Ünlü Kemancı Joshua Bell Metro’da Çalıyor. Ama İnsanlar Farkına Varıyor mu?…


Toplam Okunma: 26136 | En Son Okunma: 20.10.2014 - 19:36
Kategori: Basından

Geçenlerde ABD’nin ünlü gazetesi The Washington Post, yaptıkları ilginç bir deneyimi aktardı. Deneyim şöyle: Gazete, dünyanın en büyük keman virtüözlerinden biri olan Joshua Bell’le anlaşıyor. Washington’un işlek metro istasyonlarından birine gidiyorlar… Joshua Bell bir köşede duruyor, önüne kemanının kutusunu koyuyor ve müthiş bir hünerle kemanını çalmaya başlıyor… Gazete bu deneyimle, tanıtım kampanyaları olmadan insanların ustaca icra edilen bu müziği fark edip etmeyeceklerini anlamak istiyor… (izlemek için aşağı bkz.)

İlginç Bir Deneyim… Zülfü Livaneli

Geçenlerde ABD’nin ünlü gazetesi The Washington Post, yaptıkları ilginç bir deneyimi aktardı.

Hepimiz için çok önemli ve üzerinde düşünmemiz, dersler çıkarmamız gereken bir yazı bu.

İçine sürüklendiğimiz “trendlere uyma” çılgınlığını çok güzel anlatıyor.

Deneyim şöyle:

Gazete, dünyanın en büyük keman virtüözlerinden biri olan Joshua Bell’le anlaşıyor. Washington’un işlek metro istasyonlarından birine gidiyorlar.

Joshua Bell bir köşede oturuyor, önüne bir kutu koyuyor, kemanını çıkarıp çalmaya başlıyor.

Bkz(M.D.): http://www.youtube.com/watch?v=hnOPu0_YWhw&feature=fvw

İnsanlar telaş içinde koşuşturup duruyorlar.

Joshua Bell, insanların dikkatini tanınmış eserlere çekmemek için nispeten daha az bilinen klasik müzik eserleri çalıyor.

Gazete bu deneyimle, tanıtım kampanyaları olmadan insanların ustaca icra edilen bu müziği fark edip etmeyeceklerini anlamak istiyor. Joshua Bell akustiği çok iyi olan bir ortamda, kemanını müthiş bir hünerle çalıyor.

Sonuç ne oluyor dersiniz?

Hayal kırıklığı.

43 dakika çalan Joshua Bell’in önündeki kutuda ancak 32 dolar 75 cent birikebiliyor.

Oysa Joshua Bell’i şık bir konser salonunda dinleyebilmek için alınacak tek bir bilet bile bu miktardan çok daha yüksek.

Eğer dünyanın en önemli sanatçılarından birinin icra ettiği en büyük eserleri dinlemek için bile bir dakikamızı ayırmıyorsak, kimbilir bu hayatta kaybettiğimiz daha neler var!

Bu örnek artık sanatın değerinin değil, nasıl sunulduğunun önemli olduğu bir çağda yaşadığımızı apaçık gösteriyor.

İnsanlık kendi beğenisine göre davranma ve seçme özgürlüğünü yitirmiş durumda.

Bir takım merkezlerde alınan kararlar sonucu bize şunu dinleyin diyorlar onu dinliyoruz, şunu okuyun diyorlar onu okuyoruz.

Ödüllerin çoğu bu amaca yönelik olarak veriliyor.

Bunun adına da bildiğiniz gibi “trend” diyorlar.

Bir çeşit beğeni treni.

Sizi hangi trene bindirirlerse o yönde yol almak zorunda kalıyorsunuz. Seçim şansınız yok.
***

Oysa medya egemenliğinin bu derece baskın olmadığı eski çağlarda, bir sanat eseri ancak kulaktan kulağa aktarılarak yayılabiliyordu.

Milyonlarca insanın beğenisi, bir kişiyi ya da bir eseri ünlü kılabiliyordu.

Bunlardan bazıları, yaygınlığın yanı sıra geçen zamana da direniyor ve klasik haline geliyordu.

İyiyi kötüden, değerliyi değersizden, kalıcı olanı geçici olandan ayıran doğal bir filtreydi bu.

Şimdi bu önemli özelliği kaybettik.

Sabah akşam beynimizi yıkıyorlar ve bize ne yapacağımızı söylüyorlar.

Ve ne yazık ki seçme ve beğenme özgürlüğümüz elimizden alınmış durumda.

O hale gelmişiz ki medyanın övmemiş ve konserine gidin dememişse bir önemli müzisyeni bile fark edemiyoruz.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=19.12.2008&Newsid=214103&Categoryid=4&wid=5
***********************************

Görüntülü izlemek için bkz: http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2007/04/04/AR2007040401721.html
_________________________

Aynı deneyin bir başka anlatımı:

METRODAKİ KEMANCI;

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı…

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi…

Dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Sosyal deneyin sorguladığı sorunun cevapları ortada. Son cümledeki mesaj ise çok net. Bunlara ilaveten benim de söylemek istediklerim var deneyle ilgili. İnsanların sanata yaklaşımı ile ilgili bazı saptamalarım vardı. Bu deneyi okuyunca onlar aklıma geldi.

Algıda ve beğenide seçiciliği sürü içgüdüsü de etkiliyor olabilir. Birçok kişinin beğendiği bir sanatçıyı biz de etkilenip onu izlemek için pahalı bir konser bileti satın alabiliyoruz mesela.
Öte yandan o sanatçıyı tanınmaz kıyafetler içinde sanat icra ederken görürsek, ya da o sanatçıya eş değer başka bir sanatçıyı sanat icra ederken dinlersek belki de dudak bükebiliriz.
Sanat söz konusu olunca insan neyi beğendiğini kolay fark edemiyor belkide. Ama çoğu insan kendiyle ilgili bu durumun farkında bile değil.(*)

(*)Yazar bulunamadı. M.D.

** Fotoğraf: Joshua Bell




Hoşgeldiniz