“Son Söz” (2001) … Prof. Yalçın Tura


Toplam Okunma: 3102 | En Son Okunma: 21.09.2017 - 05:23
Kategori: Kültürel Öneriler

Kuruluşundan bu yana İTÜ TMDK camiasının, öncesinde de geleneksel Türk müziğinde birçok başarılı tartışmaya imza atmış, mücadele etmiş Sn.Yalçın Tura’nın düşüncelerinin-söylemlerinin çoğunluğunun gerçekliği bugün kabul edilse de, uygulamaya geçme oranı konusunda tereddütler maalesef hala sürmektedir… İlk anda akla gelenler: “geleneksel Türk müziğinin gizemli eksikliği ile gerek matematiksel, gerekse icrasal manada uluslararası sanat arenasındaki öğretilmezliği”   şeklinde       özetlenebilir. Yaşanmışlığın TECRÜBESEL IŞIĞINDA samimi olarak kaleme dökülen TESBİTLER önemlidir. Çünkü şimdiki kuşak yöneticiler de geleceğe aynı tesbitleri bırakıyorsa/bırakacaksa “BU İŞDE BİR İŞ” var demektir…

GTM’nde uslanmaz muhalif, inandığı yolda tek başına yürüyen, ismini de gerek müzikoloji, gerekse besteleriyle müzik tarihine yazan Prof. Yalçın Tura resmi meslek yaşamının son üç yılında YANİ 62 ve 65. yaşlarında İTÜ TMDK’ya müdür oldu.

Ben Edirne Devlet Türk Tüziği Topluluğu Genel Yönetmeni görevim sırasında kendisiyle yaptığımız görüşmede konu; kendisinin muhalifliğine gelmiş, tıpkı bu satırların yazarının yöneticiliği gibi “mührü ele almanın Türk müzik dünyası için çok da bir anlam ifade etmediğini” tam aksine “al, mühür sende, ne yapacaksın?” dendiğini ve “reformun/müzik rönesansının mühürle olmayacağını” anladığını bizzat dile getirmiştir.

Yalçın Tura’nın yıllar süren haklı muhalefetinin ardından resmiyetinin son üç yılında yönetici olması ve yöneticiliğinde söylemlerini gerçekleştirememesi aşağıdaki “SON SÖZ” yazısını yazmasına vesile olmuştur.

Ne anlatmak istedi, GTM’nin yıllar yılı muhalifi, ama şimdi çok sevilen insanı?
(Dr. Ayhan Sarı)

 AKTARIYORUZ:

“SON SÖZ” YALÇIN TURA

Kuruluşundan bu yana, yirmibeş yıldır, gerek öğretici, gerek yönetici olarak hizmet verdiğim ve son üç yılı da müdürü olarak geçirdiğim İTÜ TMDK’ından, yakında yaş haddinden emekli olarak ayrılacağım.

Konservatuar, kuruluş döneminden başlayarak, oluşumu, gelişmesi, İTÜ’ye bağlanması aşamalarında çeşitli problemlerle karşılaşılmıştır. Bunların bir kısmına kalıcı, bir kısmına geçici çözümler bulunmuşsa da, birtakım problemlere çözüm bulunamamış ya da bulunan, önerilen çözümler uygulamaya geçirilememiştir. Çözümü ertelenen ya da hiç bulunamayan konular günden güne artmış ve yarattıkları olumsuzluklar had safhaya gelerek kurumun işleyişinde, aşılması çok zor tıkanıklıklar yaşatmaya başlamıştır.

Uzun yıllar, yönetim ve danışma kurullarından üyelik, bölüm başkanlıkları gibi görevlerde bulunduktan sonra ve bir süreden beri de, çalışmalarımı, sadece, kurucusu olduğum Müzikoloji Bölümü’nün bilimsel düzeyini ve eğitim çizgisini, çeşitli zorluklar ve olumsuzluklara rağmen, belli bir çizginin üzerinde tutma çabasına yoğunlaştırmışken, bu tıkanıklıkları giderebilmek ümidiyle üstlenmek zorunda kaldığım müdürlük görevim sırasında, yasalar ve yönetmelikler çerçevesinde yetki alanıma giren birtakım problemlere olanakların elverdiği ölçüde çözüm getirmeye çalışarak, eğitimimizi, Üniversitemize yakışan, çağdaş, bilimsel ölçütlere uygun biçimde sürdürebilme yollarını aradım. Başta sayın Rektör’ümüz, yardımcıları ve senatörlerimiz olmak üzere, Üniversitemizin yönetim kadrosundan gördüğüm ilgi ve destek için teşekkür ederim.

Göreve başladığım sırada,Konservakuar’da Akademik kadroda görevli bir tek kişi yoktu. Bugün, bu kadrolarda 2 yardımcı doçent, 2 doçent, üç Profesör görev yapmaktadır. Öğretim görevlisi bir arkadaşımız sınavda başarılı bulunarak Doçent ünvanını kazanmıştır. Yardımcı doçent arkadaşlarımızdan biri de, içinde bulunduğumuz ay sonunda sınava girecektir. Bu arkadaşımızın da sınavı kazanarak doçent ünvanını alacağını umuyor, her iki arkadaşımızın, durumlarına uygun kadrolara en kısa zamanda atabilmelerini diliyorum. Çok değerli bir öğretim elemanımıza da uzmanlık kadrosunun sağlanabilmiş olmasından mutluluk duyuyor, bu konuda çabalarını esirgemeyen değerli yöneticilere bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Konservaturın ancak, sanat eğitimlerinin yanı sıra, akademik formasyonlarını da tamamlamış, nitelikli öğretim üyelerinin çoğalıp, yönetici konumuna gelmeleriyle ileriye gidebileceğini düşünüyorum.

Eğitimde büyük problemler doğruna ve kredili sisteme geçtikten sonra, artık varlığına ihtiyaç kalmayan mesleki hazırlık sınıfının büyük uğraşlar sonucunda kaldırılmış olmasını çok önemli bir başarı sayıyorum.

Eğitim planlarımızın, üniversitemizin kabul ettiği sınırlar içinden kalarak kredili sistem doğrultusunda yeniden düzenlenip, onaydan geçirilerek uyugulanmaya konmuş olmasını çağdaş, bilimsel bir eğitim yolunda atılmış önemli bir adım olarak görüyorum.

Gerek eğitim alanımıza giren konuların nitelikleri bakımından, gerekse öğretim elemanı yetersizliği yüzünden, İngilizce destekli eğitimin İngilizce hazırlyık sınıfını da içerecek biçimde tam olarak gerçekleştirmemiz şimdilik mümkün olamamışsa da ilk dört yarıyıl temel ingilizce, beşinci ve altıncı yarıyıllarda da ileri ingilizce yedinrci ve sekizince yarıyıllarda da mesleki İngilizce dersleri eğitim planına konularak, öğrencilerimizin bütün öğrenim süreleri boyunca bu dersleri almaları ve böylece kesintisiz bir yabancı dil öğrenimi ve uygulaması görmeleri sağlanmıştır. Olanaklar el verdiği takdirde, ders saatleri arttırılarak bu uygulamanın genişletilebileceği ümidini taşıyoruz. Lisans üstü çalışmalara yönelmek isteyecek öğrencilerimizi yabancı dil konusunda daha ileri düzeylere çıkarabilmek amacıyla çeşitli kurlar açılması yararlı olacaktır.

Türk Müziği Araştırma, Belgeleme ve Uygulama Merkezi (TÜMABUM) yönetmelik taslağı kurullarımızda incelenip kabul edilerek (İTÜ) Senatomuzun onayına sunulmak üzere Rektörlüğümüze gönderilmiş bulunmaktadır. Bu taslağın yürürlüğe girmesi ve Merkezin çalışmaya başlamasıyla, sözü geçen alanlarda çok önemli gelişmeler beklenmektedir. Konuya başta sayın Rektörümüz olmak üzere ilgililerin dikkatini esirgemiyeceğini umarım. Bu arada internet bağlantısıyla ilgili çalışmalara başlanmış olması da sevindiricidir.

Temel eğitimin kesintisiz sekiz yıla çıkarılmasıyla kesintiye uğramak zorunda kalan Hazırlayıcı Birimin Orta bölümüne öğrenci alınmaya başlanmıştır. Bununla birlikte, küçük çocukları ve gençleri, müzik yeteneklerini geliştirerek yüksek düzeyde müzik eğitimine hazırlayacak bir sistem henüz kurulamamıştır. Bu yolda çalışmalar sürdürülmektedir.

Mezunlarımızın öğretmenlik yapabilmeleri konusunda baş göstermiş olan sıkıntılara kalıcı bir çözüm bulunamamıştır. Lisans üstü programlarının yapılandırılması ve düzeylerinin yükseltilebilmesi konularında da, özellikle öğretim elemanı bulma zorluğundan kaynaklanan sıkıntılar yaşanmaktadır. Ayazağa Kampüsü’nde Konservatuar olacak biçimde yapılıp donatılmış özel bir komplekse duyulan gereksinme gün gün artmaktadır. Maçka kampusündeki yapıları onarıp yeniden donatarak, çocukların, gençlerin ve Üniversite dışındaki yetişkinlerin yararlanabileceği çeşitli kurlara, hazırlayıcı programlara tahsis etmek, yüksek müzik öğrenimini Ayazağa’da yapılacak komplekse taşımak bizce ideal çözüm olacaktır.

TEMEL PROBLEMLER

Konservatuarda öğretim, başlangıçta Batı müziği ve Türk müziği dallarında olmak üzere iki ana dala ayrılmış iken, çok geçmeden Türk müziği de, Türk Sanat Müziği ve Türk Halk müziği olmak üzere ikiye ayrılmış ve böylece dal sayısı üçe çıkmıştır. Halk müziğinin, her alanda öteki iki dalla eşit olmak istemesi, bugüne değin çözülemeyen pek çok problemi doğurmuştur.

1- Halk müziği nazariyatı, genel kabul gören bilimsilbir temele oturtulamadığı halde THM solfej ve nazariyat dersleri programlarında büyük yer kaplamaktadır. Gerçekte bu derslerde yapılan, türkü ezberletilip okutmaktan ibaret kalmaktadır.

2- Çalgı eğitimi: yaylı çalgılar, nefesli çalgılar, mızraplı çalgılar, ana sanat dallarına ayrılmışken bu dalların her birinde Türk sanat ve Türk halk müziği, bazılarında ayrıca Batı müziği çalgılarının öğretimi ayrı ayrı yapılmaktadır. Bunların bölüm içinde, farklı programlar olarak, farklı düzeylerde gerçekleştirilmesi daha doğru olacaktır.

3- Türk Halk müziği çalgılarının her birinin kendine göre farklı bir repertuarı ve pek çoğunun metodu bulunmamaktadır. Bu çalgılarınöğretiminde gene ağırlık, türkü öğretip çaldırmaya verilmektedir.

4- Halk türkülerinin büyük çoğunluğu ise, belirli bir çalgıyla çalınmak üzere yapılmamıştır. Bunların pek çoğu, sadece insan sesiyle, bazıları bağlama vb çalgılar eşliğinde seslendirilir.

5- THM yörelere göre büyük farklılıklar gösterir. Kimi çalgılar, belli yörelerin müziği dışında kullanlmaz. Bazı yörelerde ise TSM çalgıları da halk müziğinde yer alır. Yöresel özellikler gösteren çalgılarla başka yörelerin müzikleri çalınması doğru değildir.

6- Yarım yy.ı aşkın bir süreden beri Hal ümziğin ayrı bir tür olarak yapma ve yayma gayretleri, sonunda bu müziği otantik bir folklor ögesi olmaktan çıkarmış, aranjman müziği haline getirmiştir. Bugün içinde kontrabas, org bateri, keman viyolonsel gibi Batı çalgılarının da yer aldığı kalabalık, orkestra benzeri, kadınlı erkekli türkcülerden oluşan sözde koro benzerictopluluklarda, zaman zaman ilkel akorlar eşliğinde verilen konserlerin THM olduğu iddiası, asla gerçekle bağdaşmayan bir iddiadır.

7- Türk Halk çalgılarının her birinin ayrı ayrı mı, yoksa aileler biçiminde mi öğretilmesinin doğru olacağı, bunların her birinin ne kadar zamanda öğretileceği, bütün ısrarlarımıza rağmen açıklığa kavuşturulmamıştır. Çoban kavalı, dilli düdük, mey gibi çalgıların orta öğretimde altı ya da hazırlık olduğu takdirde yedi yıl öğretildikten sonra, yüksek öğretimde de bir dört yıl daha öğrenimlerinin sürdürülmesinin mantığı açıklanamaz. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu çalgıların repertuarı ve kullanım alanları sınırlıdır.

8- Zurna, tulum, Karadeniz kemençesi gibi bazı çalgılar öğretilmezken, bir Azerbaycan çalgısı olan tar’ın öğretilmesi ne derece doğrudur? Doğru ise, Asya’daki öteki Türk topluluklarının çalgılarının da ayrıca ele alınması gerekmez mi?

Bu arada bir noktanın altını çizmekte yarar görüyorum: Bu eleştirilerim, kültürümüzün önemli bir ögesi olan Halk müziğimize değil, konservatuar eğitiminde bu müziğe nasıl ve ne ölçüde yer verilebileceğine yöneliktir.

Türk Sanat müziği alanında da benzer problemler yaşanmaktadır:

1- Türk müziği nazariyati adı altında öğretilen nazariyat yanlıştır. Geleneksel nazariyatı bilen pek çok öğretim elemanının karşı çıkmasına rağmen, aslında fisagorcu batı nazariyatının eksik bir kopyası olan Arel-Ezgi nazariyatının bütün yanlışlarıyla birlikte konservtuarda öğretilmesine devam edilmektedir.

2- Yanlış ses sistemine bağlı olarak nota ve seslendirilmesi arasındaki ayrım sürüp gitmektedir.Bütün dünyada belli frekansların karşılığı olan notalar, Türk müziği çalgılarında farklı sesleri ifade etmekte, seslendiricilerin keyfine göre herhangi bir ses olarak seslendirilebilmektedir. Örneğin –re notasıyla gösterilen neva perdesi çalındığında, Mansur ney dışındaki Türk müziği çalgılarından Batı la sesi işitilmektedir. Şarkıcılar ise gırtlaklarının durumuna göre, istedikleri başka bir sesi çıkarmakta sakınca görmemektedirler. Nota yazısı ile seslendirme arasındaki farkı gidermek amacıyla uzmanlardan oluşturduğumuz bir kurul, bu konuda bilimsel gerçeklere varan bir sonuca varamamıştır.

3- Türk müziği solfej ve nazariyatı ile, ona paralel olarak yürütülmesi gereken repertuar derslerinde makam öğretimi ve eser seçimi gibi konularda da yanlışlar, tutarsızlıklar ve uyumsuzluklar bulunmaktadır. Bu derseler genlikle bilimsel yöntemlere göre yapılmadığı için pek çok hoca uygulama yerine ders notu yazdırırak zamanı yanlış kullandığı halde, zaman yetersizliğinden şikayet etmekte, yüksek öğretimde artık herşeyi öğretmeye çalışmak yerine, öğrenmeyi öğretmek, edilgen değil etken, araştırıcı öğrenci yetiştirmenin amaçlandığını unutmuş görünmektedir.

4- Çalgıların öğretiminde gerekli bilimsel alt yapı ve uygun metod eksikliği yüzünden problemler yaşanmaktadır. Hangi çalgının ne keder süreyle, hangi aşamalardan geçilerek öğretilmesi gerektiği konusunda yeterli çalışma yapılamamıştır. Bu yüzden özellikle yüksek sınıflarda dersler gereksiz tekrarlarla ya da boş geçmektedir. Yine bu yüzden pek çok çalgıda birkaç yıl içinde hocasının düzeyine yetişebilen yetenekli öğrenciler derslere girmemekte, plak kaset işleriyle uğraşmakta, vakitlerini stüdyolarda ya da eğlence yerlerinde geçirmektedirler.

5- Sürekli çalışmalarla örnekleme yapılabilecek öğrenci toplulukları veya korolar veya orkestralar oluşturulamamaktadır. Toplu çalışma adı altında yapılmaya çalışılan derslere yeterli ilgi gösterilmemektedir.

6- Çenk, rebab, santur gibi çalgılar öğretilmemektedir.
Keman viyola, viyolonsel ve kontrbas öğretimi yapıldığı halde, Türk müziğinde rahatça kullanılabilecek korno, trompet, trombon vb gibi batı çalgıları niçin öğretilmemektedir? Kuruluşta öğretimi yapılan flüt, obva, klarnetten bugün sadece klarnet öğretimi devam etmektedir. Günümüzde elektronik klavyelerle hemen her ses elde edilebilmektedir. Bu klavyelerden de alınarak öğretimine başlanması, ayrıca bunlardan eğitimin çeşitli aşamalarında yararlanılması gereklidir.

7- Bir kısım öğretim elemanları, derslere geç girip, erken çıkarak zaman harcamakta, öğrencilerine gereken ilgiyi göstermemektedirler. Hemen herkes, konservatuarın durumundn yakındığı halde, yakındıkları durumu değiştirmek için pek az kişi çaba göstermektedir. Kendi görevi olduğu halde hiçbirşey yapmadan, her şeyden şikayet etmek ve her şeyin çözümünü “idare”den, yöneticilerden beklemek genel bir alışkanlık halindedir.

8- Danışmanlık görevini başarıyla yerine getiren öğretim elemanı çok azdır. Öğrencinin başarısının dersi veren tarafından, yarıyıl içi çalışmaları, ödevler, arasınavlar ve yarıyıl sonu sınavının ayrı ayrı değerlendirilip toplanması ve çan eğrisi yapılarak belirlenmesi gerekirken, bu yöntemi tam anlamıyla uygulayan da hemen hemen yok gibidir. Kimi öğretim elemanları da sisteme aykırı olduğu halde, sorumluluktan kaçınmak ya da tersine aynı alanda çalışan ve kendisine rakip gördüğü kişileri zor durumda bırakmak amacıyla, sınavları juri ile yapmak ve başarıyı sadece final sınavı sonucuna göre belirlemek istemektedirler.

Geçmiş dönemlerde lisans üstü çalışmalarını tamamlayan gençlerin, hemen puanlı sanatçı sözleşmesi ile çalıştırılmaya başlanması, böylece onlara her yıl otomatik olarak ilerleme ve yüksek ücret olanağı sağlanması kötü sonuçlar vermiş, akademik kadrolaşma oluşturulamadığı gibiyetenekli pek çok gencin tembelliği ve ilgisizliğine kaymasına yol açmıştır.

Bugün konservatuarda görev yapan:

a- Yaşlılar b- Orta yaşlılar c- Gençler
olarak üç sınıfta toplayabiliriz. Geleneksel uygulama içinde yetişmiş, uzun yıllar türk müziğine emek vermiş olan, ilerlemiş yaşlarına ve sağlık problemlerine rağmen daha hala emek vermeye, öğrenci yetiştirmeye devm eden yaşlıların büyük çoğunluğu sanılanın aksine kuruma yararlı, saygıdeğer, örnek kişilerdir ve yaşadıkları ve çalışabildikleri sürece görevlerinin devamı sağlanmalıdır. Orta yaşlıların büyük bir kısmı için aynı görüşte olmadığımı belirtmeliyim.

Ne yazık ki gençlerin bir kısmı da adam sendecilik, dedikodu ve çözümsüzlük üretme bakımından orta yaştaki ağabeylerine uyarak hareket etmektedirler. Konservatuarda yapılması gereken büyük ölçekli, önemli atılımların gerçekleştirilememesinin başlıca nedeni öğretim elemanlarının pek çoğunun gerek kişi, gerek bölüm ve kurum düzeyinre, kendilerini ve çalışma ortamlarını yenilemek, değiştirmek ve geliştirmek için en küçük bir istek göstermemelerinden kaynaklanmaktadır.

Demokratik bir düzen öngören yasa ve yönetmelikler çerçevesinde konservatuarın işleyişinde en büyük görev anasanat/anabilim dalı başkanlıkları ile bölüm başkanlıklarına ve bunların oluşturduğu kurullara düşmektedir.

Müdürün ve yardımcılarının rolü belirli ve sınırlıdır. İnsiyatif almak istemeleri durumunda derhal homurtular, üst makamlara şikayetler başlamakta, müdür ya da idare en hafifinden, kurullara danışmamakla suçlanmaktadır. Geçmiş yıllarda pek çok olumsuz davranışlarda bulundukları halde, kabahatleri arkadaşlık ve yandaşlık gayretiyle örtbas edildiği için görevlerine son verilemiyen ve kötülüklerini fütursuzca sürdüren bir takım kişiler, bu gibi suçlamalarda başı çekmektedirler.

Konservatuarın en büyük eksiği, bilimsel temellere oturmuş, çğdaş, yenilikçi ve ilerici bir eğitimi verebilecek yeterli donanıma sahip elemanlardan –büyük ölçüde- yoksun oluşudur.

Bu görüşlerimi ve çözüm önerilerimi daha önceleri de çeşitli vesilelerle pek çok kez dile getirdim. Onları bir kez daha tekrarlamam, üç yıllık müdürlük görevim sırasında yapabildiklerimi öne çıkarıp yapamadıklarıma mazeret aramak amacıyla değil, benden sonra görev alacak kimseleri uyarmak amacıyladır.

25 yılı arkada bıraktıktan sonra İTÜ TMDK’nın gelmiş olduğu noktayı, her türlü ön yargıyı ve duygusal yaklaşımı bir yana koyarak, akılcı bir eleştiriden, özeleştiriden geçirmek ve bundan sonra ne yapmak gerektiğini, akıl ve bilimin ışığında, çağdaş verilere dayanarak araştırıp uygulamaya koymak zorunluluğunu, bu kuruma veridğimiz emeklerin bize sağladığı bir hakkın gereği ve üzerimize yüklediği bir borcun ödenmesi olarak görüyoruz.

Prof. Yalçın Tura

Konservatuar’da görev yaptığım sürece birlikte çalıştığım tüm arkadaşlarıma, yöneticilere, personele ve sevgili öğrencilerimize en iyi dileklerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum.(İstanbul, Ocak 2001)

Y.T.




Hoşgeldiniz