçimini sağlamaya gelen müzisyen gibi hüzünlü ve garip…
Ben de tam ayrılırken işte o müzisyenin, kör bir orgcunun sessizliği delen nağmeleri yükselmeye başladı terminalde:
- Karadır bu bahtım kara…
Gözleri görmeyen müzisyen, geceye hatırı sayılır bir nokta koyuyordu!..




Hoşgeldiniz