Adnan Saygun’un bakkallık yaptığı günler… Can Dündar


Toplam Okunma: 1395 | En Son Okunma: 21.09.2017 - 23:26
Kategori: Tarih ve Anılar

19 Haziran, 5 yıldır “Sahne ve Müzik Sanatları Bayramı” olarak kutlanıyor. “İlk Türk operası” Özsoy, 19 Haziran 1934’te, Ankara’da İran Şahı’nın huzurunda sahnelenmişti. İlk operada rol alan Semiha Berksoy’un adına kızı Zeliha Berksoy tarafından kurulan Opera Vakfı’nın girişimiyle Özsoy’un 75. yılı dün gece Dolmabahçe Sarayı’nda kutlandı. Atatürk’ün operaya verdiği önem ve Adnan Saygun’un Özsoy’u 1 ayda yaratması anlatıldı. Bunlar tarihi anlayabilme ve kıymet bilme açısından önemli… Ama meraklısı biliyor ki, Özsoy mucizesinin ardında müthiş bir irade olduğu kadar büyük bir iç çekişme ve vefasızlık öyküsü de vardır. Bugün biraz da tarihin o sisli arka bahçelerinde dolaşalım:

* * *
Tuhaftır; ilk Türk operasında Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası görev almamıştır.
Çünkü orkestranın şefi Zeki Üngör, Paris’te devlet bursuyla eğitim görüp dönmüş 27 yaşındaki Saygun’dan hazzetmiyordu.
Yöneticisi olduğu Musiki Muallim Mektebi’nde Saygun’un verdiği kontrpuan derslerini de “gereksiz” diye kaldırtmıştı.
Saygun, hayatının en zorlu günlerini yaşadığı Özsoy hazırlığı sırasında başkentteki tek orkestranın desteğinden mahrum kalınca İstanbul’da Cemal Reşit Rey’in kurduğu Yaylı Sazlar Orkestrası’nı kullanmak zorunda kaldı. Borulu sazları askeri bandolardan, koroyu Beden Terbiyesi öğrencilerinden derledi.
Özsoy başarılı olunca Atatürk, bu genç besteciye zorluk çıkaran Zeki Üngör’ü emekli etti; Saygun’u şef yaptı.
* * *
Ama çekişme bitmedi.
“Saygun’un Hayatı”nı inceleyen Gülper Refiğ’e göre (Kültür Bakanlığı Y., 1991) çekişmenin arka planında “Alman kültürü yanlıları” ile “Fransız ekolü” arasındaki kavga vardı.
Almancıların gözdesi, “musiki inkılabı için” 1935’te Ankara’ya davet edilen Alman müzik adamı Paul Hindemith’ti.
Saygun ise Türkiye’de halk müziği araştırmaları yapan Macar besteci Bela Bartok’un safındaydı.
Hindemith geldikten sonra dengeler Saygun aleyhine değişti. Genç besteci önce Maarif Vekâleti emrine alındı. Kendisine Ankara Halkevi’nin sahne arkasında bir makyaj odası tahsis edildi.
1936’da Sovyetler’de bir festivale katılıp döndüğünde ise gerekçe gösterilmeksizin korosunun dağıtıldığını, kendisinin de görevden alındığını öğrendi.
Orkestranın başına bir Alman getirildi.
Tam Devlet Konservatuvarı kurulurken öğretim kadrosuna alınmadığı gibi müzik çevresinden de uzaklaştırılmıştı.
Saygun üzerine tez yazan Yiğit Aydın’a göre kendisi bunu “Alman kültürü yanlıları”nın etkisine bağlamıştı.
* * *
Sonra ne mi oldu?
Dün 75. yılını kutladığımız “musiki ihtilali”ne imza atan Adnan Saygun işsiz kaldı.
Muammer Sun’un “Saygun Biyografyası” için (Bağlam, 2004) Yiğit Aydın’a anlattığına göre, para kazanabilmek için bir bakkal dükkânı açtı.
10 yıl kızakta tutuldu.
Bunun acısıyla Yunus Emre Oratoryosu’nu yazdı.
Eski itibarına ancak 40’lı yıllarda yeniden kavuşabildi.
* * *
İbretlik bir öyküdür Saygun’unki…
Türkiye’de sanatçı olmanın ödülünü ve bedelini anlatır.
İşin içinde, 27 yaşında bir ihtilale imza atmak kadar, kızağa çekilip bakkallık yapmak da vardır.
Tüm sahne ve müzik sanatçılarının bayramını bu anıyla kutluyorum. (1)
__________________________________________
(1) http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1108695&AuthorID=75&Date=20.06.2009




Hoşgeldiniz