Şevkefza – İlhami - Padişah III. Selim… Rukiye Gelmedi


Toplam Okunma: 5523 | En Son Okunma: 28.03.2017 - 14:30
Kategori: Kategorilenmemiş

“Bilim ve Sanat takdir görmediği yerden göç eder “ sözü şu anda yaşadığımız toplumsal gerçekle ne kadar da uyumlu. Fakat unutmamamız gereken III. Selim Dönemimiz var . III. Selim’in saltanatında kalıcı müzik çalışmaları yapılmış çok sayıda müzik adamı yetişmiştir. Saray, onun saltanatı sırasında adeta bir müzik okulu ve araştırma merkezi haline gelmiştir.

Kendi dönemine kadar usta-çırak ilişkisine dayalı meşk metodu nedeniyle erozyona uğrayan Türk müziği eserlerini gelecek kuşaklara ilk ve özgün halleriyle aktarabilmek amacıyla çevresindeki müzisyenlerden bir notasyon sistemi geliştirmelerini ister.

Bu isteğe Abdulbaki Nasır Dede ile Hamparsum Limonciyan karşılık vermiştir. Hamparsum 1812-1814 arasında Ermeni kilisesinde ilahilerin kaydında kullanılan Khaz sistemini Türk müziğine uyarlamış ve geliştirdiği notasyon sistemini III. Selim’e takdim etmiştir. Daha sonra bestekar Kapriel Yaranyan 1827-1862 arasında bu sisteme çeşitli eklemeler yapmıştır.

III. Selim Batı Mûsikîsi’ne de kayıtsız kalmamış, fırsat buldukça bu mûsikîyi de tanımaya çalışmıştır. Tarihi kaynaklar onun, 1793 yılında Sadabâd dönüşü Topkapı Sarayı’ndaki Şevkiyye köşkünde hazırlanmış olan “Frenk Rakkasları”nı, 1797′de de “Opera Heyeti”ne temsiller verdirterek izlediğini belirtiyor.

Yerli müzisyenleri baş tacı ederek saray meşkhanesini düzenletmiş, onları aylığa bağlamıştır.

İlk dans öğretmeni bir Fransız ile birçok müzisyen III. Selim zamanında İstanbul’a geldiler. Gerçi bunlar doğrudan saraya alınmadılar. Saraydan gönderilen cariyelere dans ve müzik eğitimi verdiler.

Bazı Fransız subayların yardımıyla Nizam-ı Cedid birliklerinin yürüyüşüne eşlik etmek üzere bir boru-trampet takımı(yani batı tarzı bandonun ilk adımı) kurduran gene III.Selim dir.

Tanbûri ve neyzen olan Sultan III. Selim aynı zamanda Mevlevi idi. Bu alçak gönüllü şahâne derviş, Galata Mevlevihânesi “Defter-i Dervişanı” na “Selim Dede” diye imza atmıştı.

Bütün hayatı boyunca bu ilim ve sanat yuvasını korumuş, her türlü yardımı esirgememiştir. Mevlevi dergâhlarından yetişmiş olan sanatkârların sanat yolunda ilerlemesi için her imkânı sağladığı gibi, bizzat kendisi de bu sanata istidadı olduğunu gördüğü ya da duyduğu kimseleri mûsikîmize kazandırmıştır. Başta Hamami-zâde İsmail Dede, Basmacı Abdi Efendi, Suyolcu-zâde Salih Efendi, Dellâl-zâde ismail Efendi olmak üzere daha pek çok sanatkâr sayılabilir.

Yenikapı Mevlevihanesinde çileye girdiğinin ikinci yılında buselik bir şarkı bestelemiş ve ünü yayılmış olan Hammami-zade İsmail’i saraya çağırıp ödülendirmiş, daha sonra da ölünceye dek üzerinden ilgisini eksik etmemiştir,

Isfahanek-i cedid, Hicazeyn, Şevk-i dil, Arazbar-bûselik, Hüseyni-zemzeme, Rast-ı cedid, Pesendide, Neva-kürdi, Gerdaniye-kürdi, Sûzidilârâ, Şevkefzâ makamları 3. Selim’in meydana getirdiği bazı birleşik makamlardır.

Kendisinin bulup, ismini verdiği “Şevkefza” makamı ile hiç şarkı besteleyememiştir.

Günümüze kalan eserlerinin sayısı çeşitli kaynaklara göre değişmekte olup Öztuna’nın Türk Musikisi Ansiklopedisinde toplam 103 tanesinin adı vardır.Şair yanı da olan III.Selim.şiirlerini İlhami mahlası ile yazmıştır.

Rauf Yekta Bey III. Selim‘i Türk musikisinin zirvesini oluşturan Itri, Dede Efendi gibi bestecilerin hemen altında yer alan Tab’i Mustafa Efendi,Sadullah Ağa,Dellazade’nin yanına yerleştirmiştir.

III. Selim gibi devlet adamları zor bulunur…
_____________________________________

Kaynaklar:
Süleyman Ergüner: Mahlası İlhami,Kendi Padişah
Gulay Karamahmutoglu: “Hamparsum Limonciyan ve Nota(lama) sistemi”, Muzik ve Bilim Dergisi, Sayi-1, Mart 2004.
Dr. Nazmi Özalp: Türk Musikisi Tarihi




Hoşgeldiniz