TRT Hakkında “Kamuoyuna Duyuru”…Türk Musikisi Vakfı


Toplam Okunma: 2152 | En Son Okunma: 24.11.2014 - 13:54
Kategori: Kategorilenmemiş

8 Nisan 2008 Salı günü, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, “TRT Yasası’nda Değişiklik”, yani müzik kamuoyumuzu ilgilendiren ifadesiyle “TRT sanatçılarının Kültür ve Turizm Bakanlığı (KTB) kadrolarına devredilerek TRT ile ilişkilerinin kesilmesi” biçiminde özetlenebilecek, çok önemli bir çalışma toplantısı yapılmıştır.

TÜRK MUSİKİSİ KAMUOYUNA DUYURU

8 Nisan 2008 Salı günü, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, “TRT Yasası’nda Değişiklik”, yani müzik kamuoyumuzu ilgilendiren ifadesiyle “TRT sanatçılarının Kültür ve Turizm Bakanlığı (KTB) kadrolarına devredilerek TRT ile ilişkilerinin kesilmesi” biçiminde özetlenebilecek, çok önemli bir çalışma toplantısı yapılmıştır. Görüşmelerin katılımcıları:

- TRT mensuplarının bağlı bulundukları iki ayrı sendikanın temsilcileri
- TRT yönetiminin temsilcileri
- Maliye Bakanlığı temsilcileri
- Devlet Personel Dairesi yetkilileri
- Ali Osman Sali / AKP-Balıkesir (Komisyon Başkanı)
- Süreyya Sadi Bilgiç / AKP-Isparta (Komisyon Üyesi)
- Mustafa Açıkalın / AKP-Sivas (Komisyon Üyesi) (Katılamadı; Ancak bir gün önce İstanbul Devlet Korosu Şefi F. Salgar; Şef Yrd. B. Yayla; Md. M. Güntekin ile ses sanatçıları A. Özgün ile Galip Çolakoğlu tarafından İstanbul’daki ofisinde ziyaret edilip, kendisine konuyla ilgili geniş bir brifing verilerek desteği sağlandı.)
- Ömer Faruk Öz / AKP-Malatya (Komisyon Üyesi)
- Bülent Baratalı / CHP-İzmir (Komisyon Üyesi)
- Mehmet Günal / MHP-Antalya (Komisyon Üyesi)
- Hasip Kaplan / DTP-Şırnak (Komisyon Üyesi) (Vekâleten Aysel Tuğluk katıldı.)
- Osman Yağmurdereli / AKP-İstanbul (Müdahil)

Görüşmelere, konunun uzmanı bir tüzel kişilik olarak Türk Musikisi Vakfı (TMV) da, başkan vekilleri Faruk Berksan ile Osman Simav, Genel Sekreter Mehmet Güntekin, YK Üyesi Cemal Öztaş şahıslarında resmen katılmış ve “yasal müdahil” sıfatıyla, elde edilen sonucu etkileyen bir varlık göstermiştir.

Görüşmelerin olumlu, demokratik kurallara ve teamüllere uygun, yapıcı, peşin hükümsüz ve saygı çerçevesinde geçmiş ve sonuçlanmış olduğu, öncelikle vurgulanmalıdır. TBMM’nin bu komisyon şahsında verdiği son derece şık, çağdaş, pozitif ve net fotoğraf açısından şükranla anılması gerekmektedir.

Komisyon çalışmasının başından sonuna nasıl seyrettiğini, ayrıntılarıyla Türk Musikisi kamuoyuna aktarmakta fayda görmekteyiz.
İlk konuşma hakkı, sırasıyla iki ayrı sendikanın sözcülerine verildi. Sendikalar konuyu kendi sosyal ve siyasi açılarından dile getirip teknik ayrıntılarıyla ortaya koyarak kanun tasarısına karşı olduklarını dile getirdiler.

Sendikaların ardından söz Türk Musikisi Vakfı’na verildi ve ilk sözcü Faruk Berksan, şu konuşmayı yaptı:
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türk Musikisi Vakfı olarak hepinizi saygıyla selamlıyoruz. Biz konuyu Türk kültürü ve Türk Musikisi açısından değerlendirmeye çalışıyoruz. Konuyu önce biraz daha geniş çerçevede ele almak istiyorum. Biliyorsunuz, bugün dünyada ülkeler arasında, büyük ekonomik savaşlar, askeri çatışmalar olmakta, fakat bunların arka planında asıl kültürel bir çatışma ve mücadele yaşanmaktadır. Bunun çok farkında olmadığımızı düşünüyorum. Herkes kendi kültür değerleriyle ön plana çıkmaya ve globalleşmeden, kendine bu yolla uygun bir pay çıkarmaya çalışmaktadır. Bu tamamen kültür değerleriyle oluşan bir süreçtir. Bu bakımdan bizim de, ülkemizin geleneksel, tarihten bize emanet edilen kültürle bir mücadelenin içinde olmamız gerekir. Diğer kültürlere göre üstünlüğümüzü, farkımızı, bu yolla ortaya koymamız icap etmektedir. Bu konuda ülke olarak ne yazık ki çok ciddi çalışmamız yoktur. Mesela İngiltere, kendi kültürünü yayabilmek için BBC vasıtasıyla çok ciddi şekilde mücadele ederken, bizim böyle bir kaygımızın olmadığı görünmektedir. Farkımızı ve varsa üstünlüğümüzü, ancak ve ancak bu şekilde ortaya koyabiliriz. Çok köklü değerleri olan kendi sanat müziğimizle, halk müziğimizle gösterebiliriz. Tabii ki kültürel değerlerimiz sadece müzikten ibaret değildir; hepsi müzik kadar önemlidir. Bu zenginlik bize, kendimizi dünyaya daha geniş ifade etme imkânları tanımaktadır; ama ihtisas alanımız müzik olduğu için sadece müzik konusunu dile getirerek konuyu sınırlı tutuyoruz.”

“Bugün TRT’yi, diğer medya kuruluşlarından biriymiş gibi değerlendirmemiz, fevkalade yanlış bir tutum olur. TRT, bizim kültürel değerlerimizi yaymada ve geliştirmede en önemli kurumlardan biridir. Biliyorsunuz, Cumhuriyet döneminde, haberleşmenin çok sıkıntıya uğradığı dönemlerde Türkiye’nin müzik kültürü değerleri, Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği, İstanbul ve Ankara radyolarımızın faaliyetleriyle günümüze kadar gelebilmiştir. Radyonun ve bu tip yayın organlarının bu kadar büyük önemi vardır. TRT gibi kurumların, sadece finansal çıkarlar ölçü alınarak diğerleriyle mukayese edilmesi, maddi çıkarlara kurban edilerek kültür değerlerimiz konusundaki işlevini geri plana atmak demektir. Fevkalade yanlış bir düşüncedir. Meseleye sadece reyting olarak bakılamaz. Asıl mesele, tarihten bize emanet edilen kültür değerlerini, ileriki nesillere de aktarabilmemizdir. Biz, bunun gayreti içinde olmalıyız.”

“Bugün gelişen dünyanın küreselleşme mücadelesinde en belirleyici faktör kültürel farklılıklarımızdır. Her ülke kendi kültür kurallarını dünyanın evrenselliğine monte etmeye çalışmaktadır. Bunu başaran ülkeler, küreselleşme sürecinde birkaç adım öne geçmektedirler.
Biz ülkemizde kendi kültürümüzü dünyaya ihraç etmek yerine, maalesef dünyanın kültürlerini ithal ederek kendi insanımızı etkilemeye çalışıyoruz. Hatta Batı’nın kültür izlerini taşıyan sanat dalları için özel kanunlar çıkararak özendiriyor, kendi sanat dallarımızı ikinci plana atıyoruz. Adeta sömürge ülkelerini hatırlatan uygulamalarımızla, kendi kültürümüzden adım adım uzaklaşmakta, gençliğe kültürümüzü unutturmakta, başıboş bıraktığımız kültürümüzü yozlaştırmaktayız. Sonra da ‘Ne yapalım, gençlik bu kültürü istemiyor. Biz talebe göre hizmet veririz’ gibi, kendimizi makul gösteren bahanelerle haklı çıkarmaya çalışıyoruz.”

“TRT, atalarımızdan bize emanet edilen kültür değerlerimizi muhafaza edip gelecek nesillere aktarabileceğimiz, devlet güdümlü en önemli kurumumuzdur. Cebimizden ödediğimiz vergilerle ayakta tuttuğumuz bu kurumun, diğer TV’lerin reytingleri ile mukayese edilmesi fevkalade hatalıdır. Biz aile bütünlüğümüzü, örflerimizi, kültürümüzü ve müziğimizi TRT ile yayabilmeli ve devam ettirebilmeliyiz. TRT, diğer kanallarla reyting yarışı yapan bir kurum olmaktan ziyade, halkımızın en önemli tutkalı olan ülke kültürünün devamını sağlama görevi yapmalıdır.”

Ayrıca bu yasanın, uygulanmasında bir takım problemler de olacaktır. Bunu, çok daha teferruatlı bir çalışma yapan arkadaşım Mehmet Güntekin açıklayacak, müsaadelerinizle sözü kendisine veriyorum…”
M. Güntekin ise şu Plan ve Bütçe Komisyonu’na hitaben şu konuşmayı yaptı:

“Sayın Başkan ve değerli üyeler, hepinizi saygıyla selâmlıyorum. Türk Musikisi Vakfı, bir sivil toplum örgütü olarak üzerine düşen sorumluluğun gereğiyle şu anda buradadır. Sendika temsilcisi arkadaşların ilettikleri TRT sanatçılarının, Kültür ve Turizm Bakanlığı (KTB) kadrolarına devredilmesi düşüncesinden sonraki aşamaları dile getirmek istiyorum. Çünkü Kültür Bakanlığı bünyesinin, kadrolarının ve yapısal özelliklerinin daha yakından şahidiyim.”

“En başta, KTB kadrolarında, böyle bir altyapı hazırlığı yoktur. KTB yapısı içerisinde, en önde gelen ve ilk olması hasebiyle çok önemli ve örnek bir kurum olan İstanbul Devlet Korosu’ndan bir somut örnek vermek istiyorum. Devredilmesi düşünülen 425 sanatçı sayısı, toplam kurumlara bölündüğünde ortaya 35-40 rakamı çıkmaktadır. Devlet Korosu’nun 70 kişilik sanatçı kadrosuna bu 35-40 sanatçı mevcudu nasıl bir teknikle, neresine monte edilecektir? Ayrıca, müzik teknikleri açısından da sorunlar söz konusudur. Devlet Korosu, müziğimizin sadece “klasik” olan kısmıyla ilgilenmekte olduğundan 33 yıllık yapısı bu çizgide oluşmuş durumdadır. Monte edilmesi düşünülen sanatçılarımızın mesleki çizgileri daha farklıdır. İki yapı arasında müzik anlayışları, çalışma disiplinleri ve sistemleri gibi açılardan da büyük farklılıklar söz konusudur. Bu durumda iki ayrı bünyenin nasıl birlikte çalışabilecekleri meçhuldür. En azından bahsettiğim teknik altyapısızlık dolayısıyla bu görev yeri değişikliğinin imkânsız olduğu noktasına dikkatlerinizi çekmek isterim.”
“Bir diğer çok önemli ve dikkat edilmesi gereken problem daha vardır: KTB kadrolarındaki, adının başında “Türk” olan, Türk Klasik Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Halk Dansları yapılanmalarının, zaten tümüyle belediyelere devri söz konusudur. Bu gündemdeyken, 425 TRT sanatçısının KTB bünyesine kaydırılmasının nasıl bir anlayışa dayandığını anlamak da pek mümkün değildir.”

“Aslında, devlet bir kurumunu başka bir kamusal alana nakletmeye karar vermiş olabilir. Bunda hiçbir sorun görülmeyebilir. Yalnız, tartıştığımız bu uygulama için, çok önemsenmesi gereken bir özel durum söz konusudur. Bunu dile getiriyor olmam bir ayrımcılık olarak lütfen anlaşılmasın; maalesef, yerel, yerli, klasik sıfatlı, yani bu topraklara, kendimize ait kültürel değerlerimiz olan halk ve klasik müzik kurumlarımızın belediyelere devri planlanırken; Opera ve Bale, Senfoni Orkestrası, Tiyatro ve Çoksesli Koro gibi kurumların devri söz konusu değildir. Bu yapıların, KTB kanatları altındaki devlet himayesine devam edilecektir. Sebep, Batı sanatlarıyla ilgili bu kurumların özel bir kanunla kurulmuş olmasıdır. Ancak bu vaziyet, devletin temel değerlerinden olan ‘eşitlik’ ilkesine aykırıdır.”

“Ayrıca, ülkelerin kültür ve sanat hayatlarında ‘temel’ nitelikli bazı kurumlar vardır. Bu kurumlar, hiçbir ülkede, ekonomik, siyasi ve diğer başka gerekçelerle tartışma konusu yapılmaz. Bu, o kurumların kuru, hamasi ve altı boş bir dokunulmazlık zırhına sarılması isteğinden değil, o ülkenin gerçek can damarı olan kültür hayatlarının temellerini oluşturuyor olmalarından kaynaklanır.”
“Belediyeler de bu ülkenin kamusal kuruluşlarıdır. Ancak teslim edilmesi gereken bir gerçek de, belediyelerimizin önceliklerinin, halkın daha somut ve güncel ihtiyaçlarına yönelik olduğudur. Bu yüzden, belediyelerin, adı geçen kurumları bünyelerinde barındırmak üzere hazır bir teknik altyapıları da bulunmamaktadır. Altyapısı hiçbir şekilde hazırlanmaksızın devir durumunda, hem belediyeleri, hem de bağlanan kurumları bir kaos beklemektedir. Zira belediyelerin konuyla ilgili en uygun birimleri olan kültür ve sosyal işler müdürlükleri, tabiatları gereği tamamen siyasal kadrolaşmalardır. Böylece sanat kurumu, ihtisastan yoksun ve tamamen siyasi bir birimin emri altına girmiş olacaktır.”

“Bağlanan kurumlar, idari düzenlerini olmazsa olmaz bir gerekliliğin sonucunda, kendi sanatsal içyapılarından oluşturmuşlardır. Kurum müdürleri, işleyişi sıkıntıya sokmamak için, kurumun uzmanlık alanını iyi bilen kurum içindeki sanatçılardan atanmaktadır. Şeflerin ve sanatçıların seçimi de aynı şekilde, hiçbir politik eğilim devreye girmeksizin, sadece sanatsal kriterlerle, bir tür özerk uygulamalarla yapılmaktadır.”

“Belediyelere bağlandığı takdirde, bu kurumları var eden bütün bu hassas dengelerin altüst olması kaçınılmazdır. Çünkü altyapı olmadığı için, ilkeler ve kurallar da yoktur. Bu şekilde, sanatsal ihtisasın gerektirdiği özerk nitelik bir yana, yarı özerk bir yapılanma dahi mümkün olamayacaktır. Yakın geçmişte yaşanan bir takım somut olaylar, böyle temel nitelikli kurumların maddi ve manevi şahsiyetlerinin nasıl zedelenebildiğinin, kuruluş ve işleyiş amaçlarının nasıl dejenere edilebildiğinin örnekleriyle doludur.”

“Devletin iyi amaçlarla kurduğu, fakat işleyişi ne yazık ki özlenen düzeye gelemediği için verim alınamayan sanat kurumlarına sahip olduğu bilinmektedir. Bu türden kurumlar, eğer bakanlık nezdinde devlete bir yük teşkil ediyorsa, meselenin hal yolu, bizzat bu problemli kurumlarla ilgili önlemler olmalıdır. Problemleri ortadan kaldırmak isterken, düzgün çalışan kurumları da işin içine katarak ortadan kaldırmak gibi bir yanlışa düşülmek üzeredir. Bu durum son derece kritik ve vahim bir dönemecin eşiğinde olunduğunu göstermektedir.”

“Komisyonunuzun tarihi kararı, bu temel nitelikli kurumlarımızı ne yazık ki ya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak veya hayatlarının devamını sağlayacaktır. Ulusal kültürümüz açısından vazgeçilmezliği olan, düzgün çalışan ve kuruluş amaçları doğrultusunda verimli sonuçlar ortaya koyan kurumlarımızın, TRT ve KTB gibi kademelerde devlet bünyesinde himayesine devam edilmesi, ulusal bir zorunluluktur. Dünyanın hiçbir ülkesinde örneği görülemeyecek olan bir yanlışa imza atılmamalı, tarih önünde bu kadar vahim bir kendi değerlerine yabancılaşma ve kendi değerleri aleyhine ayrımcılık hesapsızlığına düşülmemelidir.”

“Eğer bütün insanlık ve medeniyet dünyasında müzik, ulusal kültürlerin ve kimliklerin en önemli unsurları arasında başta sayılıyorsa, bu tarihi dönemecin eşiğindeki tarihi önemdeki sahipleniş tavrınız, elbette ki unutulmayacak ve tarihe mâl olacaktır.”
“Türk Musikisi Vakfı olarak saygıyla arz ederiz.”

Türk Musikisi kamuoyumuzu en teferruatlı şekilde bilgilendirmek amacıyla, tamamını buraya kaydettiğimiz ve Türk Musikisi Vakfı adına yapılan ve komisyonun bütün katılımcıları tarafından mutlak bir sessizlikle dinlenip, aynı anda alınan notlarla ne kadar önemsendiği sergilenen bu konuşmalar, resmen TBMM zabıtlarına girmiştir.

Komisyon üyesi CHP İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, tasarı üzerindeki görüşlerini, tamamen paralelimizde belirtmiş ve özellikle altyapı sorunları ile ilgili öneri ve tespitlerimizi, “20 yıl belediye başkanlığı yaptığı” gerekçesiyle sonuna kadar haklı bulduğunu ifade etmiş ve tasarıya karşı olduğunu açıklamıştır. Sayın Baratalı, ileriki muhtemel aşamalarda da konunun Türk Musikisi lehine takipçisi olacağını ve irtibat halinde olmamızı, görüşmeden sonraki özel görüşmemizde beyan etmiştir.

Komisyon üyesi MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal, aynı şekilde tasarı üzerindeki görüşlerini, tamamen paralelimizde belirtmiş ve yer yer konuşmalarımıza atıfta bulunmasının yanı sıra, görüşmeden sonraki özel görüşmemizde de mutlaka irtibat halinde olmamızı, konunun sahibi ve takipçisi olacağını beyan etmiştir.

Komisyon üyesi AKP Isparta Milletvekili S. Sadi Bilgiç, aynı şekilde tasarı üzerindeki görüşlerini, tamamen paralelimizde belirtmiştir. İfadelerinde ayrıca vurgulanması gereken özel bir nokta daha vardır: Sayın Bilgiç’in amcası, dönemin Kültür Bakanlığı Müsteşarı Emin Bilgiç, Devlet Korosu ve TM Devlet Konservatuvarı gibi Cumhuriyet tarihimizin “ilk”lerinin kuruluşuyla sonuçlanan tarihi sürecin mimarlarındandır. Belki de bundan dolayı konuya ayrı bir hassasiyet gösteren S. Sadi Bilgiç, isim zikrederek “Temel kurumlara dokunmamalı, aksine ihya etmeliyiz” şeklinde konuşmuş ve konunun takipçisi olacağını beyan etmiştir.

Komisyon üyesi DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’a vekâleten görüşmeye katılan Milletvekili Aysel Tuğluk da tasarıya karşı çıktığını gerekçeleriyle anlatmıştır.

Komisyon üyesi AKP Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz, genel olarak tasarıyı destekleyen konuşmasında “TRT radyolarında ve TV’lerinde ayrı ayrı sanatçılar istihdam edildiğini, bunun büyük bir israf olduğunu” iddia etmiş ve israfın önüne geçmek için böyle uygulamalar yapılabileceğini belirtmiştir.

Komisyon üyelerinin görüşlerini bu şekilde aktarmasının ardından söz alan AKP İstanbul Milletvekili Osman Yağmurdereli, tasarının lehinde konuşmuş ve sözlerinin bir yerinde, “Dünyanın hiçbir yerinde darbukacıya maaş veren bir devlet yok” sözlerini sarf etmiştir.
Konuşmaların ardından tekrar söz isteyen Türk Musikisi Vakfı Başkan Vekili Faruk Berksan, O. Yağmurdereli’nin sözlerine itiraz etmiş ve “darbukacı” sözüne indirgeyerek bir sanatı aşağılayacak tavır içine girilmesinin son derece üzücü ve yanlış olduğunu; bu sanatların darbukadan ibaret olmadığının bilinmesi gerektiğini belirtmiştir. Faruk Berksan itirazını ve tepkisini şöyle dile getirmiştir:
“Sayın Yağmurdereli’nin söylediği ‘Dünyada darbukacısına maaş veren hiçbir ülke yoktur’ sözü ile ilgili bir düzeltme yapmak istiyoruz. Biz, gelişmiş tüm dünya ülkelerini inceledik. İster krallık olsun, ister cumhuriyet, geleneksel kültürünü devam ettiren sanatçısına destek olmayan tek bir ülke yok. Ama maaşla, ama başka şekilde, her ülke kültürünü yaşatan sanatçısını sonuna kadar desteklemektedir. Sayın Yağmurdereli bu sözünü komisyonu kendi görüşü doğrultusunda etkilemek için kullanmıştır ve iddiası tamamen yanlıştır.”

“Sayın Yağmurdereli’nin konuşmasının tam üç yerinde TRT’nin reyting kaygısından söz ettiğini duydum, çok üzüldüm. TRT’yi diğer TV’lerle mukayese ederken, sanki bir buzdolabı üreticisi veya çiklet satıcısı gibi düşünerek, pazar payı üzerinden mukayese yapmak fevkalade büyük bir hatadır. TRT, atalarımızdan bize emanet edilen kültür değerlerimizi, yozlaştırmadan gelecek nesillere aktaracağımız en önemli kurumdur. Onu farklı bir gözle, sanki ticari bir firma gibi değerlendirmek, tarihi bir hatadır. Ayrıca, darbukacı da olsa bir sanatçı, sanatçıdır. TRT’den yetiştiğini kendisi söyleyen bir sanatçının, milletvekili olunca, kendini meydana getiren yeri beğenmeyerek, devletten maaş alan sanatçıları sırf aşağılamak için, ‘darbukacı’ sözüyle tahfife yeltenmesi, geleneksel sanatımızın temsilcilerine yapılmış fevkalade büyük bir haksızlıktır. Bize göre her TRT sanatçısı potansiyel bir Dede Efendi, konusuna göre potansiyel bir Mimar Sinan’dır. Biz bu açıklamayı büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz.”

Vakfımız adına son olarak söz alan Osman Simav da, Komisyon üyesi AKP Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün konuşmasına cevaben, TRT radyolarında ve TV’lerinde ayrı ayrı istihdam edilmiş sanatçıların bulunmadığını, sayın vekilin yanlış bilgilenmeden dolayı yanlış bilgiler aktardığını, TV’lerde de radyolarda da aynı sanatçıların yer aldığını belirterek bir düzeltmede bulunmuştur. Ayrıca TRT’de fasıl programlarının kaldırılmasının büyük hata olduğunu ve ciddi bir boşluk doğurduğunu; İstanbul’da yüzlerce restoranda fasıl programları yapılacak kadar yaygın bir dinleyici potansiyeli olan bu kendimize has müzik-eğlence şekline TRT’de neden son verildiğinin anlaşılamadığını; eğer tekrardan yapımına ve yayınına başlanırsa ciddi bir seyirci kazanılabileceğini belirtmiştir. TRT’nin elindeki sanatçıları atarak tasarruf etmeye çalışmak yerine, bu sanatçılarla yapacağı müzik programlarını özel yayın kuruluşlarına satarak gelir dahi elde edebileceğini; Türk Müziği orkestraları kurarak eldeki sanatçıların daha da verimli kullanılabileceğini sözlerine eklemiştir.

Komisyon başkanı AKP Balıkesir Milletvekili A. O. Sali, oturumun son aşamasında Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Dairesi yetkililerinin tasarı üzerindeki görüşlerini sormuştur. Maliye yetkilisi, bu sanatçıların TRT’den KTB kadrolarına devredilmesinde bir mahzur görmediklerini beyan etmiştir. Ancak bu beyanından, TRT sanatçılarının ek göstergelerinin 6.100; KTB sanatçıların ise 3.600 olduğundan haberi bulunmadığı anlaşılmıştır. Yani memuriyet türü açısından dahi, iki kuruma ait sanatçıların kan uyuşmazlığı bulunduğundan habersiz olan Maliye uzmanı, görüşmenin hazin karelerinden biri olarak hatıralarda kalmıştır.

Devlet Personel Dairesi yetkilisi ise, tasarının, bu görüşmede konuşulanların ışığında tekrar baştan sona gözden geçirilmeye muhtaç olduğunu söylemiştir. Konuşmacılarca dile getirilen sakıncaların mutlaka dikkate alınarak yeni bir tasarı hazırlanmasını; aksi halde bu şekilde çıkacak bir kanunun bu zayıf yönlerinden dolayı sürekli dava konusu olabileceği için verim alınamayacak bir durumda olduğunu söylemiştir.

Son sözlerini söyleyen Komisyon başkanı AKP Balıkesir Milletvekili A. O. Sali ise, çok aydınlatıcı ve bilgilendirici konuşmaların ışığında son derece verimli bir çalışma yapıldığını, bizzat vakfımızı temsil edenlerin isimlerini şükranla zikretmek suretiyle, dile getirilen bütün haklı gerekçeler sebebiyle tasarının geri çekilmesine karar verdiklerini söylemiştir. Bu şekilde sona eren görüşmeden sonra şimdi ortaya çıkan sonuç şudur:

Tasarı, en azından bir süreliğine geri çekilmiş durumdadır. Yani TRT sanatçılarının KTB kadrolarına nakledilmesi, hemen bugünden yarına gerçekleşebilecek bir uygulama olmaktan –şimdilik- çıkmış durumdadır. Bu sebeple, projenin ikinci adımı olan, KTB’na bağlı Türk Müziği kurumlarının (ve dolayısıyla TRT sanatçılarının) belediyelere devri meselesi de aynı şekilde rölantiye alınmış durumdadır.
Ancak bu son durum, elbette ki bu uygulamaların tekrardan gündeme getirilmeyeceği gibi bir anlam ve sonuç doğurmaz. Hükûmet, görüşünde ısrar edebilir ve yeni veya yenilenen bir tasarıyla yine TBMM’ye başvurabilir. Öyleyse, Türk Müziği camiasının, kazanılan bu vakti kusursuz biçimde değerlendirmesinden başka şansı yoktur. Bu halde neler yapılabilir?

Öncelikle, böyle kara günlerde sesimiz, elimiz, gözümüz ve kulağımız olan Türk Musikisi Vakfı gibi sivil toplum örgütlerimize katılmak, sahip çıkmak, iyi günlerimizde de varlığına destek olmak gerekir. Çünkü bu kurumlar “birilerinin” değil, hepimizindir.
Türk Musikisi camiasını oluşturan sanat dünyası, hem kurumlar hem de tek tek kişiler bazında derinden bir “özeleştiri” girişimi başlatmalı ve bunu en kısa bir sürede yapmalıdır. Zira karşılaşılan çok önemli bir durum, maalesef bütünüyle haksız sayılamayacak olan, Türk Musikisi kurumlarının verdiği görüntüdür. Camiamız, bazı kesimler tarafından “zayıf”, “çürük”, “birlikten yoksun” diye değerlendirilmektedir. En yetkili ağızlardan işitilen, “Batı Müziği’ne dokunamayız, çünkü dünyayı başımıza yıkabilirler. Ama Türk Müziği’nden nasılsa ses çıkmaz” sözlerinin iyi değerlendirilmesi gerekir.

Çeşitli kurumlarımızın verdikleri çok farklı fotoğraflar, sürtüşmeler veya verilen görevi, sanat/sanatçılık sorumluluğunu lâyıkıyla taşımamaktan dolayı dışarıya negatif yansımalar söz konusudur. Bu gereksiz durumlar, Türk Müziği’ni yaralamakta, işte bu gibi tarihi dönemeçlerde elimizi zayıflatmaktadır. Bu noktada Türk Müziği mensuplarına ve kurumlarına büyük görev düşmektedir. Her kişi ve kurumun, “Ben neyim, niçin varım, amacım ne?..” gibi soruları tekrar gözden geçirmesi, atacağı her adımı bu geniş ölçeğe göre ayarlaması ve gerekirse yeni bir duruş sergilemesi gerekmektedir.

Türk Musikisi kamuoyunun bilgisine, dikkatine ve değerlendirmesine sunuyoruz.
Saygılarımızla.

TÜRK MUSİKİSİ VAKFI




Hoşgeldiniz