Türkiye’ nin Ses Kayıt Tarihine Bir Bakış … Salih Zeki Çavdaroğlu


Toplam Okunma: 20707 | En Son Okunma: 15.11.2018 - 20:53
Kategori: Araştırma Yazıları

Ses kayıt teknolojisinin başlaması ve ülkemize girmesi geleneksel musıkimizin önemli eserlerinin unutulmamasında kuşkusuz önemli bir etken olmuştur. Özellikle Cumhuriyet ile başlayan Batı musıkisi yanlı devlet politikası karşısında plâk sanayi, tekelci Devlet Radyosu’ nun açtığı boşluğun doldurulmasında önemli bir misyon üstlenmiştir. Bu sebeple özellikle taş plâk kronolojisinin belirlenmesi, geleneksel musıkimizin seyri, değişim ve dönüşümü hakkında önemli ipuçları verecektir.

Dünya üzerinde müziğin sanayileşmesi ve ticari bir meta haline gelmesi Abdülhamid’ in saltanat yıllarına rastlar. 6 Aralık 1877’ de Edison, üzerinde ince bir kalay levha bulunan silindiri çevirerek, çelik iğne ile bir çocuk şarkısının kaydını yapar. Aletin adı, Fonograf ‘ tır. O günden sonra bu cihaz geliştirilir ve gramofon adını alır. Aletin patent sahibi Emile Berliner isimli bir ABD’lidir. Patent tarihi 1887 yılıdır. Fabrikasyon olarak ilk üretim aynı yılda Almanya’ nın Hannover kentinde yapılır. Gramofon ve plak ticari anlamda 1887 ve 1889 yıllarında piyasaya çıkar.

1896-1897 yılları arasında İstanbul’a kadar gelir.
“….Osmanlı İmparatorluğu’ na, ilk önce Favorit ve Zonophon geldi. Takiben 1903’de Gramophon Concert Record geldi. Tek yüzlü ve Türkçe, Rumca, Ermenice, Arapça, Arnavutça plâklar yapmaya başladılar. İlk yapılan plâklar Tanburî Cemil Bey’in kayıtlarıydı…”( 1)
 İstanbul halkı bu yeni buluşa büyük bir merak ve rağbet gösterir. Belli noktalarda bu alet, kalabalıklara kişi başına yüz para ücretle dinletilir. Dinletilen şeyler ise, kısa hamasî nutuklardır.
 “…..Ercüment Ekrem Talu ise İstanbul’ a ilk fonografın 1896-1897 yılları dolayında geldiğini söyler. Bu fonografı Beyoğlu Parmakkapı’ da eczanesi bulunan meşhur kimyager Dellasuda Faik Paşa getirtmiştir.

İsteyen eczaneye girip bir kuruş karşılığında, ama o zamanın bir kuruşu gümüştendir. Bir veya iki kovan dinleyebilmektedir…”( 2)
O yıllarda Tantix isimliAlman ses teknisyeni, İstanbul’ da Yeni Cami önünde gramofon ve plak üzerine bir dükkân açar ve Türkiye’ nin ilk gramofon plak kayıtlarını burada gerçekleştirmeye başlar.

Taş plâk fenomeninde ilk bakışta her ne kadar İstanbul’a özgü eserler kayda alınıyor gibi gözükse de işin aslı bu değildir :
 “…ilk taş plak kayıtlarında, Osmanlı egemenliği altına girmiş ya da yakın ilişkisi bulunan geniş bir coğrafi alanı içine alan ciddi halk musikisi repertuar çalışması gerçekleştirilmiş Arnavut havalarından, Çerkez havasına, Laz havasından Kürt havalarına kadar pek çok halk müziği bu plaklar aracılığıyla meraklılarına ulaştırılmıştır….

… İlk plak kayıtlarda ne yazık ki tasavvuf musikisi yeteri kadar yer almamış, tasavvuf ve dinî musiki plakları çok az sayıda ve ancak Cumhuriyet döneminde yapılabilmiştir. Dönemlerinin usta tasavvuf musikisi icracılarının sesleri günümüze ulaşamamıştır…” ( 3 )

Türkiye’ de plâğa okunan ilk müzik türleri, Kantolar, fanteziler, gazeller ve şarkılar olarak gruplandırılabilir. Daha sonraları Karagöz ve Meddah, Mevlevî Âyinleri, hatta Kuran-ı Kerîm tilâvetine kadar değişik kayıt çeşitleri uygulanır.

“… İlk taş plak kayıtlarında görev alan Nassib Hanım Çingene asıllı bir sazende ve hanendedir. Koleksiyonlarda 1903 yılında yapmış olduğu plaklar bulunmaktadır. Ama taş plakların başyıldızlarından biri Arap Mehmet’tir. Zurna sazının gelmiş geçmiş en büyük ustası sayılan Arap Mehmet oyun havası, köçek havası, taksim gibi plaklarının yanı sıra, Gülistan gibi sanatçılara ‘şarkı’, ‘semâî’, ‘mani’, ‘gazel’ gibi parçalarda eşlik etmiştir….” ( 4 )

Yine gramofonun müzik tarihimizdeki ilklerine baktığımızda, plâk dolduran ilk Türk kadın sanatçı olarak, Fikriye (Şakrakses) Hanım’ ı görüyoruz. Muhlis Sabahattin’ in “Ayşe”operetinden “Gel okşa beni” şarkısını “Sahibinin Sesi” ne okuyarak bu ünvanı kazanır. Yine ilk plâk yapanlar arasında Madam Eugeni, Madam Victorie, Gülistan ve Gülfidan isimli sanatçıları görüyoruz.
Gramofon bütün dünyada olduğu gibi, Osmanlı Başkenti İstanbul’ da da kısa zamanda yaygınlık kazanır. 1886 senesinde “Columbia” plâk şirketi “Umumî Satış Merkezi” ismiyle bir birim açar.

1900 senesinde The Gramophone Company Ltd. ticarî plâklar yapmak üzere tekniyenlerini Türkiye’ye gönderir. Bu Türkiye’ ye gelen ilk kayıt ekibidir.
 1905’de Beka isimli şirket, Türkçe ve Yunanca müzik plâkları yapar.
 1906’da Odeon ve Lyrophon firmasınca Türkçe, İspanyolca ve Yunanca plâklar yapılır.
  Plâk firmaları operet ve kanto’ ya ilgisiz kalmayacaklardı. Özellikle:
 “Leblebici Horhor” operet parçaları çeşitli firmalarca plak yapılmıştır. Favorite firmasının İzmirli tenor Ovannes Efendi ile Benliyan ’a okuttuğu Leblebici Horhor şarkıları bu dönemin plakları aracılığıyla günümüze ulaşabilmiştir… “ ( 5 )
1907’ de plâk piyasasına Favorite firması girer. 1909’ da Pathe Türkçe plâklar yapar.

İstanbul’da ilerleyen zamanda Plâk şirketleri kurulmaya başlar. Bluementhal biraderler 1908’de Odeon plâk şirketi’nin Türkiye acentasıdır. Tanburî Cemil Bey ise başta tanbur olmak üzere, kemençe ve diğer sazlarda virtüözdür; şöhreti oldukça yaygındır. Ses kayıdında da ilk akla gelecek kişi olması kaçınılmazdır. Nitekim 1908’de Tanburî Cemil Bey’ le aralarında sözleşme yapılır. İlk etapta yapılacak plâklara karşılık Cemil Bey, 100 Napolyon altını alacaktır. Ancak sözleşmenin ertesi gününde Cemil Bey çalamayacağını söyleyerek sözleşmeyi feshettirir. Çünkü :

“…Tanburî Cemil hünerli parmaklarından ziyade, gizli ruh kıvrımlarının sırlarından taşan nağmelerin böyle orta malı halinde sokaklara dökülmesinden eza duyuyordu. Onun için çeşitli bir iki firmaya tecrübe mahiyetinde doldurduğu birkaç plâktan sonra bütün ısrar ve ricalara dayanarak bu kârlı işi reddetmiş…” ti (6)

Cemil Bey 1910’ lı yıllardan itibaren ikna edilerek, peşpeşe dolduracağı plâklar arşivimize kazandırılacaktır.
“… taş plak kayıtlarında sadece dönemin çok ünlenmiş isimleri
Tanburî Cemil Bey, Hafız Aşir, Hafız Sami, Hafız Osman, Şehab gibi erkek sanatçılar
Sururi ve Aşki gibi meddahlar yer alırken, diğer yanda Ermeni, Rum, Musevi ve Çingene gibi ‘azınlık’ mensubu sanatçılar plak yapıyor, bir bakıma yapabilme cesaretini gösteriyordu.
Bu sanatçılar şunlardı : Şnork, Karakaş Efendiler, Pepron, Şamram, Peruz Hanımlar, Çingene asıllı Nasib, Gülistan, Şevkidil Hanımlar ve zurna ustası Üsküdarlı Arap Mehmet…”( 7)

Sene 1909 olmuş, II. Abdülhamid tahttan indirilmiş, yerine Sultan V. Mehmed Reşad Padişah olmuştur. Tahta çıkar çıkmaz :
 “ … Sultan Reşad geleneğe uyar. Kendi adına marş beste yarışması düzenler. Sayıları hızla çoğalan askerî bandoların düzenli olarak ‘halk konserleri’ vermesi yine Sultan Reşad döneminin ilgi çeken yeniliklerindendir…
 …Gramofon plakları repertuarına bu marşları kazandıran Favorite firması, 1909 -1911 arası en parlak dönemini yaşamaktadır. Firma direktörü Ahmet Şükrü Bey, özgürlük havasını yansıtan ve Abdülhamid yönetimine ağır eleştirilerin yer aldığı pek çok “sözlü plağı” bizzat dolduracaktır…” ( 8 )

Bluementhal’ ler 1912 senesinde Feriköy’de “Bluementhal Plâk ve Gramofon Fabrikası” ismiyle kendi şirketlerini kurarlar. Burada Orfeon ve Orfeo markalı plâklarını üretirler. Bu markaların dışında plâklarında zaman zaman Radio Record ve Regent markalarını da kullanırlar. Bluementhal’ ler 1925’ de aynı zamanda Colombia’nın acentalığını da alırlar.

Türkiye birçok savaşı verdikten sonra, yeni rejimini kurmuş, savaşlarla ara vermek zorunda kaldığı sosyal ve kültürel faaliyetlerine bıraktığı yerden devam etmeye başlamıştır. Cumhuriyet’ in ilk yıllarında “taş plâk”çalışmalarında dikkati çeken bir gelişme olur :
  “… Öncelikle söylemek gerekirse kanto artık bir taş plak malzemesi olmuştur. Gerçi ele aldığı konu itibariyle yine kadın erkek çekişmesine, günün moda akım ve aktüalitesine eğilmekle birlikte, doğrudan sahne için değil, plak için tasarlanmaktadır. Artık birer bestecisi vardır. Hem de oldukça ünlü besteciler. Başta Columbia olmak üzere, plak firmaları Kaptanzade Ali Rıza Bey, Refik Fersan, Dramalı Hasan, Sadeddin Kaynak, Cümbüş Mehmet, Mildan Niyazi Bey’lere siparişle kanto yazdırmaktadır. Makamlar gerçi yine aynıdır ama sazlar değişmiştir. Kantolar artık cümbüş, ud, çalpara, kanun, gibi sazlarla çalınmaktadır. Fokstrot, çarliston, rumba ritimleri egemendir. Raks etmekten çok dinlemek için bestelenip söylenmektedir. Solistler Makbule Enver, Mahmure, Neriman gibi hanımlardır. Beşiktaşlı Kemal Şenman da, düetlere en çok katılan erkek sanatçıdır…”( 9 )

Bluementhal Kardeşler’in fabrikasında yöneteci olarak çalışan Jak Grünberg buradan ayrılıp, Odeon firmasının temsilciliğini alır. İlk plâk çalışmalarını Hafız Ahmet ile yapar. Hafız Ahmet’ in doldurduğu plâkların sayısı yüzbinleri aşar. Bu çalışmadan hız alan firma, daha sonra Afife Hanım (Tanyeli), Semahat Hanım, Mahmure Handan, Bedia Rıza (Giz), Hamiyet (Yüceses) ve İfakat Hanım’ larla faaliyetine devam eder.

Bunlardan Afife Hanım (Tanyeli):
 “… Fransa’da konservatuar eğitimi gören ilk kadın sanatçılardan biri olan Afife Hanım zamanının modası fokstrot, çarliston, tango gibi dans ritmindeki ezgileri Türkçe sözlerle yeniden yorumlamış, ileride “aranjman” deyişiyle karşılanacak bir akımın ilk temsilcilerinden olmuştur. “Ali Baba” plağının büyük ticari başarısı üzerine Jak Grünberg Afife Hanım ’ı Fransa’ya göndermiş, Afife Hanım Paris Odeon Stüdyolarında “Ramona” isimli şarkıyı söyleyerek bir ilke imza atmıştır. Faize Hanım, Mihrimah Hanım, Necla Hanım, Neriman Hanım, H. Nermin Hanım, Şüküfe Hanım, Semiha Hanım ve Servet Hanım aynı listede yer alan diğer Odeon sanatçılarıdır…”( 10 )

Yukardaki isimler, Türkiye’ deki plâk dünyasının gözde isimleridir. Hatta Sadettin Kaynak ,ses sanatçısı olarak şöhretini taş plak kayıtlarıyla kazanır. Taş plâğa ilk Türkçe ezanı okumak da Sadettin Kaynak’ a nasib olur. Sadettin Kaynak, 1926 senesinde Columbia şirketine bağlı olarak çalışıyordu. Daha sonraki yıllarda bir vesile ile o günlerle ilgili olarak anlattığı anılarında, önemli bilgiler verir. Mesela Neyzen Emin Dede’nin eşliğinde doldurduğu plâklar ve plâk doldurmak için gittiği Almanya seyahati ile ilgili anılarında:
 “ …Bu Durak, daha sonraları, tarafı acizanem tarafımdan Emin Dede’nin beraberliği ile Columbia plaklarına doldurulmuştur. Emin Dede’nin ilk ve son defa plağa ney çalması da bu suretle vaki olmuştur. Hocayı plağa çaldırtmak çok zor oldu. Onun muvafakatini almak için hayli uğraştım. Nihayet razı oldu. Fakat aksilik bu ya, sesimin rahatsız olduğu bir zamana tesadüf etti. Başka zamana bıraksam, hocayı bir daha ikna kabil olmayacak. Her ne olursa olsun, benim okumam değil, onun çalması önemlidir diye düşündüm ve gittik. Kayıt işi Beyoğlu’ndaki Melek Sineması’nda yapılıyordu. Hoca ile oraya gidildi. Şah ney ile yaptığı nefis bir hüzzam taksiminden sonra Durağı okuduk. Ne yazık ki, bu plağın kalıbı, plağın birçok nüshaları ile beraber Columbia Şirketi ’nde çıkan bir yangın sonucu telef olmuştur. Şimdi mevcudu var mıdır? Bilinmez.

Hafız Sadettin Kaynak’ın anılarında yer alan bir başka önemli bilgi, plak kaydı amacıyla Almanya’ ya yapılan tren yolculuklarıdır. Sanatçının yakınlarına, 1926 yılında Almanya’ ya gitmiş olduğunu anlattığı anlaşılmaktadır. Yolculuk gerçekten de unutulmaz olmuştur. Sadettin Kaynak ilk bestesini, Sirkeci garında eline geçen bir güfte üzerine yapmıştır. Kanuni Ahmet Yatman da; Sadettin Kaynak, Hafız Kemal ve Hafız Aşir’le 1928 yılında kayıt için Almanya’ya gittiğini anlatmaktadır. Bu durumda Sadettin Kaynak ’ın Columbia ve Odeon kayıt tarihleri birbiri içine girmektedir. Hafız Sadettin Kaynak Columbia için 1926–1928 yılları arasında İstanbul’ da kayıt yaparken, Odeon için de Almanya’ya gidiyordu anlamına gelmektedir. ..” ( 11 )
1927’ de Polydor, Homorocord ve Parlophon firmaları da Türkçe plâklar yapar.

“Sahibinin Sesi” firması, 1928’de Münir Nureddin, Hafız Fahri ve Malatyalı Fahri ile plâklar yapar.
 1929’ da The Gramophone Company, Gramofon Türk LTd.Şti. ünvaniyle bir plâk fabrikası kurar.
 1930’lu yıllarda merkezi Londra’ da bulunan EMİ isimli şirket dünyada 50 civarında ülkede plâk üretimine girmiştir. Odeon firması bu şirketin Türkiye distrübütörlüğünü üstlenir. İlk kayıtlarda saz heyetinde dikkati çeken isimler olarak, Udi Yorgo Baconos ve Kemençeci Aleko Baconos ‘ tur.

1930’lu yıllar gramofon tarihinin dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en verimli ve parlak günleridir.
 Toplu icra ses kayıtlarında Darüttalimi Musıki Hey’eti’nin doldurduğu plâklar müzik tarihimiz ve otantik icra yönünden çok büyük önem taşır.”… Bu plaklarda “konservatuvar” olarak tanıtılan Darüttalimi Musiki Heyeti, Hafız Sadettin, Hafız Zeki (Çağlarman) gibi solistlere eşlik etmektedir. Ayrıca Kanuni Ferit (Alnar), Neyzen İhsan (Aziz), Udi Fahri (Kopuz) taksimleriyle yer almıştır…” ( 12 )
 Aynı yıllarda; ”…Türkçe tangoların unutulmaz yıldızı Seyyan Hanım ise önce Columbia ve Odeon’a birkaç plâk yaparsa da, asıl sözleşmeyi sahibinin sesi ile imzalar. Yılda on plâklık bu sözleşme karşılığı, kendisine ayda 100 lira öderler ki, bu dönem için olağanüstü bir maaştır…” ( 13 )

Seyyan Hanım dans müziği sahasında her ne kadar tartışmasız en popüler isimse de, yalnız değildir; Onu zorlayan rakipleri de vardır.
“ …Odeon katalogunda açılan dans plakları bölümünün başlığı: “Tangolar ve Fokstrotlar”dır. Firmanın Seyyan Hanım’a karşılık çıkarttığı Birsen Hanım (Alan) Necip Yakup Orkestrası eşliğinde üç tango plağı yapmıştır. Son derece güzel bir sese ve üslup sahip olan sanatçı yakaladığı şöhreti sonradan sürdürememiştir. Fazlasıyla Seyyan Hanım’ a öykünmesi, Birsen Hanım’ ı özgün bir sanatçı olmaktan alıkoymuştur…” (14 )

Türkiye’de radyo yayınlarının başlamasıyla üretilen plâkların üzerine “Radyolarda Çalınamaz” uyarısı yazılmasına rağmen, radyolarımız bunu dikkate almıyor, plâklardan azami oranda yararlanıyordu. Buna rağmen plâk şirketleri her hangi bir tavır göstermiyorlardı. Çünkü radyo dışında etkili başka bir reklam araçları yoktur.

1931’de plakta stero kayıt siseminin patenti İngiltere’ de The Gramophone Company tarafından alınır. Bu , ses kayıt sisteminde gerçekten büyük bir adımdır.
 1936 senesinde: “….Odeon “Lüks Plaklar” alt başlığı altında, Münir Nurettin’ i takdim etmektedir. Münir Nurettin ilk olarak beş plak gerçekleştirmiştir. Söylediklerinin arasında Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar bestelerinin yanı sıra “Sarardım Ben Sarardım”, “Sarı Kordela”, “Karanfil”, “Esmer Bugün Ağlamış” gibi türküler yer almıştır. Halk musikisi o kadar gözdedir ki, Münir Nurettin, Sadettin Kaynak besteleri arasından halk müziği karakterinde olanları seçmektedir. “Fırat” bu seçimlerden biridir…” ( 15 )

Yurdumuzda Gramofon ve Taş Plâk olayı başlar başlamaz “gazel” bu teknolojinin en çok kullandığı musıki formlarından biri olmuştu. Bu süreç uzun yıllar devam ettiyse de, 1940’ lı yıllara doğru gazelin saltanatı adeta son buldu. Bu da Türkiye Radyoları’nın yayın politikaları yanında, Türk toplumunun her konuda olduğu gibi müzikte yeni yönelişlere adım attığının göstergesiydi. Artık gazel, toplu fasıl icralarında, ara taksimi niteliğinde yasak savarcasına sembolik olarak okunan minimize bir formata dönüşür.
Ancak o yıllarda buna adeta tek başına direnen ve ısrarla uzun yıllar Plaklara gazel okumaya devam eden birisi vardır.
Bu isim Nadir Duyguluses’ tir. Onun “Sahibinin Sesi”, ”Columbia” ve “Odeon”plaklarında 1940’ larda başlayan icrası, 1960’ lara kadar sürer. O tarihten sonra da zaten gazel, icralarda nostaljik bir anı olarak kalır.

1940’lı yıllar İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği şartlar sebebiyle plâk sanayiinde durgunluk gösteren bir zaman dilimidir. Burada en önemli faktör, devrin hükümetinin hukukî kriterlerden uzak bir düşünceyle hazırlayıp, 1942 senesinde yürürlüğe koyduğu “Varlık Vergisi” dir. Gerekçesi spekülatif amaçlı kazançların önünü kesmek ve karaborsayı önlemektir. Ancak objektif standartlardan yoksun ve uygulaması tamamen Maliye Bürokrasisinin keyfiliğine bırakılan bu kanun, Hazine’ye beklenen gelir sağlamadığı gibi, büyük bir toplumsal gerilim yaratır. İşte bu uygulamadan, Türkiye’ deki plâk şirketleri de olabildiğince etkilenir.

Bu uygulama sonucunda, mesela :
 “….’Sahibinin Sesi’, 1942 yılında Varlık Vergisi kurbanı olmaları sonucu büyük sarsıntı geçirmiş, 2,5 Dolar’ ın 1 Türk Lirası ettiği dönemde tam 1 milyon 760 bin 456 lira Varlık Vergisi ödemiştir…” ( 16 )

1948’de dünyada ilk 33’lük plâkların, 1950’de ilk teyp bantları imal edilip, satılmaya başlar.
1950’lerde Grafson firması ilk yerli sermaye olarak Türk müzik piyasasına girer. Aynı yıllarda ülkemizde 78’ lik plâkların devri kapanır. 1952 ’ de 45 ve 33 devirli plâkların sürümü başlayacak ve piyasamıza girmesi gecikmeyecektir.

“…1950’ ye kadar, taş plâk ve gramofon Türkiye’ de beklenenin üzerinde satıldı. Sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:
  Bütün dünyada radyo verici istasyonları geliştiği ve yaygınlaştığı halde Türkiye’ de gelişmemişti. Her yerde elektrik yoktu. Bazı

Belediyelerin küçük güçlü jeneratörleri akşamları ancak birkaç saat için çalışmaktaydı…
  ….Önemli olan bir nokta da radyo yayınlarının içeriği idi. Müzik olarak Batı müziği ağırlıklı yayın yapılıyordu. Halk bundan bir şey anlamıyordu. Müzik başlayınca hemen radyosunu kapatıyordu. Gramofon ve taş plâklar kurtarıcı olmuştu. 1950’den itibaren tedrici olarak radyo istasyonları yaygınlaştı, güçleri artırıldı. Müzik yayınlarında Türk müziği ağırlık kazandı…” ( 17 )

50’ li yıllarda Türk toplumu cendereden kurtulmuş, üzerine genişce örtülen “şal” dan silkinmiş, birey olmanın keyfini yaşamaya başlamıştı. Müzik dünyasına da yeni yeni yıldızlar düşüyordu. İşte o yıllarda ,
 ”…Perihan Altındağ parladı. Hemen arkasından Zeki Müren bir yıldız parıltısı ile müzik yaşamımızda yerini aldı. Yücelerden bir yıldız doğmuştu.

Sahibinin Sesi firması bu iki sanatçıyla anlaştı. Zeki Müren’ in doldurduğu Zehretme Hayatı, Bu aşkın ıztırabı plakları ile Perihan Altındağ Sözeri’ nin okuduğu, Bir İhtimal daha var, Estergon Kalesi, Türkiye’nin her yöresine yayılıyor, çok seviliyor ve çok satılıyodu.
 ‘Bakmıyor çeşm-i siyah feryâde
  Yetiş ey gamze yetiş imdâde’
 Hacı Arif Bey ’in bu şarkısı o yıllarda Hamiyet Yüceses ’ in simgesi olmuştu. Hamiyet Hanım bu şarkıyı plâğa okumuyordu; bu şarkı onun gazinodaki kozu haline gelmişti. Ancak Odeon patronları Leon ve Hugo Grunberg Hamiyet Hanım ’ı ikna ettiler. Bu plâk 25 cm. lik ve 30 cm. lik olarak üretildi ve satış rekorları kırdı…” ( 18 )

1958 ’ de dünyada ilk stero uzunçalar (long play) ların piyasaya sürülmesi müzik sanayiinde bir devrim olur.
1960 ’ lı yılların ortalarına plâk piyasası zirve yapar. O yıl içinde , ”…Grafson da plastik plak tesisini Küçükköy’deki fabrikasında faaliyete geçirdi. EM I, Grafson ve Melodi, kendi prodüksiyonlarını yayınlıyor; fason imalat yapmıyorlardı…” ( 19 )

60 ’larda plâk sanayiinin “kral” ı tabiidir ki Zeki Müren ’dir. Onu Nesrin Sipahi, Behiye Aksoy, Mediha Demirkıran, Mustafa Sağyaşar gibi isimler izler. Halk müziğinde ise Ahmet Sezgin ve Nuri Sesigüzel hem zirve isimlerdir; hem de gerek plâk piyasası ve gerekse Yeşilçam’ da büyük bir rekabet yaşamaktadırlar.

1965’ler de taş plâk üretimi tamamen durur.
 “…Taş plakların en son örneklerini, Grafson ve Şençalar Plak firmalarında verecektir. 78’ lik plak üretimi yapan Şençalar Plak, kanun sanatçısı İsmail Şençalar tarafından kurulmuştur. Bu plaklara okuyan; Behiye Aksoy, Mustafa Sağyaşar, Bekir Sıtkı Sezgin, Cemil Cankat, Coşkun Erdem, Mehmet Bigalı, Nurinisa Toksöz gibi sanatçılar aynı zamanda 78 ’ lik taş plaklara son kayıtları gerçekleştiren sanatçılar olmuşlardır. Taş Plakların son yıllarında faaliyet gösteren bir başka firma da, yılların Pathé ’ sidir. Pathé son ürünlerinden biri olarak Sivil Mehter Takımı ve Korosu kaydını gerçekleştirir. Bu yapımlarda “Ceddin Deden”, “Gafil Ne Bilir” gibi marşlar plak olmuştur…” ( 20 )

Plâk sanayi 1970 ’ li yılların ortalarına kadar altın devirlerini yaşar. Ancak o yıllarda gurbetçi işçilerimizin yurda gelişlerinde getirdikleri “teyp”lerle birlikte ses kayıt sistemi değişime uğrar. O yıllarda artık silinip, yeniden üzerine kayıt yapılabilen teyp kasetleri piyasaya sunulur.
 “…Piyasa belli olmuştu, bunun adı ’kasetçilik ’idi. Firmalar uyanmıştı Kervan ve Yavuz otomatik makinalar ithal ederekseri imalata geçtiler. Grünmerg ’ ler Haramidere ’ de Plâksan ’ ı kurdular. Raks 1979 ’ da boş kaset ve 1980 ’ de dolu kaset üretmeye başladı… Piyanist şantörler Ferit Özbeğen ve Ümit Besen ile canlanan kaset piyasası, sonraları İbrahim Tatlıse s’ in Mavi Mavi ’si ile iki milyonu yakaladı. Sezen Aksu rekorlar kırdı…” ( 21 )

Philips firması, 1979 ’ da ilk Compact Disk (CD) üretimini yapar.
1981 ’ de Batı’ da “walkman” ler satılmaya başlar.

21. yüzyılda iletişim teknolojideki akıl almaz gelişmeler, özellikle bilgisayar ve internetin çok büyük imkânlar sunması, ses kayıt sanayiini büyük bir çöküşe götürecektir. Çünkü artık müzik kitlelerce plâk, kaset, CD gibi aparatlardan değil, internet üzerinden dinlenilmektedir .

Ülkemizde gramofon’un yerini daha ileri teknolojik ürünlere bırakmasından sonra taş plâklar antik statüsünü kazanır. Bu konuda en ünlü koleksiyoncuların başında merhum besteci Ali Rıza Avni gelir. 1940 ’ lı yıllardan bu yana başladığı koleksiyonundaki plâk sayısı 8000’ den fazladır. Koleksiyonun içinde 1902-1911 yılları arasına kaydedilen tam 76 adet Tanburî Cemil Bey plâğı bulunmaktadır.

Ali Rıza Avni’nin koleksiyonu içinde ayrıca :
“….İlk İstiklâl Marşı ’nın 14 ayrı bestesinin hepsinin notaları bizde mevcuttur. İlk plâk da bizde bulunuyor. Bestecisi Ali Rıfat Çağatay,Türk müziği çalgılarıyla şarkı gibi söyleniyor. Zeki Çağlarman plâğa okumuş…” dediği, İstiklâl Marşı’nın bestelenmesi tarihine ilişkin de son derecede kıymetli belgeler vardır.

Bunun dışında arşivinde Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yesari Asım Arsoy, Sadettin Kaynak ve Selahattin Pınar’ ın seslerinden oluşan bir yığın icra ve konuşmalarının kayıtları mevcuttur. Yine Türk Musıkisi camiasının isimlerine ait binlerce fotoğraftan oluşan bir albüme sahiptir. Bunların tamamını sağlığında Ege Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’na bağışlamıştır.
Cemil Bey plâklarının en fazla olduğu koleksiyon, Muammer Karabey ’e aittir. Kendi ifadesi ile koleksiyonunda Cemil Bey ’e ait 110 adet taş plâk mevcuttur.

Koleksiyonda bir başka isim Cemal Ünlü’dür. Asıl mesleği tiyatrocu olan Ünlü, amatörce, ancak müzik arşivi konusunda bir anlamda devletin yapamadıklarını yapan bir isimdir. Elinde 1973 ’ den buyana topladığı, çoğu kendi müziğimize ait 2000 ’ in üzerinde 78 ’lik taş plâk kolleksiyonu bulunmaktadır. Kolleksiyonu bununla da sınırlı olmayıp, bu plâkların üretilmeye başlandığı yıllardan, bitimine kadar yayımlanmış pek çok plâk katalogu da kapsamaktadır.

Cemal Ünlü taş plâk koleksiyonculuğuna nasıl yöneldiği hakkında şunları söylüyor:
 “… Cumhuriyet’ten sonra tamamen ortadan kalkmış müzikler, okuyuş biçimleri var. Plaklar yardımıyla bunlara ulaşabiliyoruz. Türk müziğinin tarihine eğilecek biri için, örneğin Darüttalim-i Musıkî Heyeti’nin doldurduğu plaklar çok önemlidir. Çoğu notası bile bu güne ulaşamamış eski operetlerimizi de dönemlerinde doldurulmuş plaklar sayesinde tanıyabiliyoruz. Daha sonra bazı filmlerde topladığım plakların ne denli yararlı olduğunu görünce tutkum daha da arttı. Eski tangoları, kantoları eskiye uygun olarak ancak bu kaynaklar yoluyla yeniden yaşatabiliyoruz…” ( 22 )
 Cemal Ünlü, 1996 senesinde düzenlenen “Gramofon ve Taş Plâk”sergisinin danışmanlığını yapar.
 2004 yılına gelindiğinde Cemal Ünlü, kaleme aldığı “Git Zaman, Gel Zaman” isimli kitabı ile Türk Musıkisi adına bir büyük hizmete daha imzasını atar. Kitabı ile fonograf, gramofon ve taş plâkların, kısaca musıkimizin “Ses kayıt tarihi” ni yazar. O kitabın eki olan CD ’ de Tanburî Cemil Bey ’den Zeki Müren ’e kadar yüzlerce sanatçıya ait 15.000 adet taş plâğın katalogunu oluşturur.
 Ünlü’nün taş plâk üzerine çalışmaları devam eder. 2006 senesinde Atatürk ’ün yurt gezilerinde dinlediği özel taş plak koleksiyonunu “Atatürk’ le Bir Tren Yolculuğu` adlı albüm adı altında bir CD’de toplar.

70 adet taş plak Atatürk ’ün ölümünden günümüze kadar Devlet Demir Yolları (T.C.D.D) Müzesi `nde saklanıyordu. Cemal Ünlü yaptığı titiz araştırmayla bu plaklardan Atatürk ’ün en sevdiği 21 eseri seçer ve dijital ortama aktarır. CD ’nin yanında, bir de içinde plaklarla ilgili açıklamaların yapıldığı 80 sayfalık bir kitapçık da CD eki olarak müzikseverlere verilir.
 Albümde besteleri ve icralarıyla yer alan sanatçılar arasında Vedia Rıza Hanım (Giz), Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti, Hafız Yaşar Bey (Okur), Melek Tokgöz, Leman Ekrem Hanım, Seyyan (Oskay)) Hanım, Deniz Kızı Eftalya Sadi Hanım, Bimen Şen, Darüttalim-i Musiki Heyeti, Tamburacı Osman Pehlivan, Hafız Aşir, Kanuni Nubar Efendi, Hasan Ali Yücel, Hammamîzâde İsmail Dede Efendi, Giriftzen Asım Bey,Müzeyyen Senar,Tanburi Faize Hanım (Ergin)), Necip Celal Antel, Mustafa Nafiz Irmak,Haşim Bey,Münir Nurettin Selçuk,Yesari Asım Arsoy,Selahattin Pınar.’ da vardır.
_______________________________________________________
Dipnotlar: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=812434&title=gramofoncular-issiz-adam-mesaisinde

K A Y N A K L A R :
( 1 ) M.Muammer KARABEY,”Müzik Piyasamızın Yüz Yılı”,Cumhuriyet’in Sesleri,Tarih Vakfı Yayınları,İstanbul/1999,s.169
( 2 ) Gökhan AKÇURA,”Gramofon Çağı”,Güneş Gazetesi,2 Ağustos 1990
( 3 ) Melih DUYGULU-Cemal ÜNLÜ,”Son Yüzylda Türkiye’nin Müzik Hayatı”,www.turkıshmusıcportal
( 4 ) Melih DUYGULU-Cemal ÜNLÜ, “a.g.e”
( 5 ) Melih DUYGULU-Cemal ÜNLÜ,”a.g.e”
( 6 ) Gökhan AKÇURA,”a.g.e”
( 7 ) Melih DUYGULU-Cemal ÜNLÜ,”a.g.e”
( 8 ) Melih DUYGULU-Cemal ÜNLÜ,”Son Yüzyılda Türkiye’nin Müzik Hayatı”,www.turkıshmusıcportal
( 9 ) Cemal ÜNLÜ,”Eski Kanto-Yeni Kanto”,www.kalan.com
( 10 ) Cemal ÜNLÜ,”Odeon 1930’larda Neler Yayınladı?”,www.odeonmuzik.com.tr
( 11 ) Cemal ÜNLÜ,”Odeon 1930’larda Neler Yayınladı?”,www.odeonmuzik.com.tr
( 12 ) Cemal ÜNLÜ,”a.g.e”
( 13 ) Gökhan AKÇURA,”a.g.e”
( 14 ) Cemal ÜNLÜ,”Odeon 1930’larda Neler Yayınladı?”,www.odeonmuzik.com.tr
( 15 ) Cemal ÜNLÜ,”Odeon 1930’larda Neler Yayınladı?”www.odeonmuzik.com.tr
( 16 ) Gökhan Akçura,”a.g.e”
( 17 ) M.Muammer KARABEY,”a.g.e”,s.170
( 18 ) M.Muammer KARABEY,”a.g.e.”,S.171
( 19 ) M.Muammer KARABEY,”a.g.e”,s.171
( 20 ) Cemal ÜNLÜ,”Odeon 1930’larda Neler Yayınladı ?”,www.odeonmuzik.com.tr
( 21 ) M.Muammer KARABEY,”a.g.e”,s.173
( 22 ) Gökhan AKÇURA,”Gramofon Çağı”,Güneş Gazetesi,2 Ağustos 1990




Hoşgeldiniz