Ezan’ı Makamı İle Okumak… Y.Doç.Dr. Göktan Ay


Toplam Okunma: 45789 | En Son Okunma: 23.11.2014 - 15:40
Kategori: Din ve Müzik, Fikir Yazıları

“Güzel sesi dinlemede kalp huzuru ve Allaha yaklaşma vardır. ”(Hz.Mevlana)… İslam aleminde namaza davet amacı ile günde beş vakit okunan Ezan’ın belirtilen makamlarda ve güzel okunmadığı sürekli gündeme getirilmektedir. Yaptığımız kısa araştırmada da farklı görüşlerin olduğu belirlenmiştir. Şöyle ki;

Bilindiği gibi; güzel ses dünya nimetlerinin birincisidir. Çünki; ses nefesin sonucudur. Bir insanın canlı mı, cansız mı olduğunu anlamak için nefes alıp almadığına bakılır. Güzel sese, güzel okuyuşa, güzel sunuşa doyum olmaz. En iyi şarkı/türkü bile güzel sesle hayat bulur.

Ezan, namaza davettir ve sünnettir. Bu sebepten çok zorunlu hallerde abdestsiz de okunabildiği gibi, akîl ve bâliğ olmayan bir erkek çocuk da ezan okuyabilir.Ezanın metni aşağıdaki gibidir;

“a” Allahü Ekber (4)
“b” Eşhedü ellâ ilâhe illâllah (2)
“c” Eşheü enne Muhammed-er-rasûlüllah (2)
“d” Hayye‘alessalâh (2)
“e” Hayye‘alelfelâh (2)
“f” Allahü Ekber (2)
“g” Lâilâhe İllâllah (1)

“…..Bürokratların hep söyledikleri, temcit pilavı gibi koyup kaldırdıkları şudur: Karşıdevrimciler ezanı Arapça’ya döndürdüler, oysa İnönü onu ne güzel Türkçe okutuyordu…Hani bir çeşit “Martin Luther’in İncil’i Almanca’ya tercüme etmesi” gibilerden bir reform görmek isterler bu ezan meselesinde…Oysa kendilerine “müteaddit defalar izah etmeye” çalıştık: Ezanın Arapça, Türkçe, Arnavutça ya da Norveççe okunması arasında pratikte hiçbir fark yoktur, çünkü anlamını ve ne işe yaradığını bilmeyen yoktur. Bir Hıristiyan bile bunu merak etmez. “Tanrı uludur” denildiği zaman onu kolaylıkla anlayacak olduğu varsayılan hiçbir “cahil köylü” de, “Allahüekber” denildiği zaman “ne çığırıyor bu müezzin, acaba beni bir yere mi çağırıyor” diye sormaz! Çünkü bu bir kalıptır, bin beş yüz yıldır her gün beş kere tekrarlanan bir ritüel.Ortalama 70 yıllık insan ömründe aşağı yukarı 130 bin kere duyulacak bir kalıp! Dolayısıyla, “ondan başka yoktur tapacak” desen ne değişecektir, “la ilahe ill’Allah” desen ne fark edecektir? Müezzin çıkıp da “there is no god but Allah” dese bu çağdaşlık mı sayılacaktır? Ben şimdi “come to the prayer, come to salvation” yazsam Avrupalı mı olurum, yoksa dinden mi çıkarım? Ezanın Türkçe okunması, devrim falan değil, yalnızca bir özenti olmuştur. Halk tarafından da hiç hoş karşılanmamıştır. “Halk için halka rağmen” yaklaşımı da fazla yürümemiştir tabii…Bürokrasi, günün birinde iktidara yeniden el koyduğunda, ezanı yeniden Türkçe okutmayı ciddi olarak düşünmekte midir? Sanmıyorum……..”(1)

“Sabah Ezanı okunurken “e” ile “f” bölümleri arasına şu bölüm eklenir; Essalâtü hayrun minen nevm (Okunurken “neum” diye telaffuz edilir ve “namaz uykudan hayırlıdır” manasındadır). Bu bölüm Bilali Habeşi tarafından ilave edilmiş ve Peygamber Efendimiz tarafından da kabul edilmiştir. Makamları şöyledir;

Sabah Ezanı :saba makamı
Öğle Ezanı : rast makamı
ikindi Ezanı : hicaz makamı
Akşam Ezanı : evic, segâh makamları
Yatsı Ezanı : ussak, beyâtî makamları” (2)

“Hekimbaşı Gevrekzâde Hâfız Hasan bin Ahmed(Amed), “Emrâz-ı Ruhiye-i Nagâmat-ı Mûsikîye” adın daki risalesinde Farabî’nin bir çok ilim dalında olduğu gibi mûsikînin de tıpta kullanıldığını, Hoca Nasırî Tusî, Hoca Abdülmümin Sofî ve Safiyüddin’den önce yeni yöntemler ileri sürdüğünü yazar. Şeyhülis lâm Esad Efendi, Lehcetü’I-Lügat’inde Farabî’yi metheder. Ayrıca bir çok eserde Kemaleddin, Ebû Ali bin Sina gibi ustalarla Mısır’da toplanarak o günkü sistemleri gözden geçirdikle~inden söz eder bu toplantılar da 24 terkibin 48′e çıkartıldığına değinilir. Bir başka eserde Farabî’den naklen şu bilgiler veriliyor: Bu bilgilere göre Farabî, Ezan mûsikîsi ne de yer vermiş ve vakitlere göre okunacak ezanın makamlarını şöyle anlatmış:

Sabahleyin Rehavi,
Subh-ı Sadık’ta Hüseyni,
Güneşin iki rehm yükseldiği zaman Rast,
Vakd-i Hüda’da Bûselik,
Nısf-ı neharda Zengûle,vakd-i
Huzûrda Uşşak,
Vakd-i gurup’ta Isfahan,
Akşam namazında Neva,
Yatsı namazında Büzürg,
Vakd-i nevmde Zirefkand makamı.” (3)

“İslam dini bütün âlemlere inmiştir. Sadece bir kavmin dini değildir. Bütün kâinatta müzik var, rüzgârın sesinde, denizin dalgasında, yağmurun yağışında… Çünkü nefes varsa kafes var, kafes varsa ses vardır. İslam dini müziğe çok güzel bakmıştır. İslamiyet ile insan sesi kullanılarak ezan okundu.. O zamana kadar hep davette farklı şeyler kullanılırdı. Mesela daha önceleri çan vardı. İslamiyet’le Peygamber Efendimiz, Bilal Habeşi’ye sesi ile insanları davet etmesini buyurmuştur. Ve Peygamber Efendimiz Kur’an’ın güzel sesle okunmasını tavsiye etmiştir. Kur’an’ın içinde bütün makamlar gizlidir. Uşşak, rast, nihavent, segâh. Zaten bu makamlar bizim hücrelerimizde vardır. Kur’an’ın makamı çok içlidir, yakıcıdır.” (4)

“Ezan Ve Kamet Hakkında
Sabah Ezanı (Saba Makamı)
Öğle Ezanı (Rast Makamı)
İkindi Ezanı (Hicaz Makamı)
Akşam Ezanı (Segah Makamı)
Yatsı Ezanı (Uşşak makamı)
Cuma İç Ezan (Hicaz Makamı)
Cuma İç Ezan (Rast Makamı)
Sala (Hüseyni Makamı)” (5)

“Ahmet Özhan, ‘‘Camilerimizde ezan arabesk okunuyor. Her vaktin ezanı farklı makamlarda okunmalı’’ dedi. Hasan Sezayi Vakfı’nın davetlisi olarak Edirne’ye gelen Ahmet Özhan, müzikteki ilgi alanını tasavvuf müziğine çevirdiğini söyledi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde her makamın ayrı hastalığı tedavi etmekte kullanıldığını hatırlatan Özhan, ‘‘Namaza davet niteliği taşıyan ezanın da vaktine göre farklı makamları var. Günümüzde bu ayrıntıya dikkat edilmiyor. Camilerde Arap özentisi arabesk usulü ezan okunuyor. Camilerde merkezi sistemle ezan okunmasının da yanlış olduğunu öne süren Ahmet Özhan, ‘‘Müezzinler ezan makamları konusunda eğitime tabi tutulmalı. Her vakif ezanı farklı makamdadır ve buna göre okunması gerekir;

Sabah : Saba, Gerdaniye, Dilkeşhaveran
Öğle : Hicaz, Saba
İkindi : Uşşak, Beyati
Akşam: Rast
Yatsı : Segáh” (6)

”Sabah ezanı: Sabá makámında okunur. “Es salátü hayrun mine’n nevm” (Namaz uykudan daha hayırlıdır) kısmında, sabahın diğer ezanlardan farkını vurgulamak için, hüseyni , dilkeşháverán, bestenigár, çargah gibi başka makamlara geçiş yapılabilir. Sonunda yine sabá makamıyla bitirilir.

Öğle ezanı: Genellikle uşşak makamında okunur ama makamın seyir özellikleri dikkate alınarak içine bayati makamı da girer, karcığar da. Bazen neva da olur.

İkindi ezanı: Osmanlı döneminde perşembe günleri nihavent okunur, böylece cumanın yakınlaştığı belirtilirmiş. Çünkü nihavent, biraz daha neşeli seslere sahip bir makam.

Akşam ezanı: Segah ya da dügah makamında, diğer vakitlere göre daha çabuk okunur.

Yatsı ezanı: Genellikle hicaz makamında okunur ama hüzzam, garip hicaz ve rast da kullanılır. Rast zindelik veren bir makam olduğundan, günün son saatlerinde insanların yorgunluğunu aldığı düşünülür.

İç ezan: Bu ezan da cuma namazında ilk sünnet kılınıp hatip hutbe okumak için minbere çıktığında okunur. Öğle ezanı gibi bayáti veya uşşák makamında okunur.”

“Korkunç bir günahın cezasını çekiyorum belli ama neydi bu günah bilmiyorum.Tenor müezzin modası var biliyorsunuz. (Müezzinin modası yoktur demeyin sakın döverim!) Piyasaya ne zaman İbrahim Tatlıses, Mahsus Kırmızıgül, Özcan Deniz gibi kedi sesliler hakim oldu camilerden de o sesleri duymaya başladık. Gitti o davudi sesli müezzinler geldi miyavlar gibi ezan okuyan müezzolar. Bunu belirtmek zorunda değilim ama ben ezanı severim. Daha doğrusu severdim. Sabah sessizliğinde, tek bir camiden gelen, efendi bir sabah ezanı cidden çok hoşuma gider. Ve bunu en son 5 yıl evvel Şirince’de duymuştum. Bir daha da kalın sesli bir hocadan güzel bir ezan dinleyemedim. (Hayır AKP’li değilim… Hayır AKP’li değilim… Hayır AKP’li değilim..)Ama bu ince sesli, inleye inleye, mıyklaya mıyklaya ezan okuyan müezzinlerden cidden nefret ediyorum. (Hayır din düşmanı değilim.. Hayır din düşmanı değilim.. Hayır din düşmanı değilim…)

Hele bizimki iyice abartmış durumda. Bir nağmeler, bir nağmeler… inanılır gibi değil! Arada “Alaaaaahhh” diye bağır, rakı sofrasına bir yumruk indir yani. Öyle bir “gazinosal” ezan durumu. Ve tabii ki son seste! Niye? Çünkü anladığım kadarıyla camiler arasında bir rekabet de söz konusu! Zira eskiden gayet normaldi ses düzeyi, ne zaman ki Hareket Sitesi tarafından gür bir ezan duymaya başladık, bizimki de sesi yükseltmeye başladı. O bir gıdım daha, bu bir gıdım daha derken şu an ezan okunurken mahallede kimse konuşamaz durumda. (Aynı durum daha da berbat olmaz üzere Sultanahmet bölgesi için geçerli. Milleti yerinde hoplatacak kadar sesler açık. Üstelik dip dibeler ve hepsi birden okuduğu için de çekilmez bir ses karmaşası söz konusu. Şu ezanları nöbetleşe okusalar olmaz mı? Bu arada o kadar bağırttırıyorlar, yiyorsa hoparlörsüz okusunlar bakalım..)” (7)

Ülkemizde şu anda eğitim yapan İlahiyat Fakültesi sayısı 23 tür. Eğitim programlarına baktığımızda; Türk Din Musıkisi, Güzel Kur’an Okuma, Kur’an Okuma ve Tecvid v.b. gibi Kur’anın güzel ve doğru bir şekilde, makamına uygun olarak okunması ile ilgili uygulama derslerinin, kredisinin ve süresinin az olduğu görülmekte, buna karşılık teori derslerinin fazlalığı dikkati çekmektedir. Bu işin çözümü tabi ki üniversiteler ilgili bölümleridir. Ayrıca yukarda verdiğimiz örneklerde görüldüğü üzere ezanlarda okunan makamlar konusunda da kafalar karışıktır. Herkes bir örneği doğru almakta, yanlış bilgiler yayılmaya devam etmektedir. *

Bazı Fakültelerde, Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 11.07.1997 tarih ve 97.23.1660 kararıyla açılan ve eğitim süresi dört yıl olan, İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Programı (Bu programda öğrenciler alan bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyon dersleri almaktadırlar. Bu programı bitiren öğrenciler ilköğretim okullarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olabilmektedirler.) 26.05.2006 tarihli Yükseköğretim Genel Kurulu Toplantısında alınan karar gereğince 2006-2007 eğitim-öğretim yılında Eğitim Fakültesi bünyesine alınmıştır.

Bu programdakilerin müzik eğitimi, güzel ve doğru makamları öğrenmeleri, üslup sahibi olmaları için için neler yapılmaktadır, neler yapılabilir…Araştırılmalı…konservatuarlarla, müzik bölümleri ile işbirliği yapılmalı…Ortak seminerler/yarışmalar/okuma günleri düzenlenmelidir…Yoksa her sınıf öğretmeninin müzik dersine girdiği gibi bir sistem devam ettirilmiş ise kim kime şikayet edilecektir?..
Üniversiteler bunun için vardır…Bilimsel çalışmalar ile bu konular acilen netliğe kavuşturulmalıdır…

“DİYANET İşleri Başkanlığı, imamları toplumsal hayata daha fazla katabilmek için yeni bir karar aldı. Buna göre, “sosyal imamlar” daha çabuk terfi edecek. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, camideki görevinin yanı sıra toplumsal hayatta inisiyatif üstlenen, kız çocuklarını okula yönlendiren, ağaç dikilmesini teşvik eden imamların istedikleri yere tayin edilme taleplerinin öncelikle karşılanacağını belirtti. Camilerin sadece ibadet edilen yer olarak değil, eğitim verilen, topluma her alandaki değişim ve gelişimde önderlik eden yerler haline gelmesini istediklerini belirten Bardakoğlu, “Bizim dindarlığımızın topluma da önderlik etmesi lazım” dedi. “Değişen çağı dikkate alarak din hizmeti vermeliyiz” diyen Bardakoğlu, şöyle devam etti: “Belli bir coğrafyaya ve belli bir döneme ilişkin algılamayı tüm dünyaya taşıyarak din olarak sunamayız. Diyanet olarak bizim ürettiğimiz hizmet, şeffaf ve hesap verebilir olacak. Nasıl bir din hizmeti sunuyoruz? Toplum nasıl algılıyor? Bunları araştırıyoruz.” (8)

Not: 23 Haziran 2008 de İTÜ Taşkışla’da , bir doktora sınavı nedeniyle M.Ü.İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Y.Doç.Dr. Nuri Özcan ile konu hakkında bir sohbetimiz oldu. Sn. Nuri Özcan; bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gruplar halinde çalışma başlattığını, fakültede derslerin olduğunu ancak uygulamaların zayıf kaldığını, Fakültelerin bu konularda konservatuarlardan yardım alması gerektiğini, çözümün uzun zamanda hallolabileceğini, ancak konunun çok önemli olduğunu” söyledi.

“Güzel Görünen Değil, Güzel Görendir Güzel
 ……Kutlu Doğum Haftası anısına…

Mevsimlerde, türlü türlü mânâ var
Topal döner dünya, “kışı” olmazsa
Bahar gelir, tüm ataleti savar
Garip öterdi dal, “kuşu” olmazsa

Gezerim gezerim, çağlar gezerim
Ovadan ovaya, dağlar gezerim
Ümidi özleme, bağlar gezerim
Yorgun kalkar hayal, “düşü” olmazsa

Balığın gözyaşı, suda gizlidir
Duygu bazen haldir, bazen sözlüdür
Damla damla gelir, içten sazlıdır
Neyi görür ki göz, “yaşı” olmazsa?

Uyumla raks eder, zamanla mekân
Gönülden gönüle, su gibi akan
Kerem’i Mecnûn’u nedir ki yakan?
Ağlar mıydı güzel, “kaşı” olmazsa?

Yokuşta gözyaşı, inişte ter var
Bazen şerde hayır, hayırda şer var
Şükür ki derdime ortak beşer var
Zindan olur hayat, “hoşu” olmazsa

Bize mesken dünya bile vadeli
Hüzünlüyüz, en sevgili gideli
Yatanlar akıllı, bakanlar deli
Ders vermezdi mezar, “taşı” olmazsa” (Ali Rıza Malkoç 11/04/2008 Bursa)
___________________________________________

(1) Ardıç, Engin; Neden değiştirmediniz?, Sabah Gazetesi, 19.06.2008
(2)Sezgin, Bekir Sıdkı; İTÜ TMDK “Dini Musiki” Yüksek Lisans Ders Notları,1990
(3) www.baktabul.com
(4)Fikret Erkaya İle Röportaj (Güzin Osmancık), Müziğin tesiri iyi ellerde başkadır,Milli Gazete, 01.07.2006
(5) www.kerempeli.com
(6) Akbaş, Arzu; Arabesk kavgası yine alevlendi, Hürriyet Gazetesi, 28.04.2002
(7) Tönbekici, Mutlu; Marş, ezan ve çılgın çığlıklar!, Vatan Gazetesi, 21.06.2008
(8) Müderrisoğlu, Okan; Sosyal İmama Özel Terfi, Sabah Gazetesi,21.06.2008

*Bakınız; Karagözoğlu, İnan; Eski İstanbul Geleneğinde Ezanların makamı;, musikidergisi.net, 11.06.2008




Hoşgeldiniz