Popüler Kültür ve Pop Kavramı… Şeyma Ersoy(*)


Toplam Okunma: 3831 | En Son Okunma: 21.10.2018 - 14:54
Kategori: Araştırma Yazıları

Popüler kültür üretiminin de tüketiminin de denetimi geniş kitlelerin dışındaki endüstrilerin ve toplumsal egemenlik odaklarının elinde olduğundan, bugün için, öncelikle olumsuz yanları çok iyi incelenmesi gereken bir olgudur.  Ancak, maddi temelleri kalmamış olan folk kültürüne dönülemeyeceğine, seçkinci kültüre … umut bağlanamayacağına göre …

Popüler Kültür ve Pop Kavramı… Şeyma Ersoy

Pop, popülerin kısaltılmışı olduğu için birçok zaman bu iki terim aynı şeyi anlatır. Ancak, müzik açısından baktığımızda pop, daha çok hesaplı kitaplı ve gençleri hedefleyen bir müzik türünü ifade etmek için kullanılabilir. Popüler müziğin ise sınırları daha geniş ve muğlaktır. Pop müzik, bütün popüler müziklerden yararlanılarak oluşturulmuş bir türdür. Pop müzik için popüler müzik içerisinde; dansa, gençlere, kolay anlaşılır ve basit olmaya, gelip geçmeye uygun bir alt tür olduğu söylenebilir. Ancak içerisinde birçok farklı öğeyi bulundurmasına müsaade edilmiştir.

Popüler kelimesi ilk olarak 1573’de kullanılmıştır. O dönemde “anlama, tad ya da sıradan insanlar vasıtasıyla” anlamına gelmektedir. Müzikte bu terimin ilk olarak kullanılması ise 19. yy’da kolay anlaşılır müzikleri tanımlamak için tercih edilmiştir. Sonradan 1930’lu yıllara kadar müzikte pek kullanılmayan bu terim, o gün bu gündür neyi anlattığı tam belirlenmiş olmaksızın mevcuttur. Başlangıçta popüler müzik, klasik müzik kitaplarına giremeyen her türlü müzik için kullanılırken bugün işler karışmıştır. Popüler müzik başlığı bu tarihten sonra; blues, caz, rock, balad, balad opera, brass band, kabare, country, dans müziği, folk, gospel, müzikaller, ragtime, skiffle, spritualler, swing gibi halka mâlolabilmiş her şeyi içermektedir. Pop müzik, eğlence sektörünün en önemli bölümlerinden birisidir. İyi pop müzik için gelişmiş bir sektöre, gelişmiş bir sektör için de gelişmiş bir kapitalist düzene ihtiyaç vardır. Tam da bunun için pop müziğin merkezi Pakistan, Türkiye ya da Çekoslovakya değil, ABD’dir. Bunun için pop kavramlarında ABD egemenliği mevcuttur.

Kapitalist sistemin en önemli özelliklerinden biri olarak Karl Marx’ın da belirttiği gibi bireylerin mükemmel bir şekilde rasyonel davrandıklarını düşündükleri zamanlarda bile aslında derin çıkar çatışmalarının bir sonucunu tercih ettikleri gerçeği popüler müzik piyasasındaki yönlendirmeyi tam olarak kapsar. Burada tercih edilen müzik kesinlikle iyi yapılmış bir müzik olmak zorunda değildir, kapitalist sistemin sinsice yanılttığı üretim ve tüketim düzenlemeleri tercihler üzerinde büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle de popüler müzik denildiğinde akla kitle iletişim araçları gelmektedir. Çünkü popüler müzik, sanattan ayrılan yanı ile ekonominin ve sektörün içine nüfuz etmiştir. Bu anlamda pop müzik, pazarlanabilir unsurlarla, yani metalarla uğraşan bir popüler kültür ürünü, tüketim kültürüdür. Popüler kültür ürünlerini tüketmek de ideolojik bir eylemdir. Simon Frith’in dediği gibi: “Tüketim ideolojik bir eylemdir. Yorumlama, tartışma ve anlamlandırma sürecinde tüketicilerin kendilerinin de ortaya sürdüğü bir pay vardır. İşte bundan ötürü diğer insanların görüşleri son derece sinir bozucudur. Yine bundan ötürü müzik dergilerinin plak ve konser eleştirileri, en tutkulu okuyucu tepkilerine hedef olur. Pazar tercihi ve tüketim, aynı zamanda bir estetik seçim ve kültürel yargı sorunudur. En “akılsız” tüketici bile bir tartışmaya mutlaka taraf olacaktır.”

Popüler kültür ise, gündelik yaşamın kültürüdür. Dar anlamda, belirli bir yaşam tarzının ideolojik olarak yeniden üretilmesinin önkoşullarını sağlar. Gündelik ideolojinin yaygınlaşma ve onaylanma ortamını yaratır. Gündelik yaşamın pratik hiçbir gereksinmesini karşılamaya yönelik olmayan müzik, bu özelliği sayesindedir ki, Aristo’ya göre, özgür insanların ekonomik etkinliklere hiç karışmadan (yer almaksızın) özgürce yaşamaları açısından seçkin bir serbest zaman etkinliği biçimi niteliği kazanmaktadır.

Popüler kelimesini “halka ait” anlamında kullanan yaklaşımlar, genel olarak popüler kültüre olumlu bakmaktadır. Bir yanda, kitle kültürü eleştirmenlerinin iddialarının tersine, halkın istek ve ihtiyaçlarının şeffaflığı varsayımına dayanarak ve “halk bunu istiyor, popüler olan haklıdır” diyerek özellikle popüler kültür ürünlerini ve popüler yargıları her halükarda olumlayan, eleştirel olmayan yaklaşımlar vardır. Bu yaklaşım aslında popüleri “halka ait” anlamında kullansa da “ticari” tanımı göz ardı etmiyor ve temel kriter olarak “çoğunluğu” alıyor. Popüler kültürün giderek kitle kültürü tarafından benimsenmesi ve kitle iletişim araçlarının, özellikle televizyon ve videonun yaygınlaşarak kırsal kesimi de kuşatması, siyasal sonuçları da olan gelişmelere yol açmıştır. Popüler kültür üretiminin de tüketiminin de denetimi geniş kitlelerin dışındaki endüstrilerin ve toplumsal egemenlik odaklarının elinde olduğundan, bugün için, öncelikle olumsuz yanları çok iyi incelenmesi gereken bir olgudur.

Ancak, maddi temelleri kalmamış olan folk kültürüne dönülemeyeceğine, seçkinci kültüre ise, bu kültür tarih boyunca birbirlerinin yerine geçen egemen kesimleri birbirinin kültürel mirasçısı kıldığından umut bağlanamayacağına göre, popüler kültürü evrimleştirerek bireylere erişmek için yol gösterici, şevklendirici, asıl kültürün çelişkilerini gözler önüne serebilecek bir silkelenme ve toparlanma dönemi sürecine alarak, dönüştürmek gerekiyor. Bunun belirli sınırları vardır. Fakat olanakları da vardır. Hegemonik ideolojinin hiç bir zaman mutlak bir etkinliği, mutlak bir iç tutarlığı olmadığı düşünülecek olursa, hegemonik ideolojinin kendi içindeki çelişkilerden yola çıkılarak bile önemli evrimleşmeler sağlanabilir.

TÜRKİYE’DE BATI MÜZİĞİNİN OLUŞUM SÜRECİ

Türkiye’de batı müziğinin oluşum süreci ise Osmanlı imparatorluğuna dayanmaktadır. Bir çok kaynağa göre Türkiye’ye batı müziğinin ilk olarak giriş tarihi, 1800’lü yıllara denk gelmektedir. Bu tarihlerde II.Mahmut Mehterhane’yi kapatmış, onun yerine daha batılı bir askeri bandoyu Mızıka-yı Humayun 1826 yılında kurmuştur. Mızıka-yı Humayun’un kurulması ile birlikte batı müzik adamları da ülkeye getirilmeye başlanmıştır. Bunlardan ilki Fransız Manzel’dir. Daha sonra Guiseppe Donizetti “Osmanlı Devleti Muzıkaları Umum Mürebbisi” olarak bandonun çalışmalarını başlatmıştır. Donizetti’den, gençlerin Saray’da müzikli oyunlar oynamak üzere yetiştirilmesi istenince, yurt dışından İtalyan öğretmenler getirtilmiş ve 1848 yılında Saray’da şan, saz, orkestra, koro ve dans çalışmaları başlamıştır. Bu çalışmaların sonucunda Saray Operetleri oynanmıştır. Daha sonraki yıllarda Dar-ül Elhan’da şark müziği bölümü kapatılır ve 1935 ve 36’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Konservatuar kurulur. Özsoy, Bayönder ve Taşbebek gibi çeşitli operalar bestelenir, ancak pek beğenilmez. Yetenekli müzisyenler Batı’ya eğitim almak üzere gönderilir. Bir yandan da milli musikinin oluşturulabilmesi için halk türküleri çokseslendirilmek üzere notaya dökülmeye, toparlanmaya çalışılır.

Dönemin en vurucu uygulaması 1934 yılında Türkiye radyolarında Türkiye müziklerinin yasaklanmasıdır. Yaklaşık 20 ay kadar süren bu yasaktan sonra da çok uzun süre Türkiye radyolarında ve televizyonlarında sistemli bir sansür uygulanmış ancak bir kısım Türkiye müziklerinin, o da TRT’nin belirlediği formatlara uygun olması koşuluyla, yayınlanmasına izin verilmiştir. “Musiki İnkılabı” sırasında tek sesli müziğin tamamen yasaklanmasını önerenler bile olmuştur. Bu arada Bela Bartok, 1936’da Türk müziğini incelemek üzere geldiği Türkiye’de çeşitli çalışmalar yapmıştır.

TÜRKİYE’NİN POPÜLER BATI MÜZİK TAHİNE GENEL BAKIŞ

Türkiye’nin ilk popüler müziği olan kantolar, ne Cumhuriyet politikalarını savunan Batıcılar, ne de bunun karşısında duran Doğucular tarafından kabul görmemiştir. Aslında İstanbul’da kantoların elitten küçük burjuvaya kadar her kesimden izleyicisi olmasına karşın esas itibariyle avama hitap ettiği için yüksek kültür onu hor görmüştür. Kantolar, gazelden rumbaya kadar çok değişik eğilimler içerisinde barındırabilen teatral müziklerdir ve tamamen İstanbul’a aittir. Daha sonra daha kısıtlı çevrelerde moda olan Türkçe sözlü tangolar da popüler olur. 1950’lere kadar bir yandan Klasik Türk Müziği varlığını sürdürürken, çokseslendirilmiş türküler de Türk Halk Müziği’ne zarar vermekten başka bir işe yaramamıştır. Batı’dan da sadece caz, tango ve çarliston gibi popüler müzik ve dans türleri Türkiye’ye gelip, İstanbul seçkinleri arasında yer bulmuştur.

Bu yıllarda caz orkestralarının kurulması ile öne çıkan isimler Cüneyt Sermet, Faruk Akel, İsmet Sıral, Dikran Haçaduryan, Arto Haçaduryan, Zekai Apaydın, Nejat Cendeli olmuştur. Celal İnce’nin de popülerlik kazandığı bu yıllarda, birbiri ardına kurulan orkestralar mambo’dan çaça’ya birçok türde ürünler vermişlerdir. Bu orkestraların çalışma alanları ise, birbiri ardına açılan gece kulüpleridir. Niyazi Erden, İlham Gencer, İbrahim Solmaz, Kanat Gür, Üstün Poyrazoğlu, Çetin İnöntepe, Şevket Yüceses, Süheyl Denizci, İlhan Feyman, Müfit Kiper ise o dönemde kendi adıyla orkestra kuran müzisyenlerden bazıları olmuştur. Yine bu yıllarda Ayten Alpman, caz müziğinin en gözde ismi olarak ün yapmıştır. Bu dönemde belli aralıklarla Sevinç Tevs, Rüçhan Çamay, Yaşar Güvenir, Hayati Kafe, Tülay German gibi isimler de oldukça ön plandadır.

60’larda ve 70’lerde ise adından söz ettirenler arasında Barış Manço, Cem Karaca, Uğur Dikmen, Cahit Berkay vardır. Bu isimler kendi gruplarını kurarak müzik piyasasında yer almışlardır. Türkçe sözleri olmasa da ilk rock‘n’roll bestelerinin yapılmaya başlanması da bu yıllarda olmuştur. Ancak Türkiye’de rock’n’roll’un asıl patlaması Erol Büyükburç ile meydana gelmiştir. Aynı zamanda 60’ların en önemli olayı kalipso türü ve aranjman alışkanlığının başlamasıdır. Kalipso tarzını Metin Ersoy getirirken, Fecri Ebcioğlu’da aranjman şarkıların yayılmasını sağlamıştır. 70’li yıllarda Ajda Pekkan’da oldukça popülerlik kazanan isimlerdendir. Bülent Ortaçgil ise ilk 45’liğini bu yıllarda çıkarmıştır. Bu dönemde önem kazanan bir başka olgu ise yarışma ve festivallerdir. Aynı zamanda, müzik yayını yapan Hey gibi dergiler de artık yayınlanmaya başlanmıştır. Türk popunun altın yıllarını yaşadığı 70’lerde Tanju Okan, Erkin Koray ve Ajda Pekkan en çok ses getiren isimler olmuşlardır. Hümeyra , Modern Folk Üçlüsü, Öztürk Serengil. Üç Hürel, Fikret Kızılok, Alpay, İlham İren, Nilüfer, Timur Selçuk, Nükhet Duru, Edip Akbayram, Neşe Karaböcek, Erol Evgin, 70’lerin sonlarına doğru ise Orhan Gencebay ve Selami Şahin arabesk ezgilerle ünlenen isimlerden bazılarıdır. Onno Tunç, Esin Engin, Melih Kibar ve Çiğdem Talu ise gerek söz ve besteleriyle tanınmaya başlanmış isimlerdendir.

1980’lere gelindiğinde ise pop müzikte Eurovision yarışmaları dışında piyasayı ayakta tutacak ve pop müziğin gündemde kalmasını sağlayacak hiç bir şey kalmamıştır. Plak devri kapanmış, yerine gelen kaset devri pahalıya mal olmuştur. Plak şirketlerinin bizzat korsanlık yaptıkları bu dönemde albüm yayınlamak çılgınlık olarak nitelendiriliyordu. Bu yılların ilk bandrollü kaseti ise Mazhar Fuat Özkan tarafından çıkarılmıştır. Bir süre durgunluk yaşayan kaset piyasası yeniden gruplarla hareketlenmeye başlamış, özellikle Erkan Oğur, Ezginin Günlüğü, Yeni Türkü, Doğan Canku ve Robert Johnson gibi isimler ön plana çıkmıştır.

Bir yandan Türk popçularında arabesk ve (TRT’nin tabiriyle) Türk Sanat Müziği’ni söyleme modası yayılırken bir yandan da arabesk ve Türk Sanat Müziği’nden Türk popuna ya da yine TRT’nin tabiriyle Türk Hafif Müziği’ne yaklaşma girişimleri olmuştur. Ağırlıkla arabesk olmak üzere dönemin ünlü şarkıları, piyanist şantör tabir edilen ama piyano çalmakla uzaktan yakından alakası olmayan bir takım bıyıklı ve altın künyeli insanlarca ek bir klavye ile icraya başlanmıştır ve adına da taverna müziği denmiştir. Ümit Besen, Ferdi Özbeğen ve Cengiz Türksoy taverna müziği ile bu dönemde öne çıkan isimlerden olmuştur. Sezen Aksu, Zerrin Özer, Ayşegül Aldinç, Füsun Önal gibi isimler ise pop müziğinin ayakta kalan son kalesi Eurovision şarkı yarışması ile çalışmalarını sürdürmüşlerdir. 80’lerin bir başka olayı da Bülent Ersoy, Talha Özmen, Emel Aydan, Serbülent Sultan ve benzeri şarkıcıların sahneye çıkması ve film çekmesinin yasaklanmasıdır. Yine bu dönemde Egemen Bostancı önderliğinde birçok müzikal sahneye konmuştur. Bu dönemde Depeche Mode, Cure, Michael Jackson başta olmak üzere yabancı müziklere ilgi giderek artmıştır. 80 ve 90’lı yıllarda Özal iktidarının etkileri müzikte de ses getirmiş ve popüler müziğe hareketlilik kazandırmıştır.

80’li yıllar 90’lı yıllar özellikle aranjönlerin ve stüdyo müzisyenlerinin yetişmesinde oldukça etkili bir süreç olmuş ve batı popüler müzik tarzları Türkiye’ye iyiden iyiye hakim olmaya başlamıştır. Garo Mafyan, Onno Tunç, Atilla Özdemiroğlu gibi aranjörler 90’lı yılların nimeti teknolojiye kavuşmuş ve İskender Paydaş, Uzay Heparı gibi genç isimler önemli işler yapmışlardır. İsmail Soyberk (bas), Erdinç Şenyaylar (gitar), Erdem Sökmen (gitar), Cem Aksel, Asım Ekren (davul), Erkan Oğur (perdesiz gitar) gibi pek çok önemli müzisyen yetişmiştir. 90’lı yıllarda pop müzik patlama yapmış ve yüksek kaset satışlarına ulaşılmaya başlanmıştır. Bunu ard arda yapılan konser çalışmaları takip etmiştir. Bu dönemde Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel, Yonca Evcimik, Tarkan çok önemli çıkışlar yapan şarkıcılar olarak göze çarpmışlardır. Mustafa Sandal, Mirkelam, Burak Kut, Serdar Ortaç, İzel de dikkat çeken isimler olmuş ancak 90’ların ‘olayı’ Tarkan olmuştur. Tarkan Türk popunun dışarı açılabilmiş yegane ismi olmuştur. Bu yıllarda imaj ve imaj maker kelimeleri moda haline gelmiştir. Tarkan, Mustafa Sandal gibi isimler pop müzikte yükselişe geçerken, arabesk müzikte de Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses ve Kibariye gibi isimlerin satışları da hiçbir zaman pop müzik yapan isimlerden daha az olmamıştır.

2000’lerde ise müziğin yönü bilgisayar destekli yapılan müziklere doğru yönelmiştir. Bu dönemde Türkiye, İsrail, Mısır, Irak, Lübnan, Fas, Tunus, Cezayir , İran ve Yunanistan gibi ülkeler birbirleri ile oldukça benzer popüler müzik tarzlarına sahiptir. Ortak sayılabilecek melodiler batılı bir müzik tınısı üzerine oturtulmuş ve herkes aynı şarkıyı kendi dilince söyler olmuştur. Bu gelişmelerle başta arabesk olmak üzere her türden müzik akımı ya da türü “Pop” başlığı altında erimeye başlamıştır. Bu sayede, geniş bir pop kategorisi içinde Ebru Gündeş, Emrah, Teoman, Duman ve Kayahan bir arada düşünülebilmektedir. 20. yy’ın dikkat çeken bir akımı olan post modernizmin de tanımlamasına uyar bir şekilde, artık herşey birbirinin içine geçmiş ve farklı şeyler birleştirilerek oluşturulan “sentez”lerle adeta ayrı binlerce tarz, eklektik biçimlerle sunulmaya başlanmıştır. Yine değişen akımlar nedeniyle her şey birbirinin yanında kullanılabilir olurken, türler arası ya da tavırlar arası çizgiler yavaş yavaş silinmeye başlamıştır.
_______________________________________

(*)Şeyma ERSOY - İ.T.Ü TMDK Müzikoloji - Müzik Teori Doktora Öğrencisi .




Hoşgeldiniz