Hasan Mutlucan: Darbe Mağduru…


Toplam Okunma: 1683 | En Son Okunma: 18.04.2014 - 06:31
Kategori: Basından

Hasan Mutlucan, 1926 doğumlu, yani bugün tam 83 yaşında. Belleği diri, bedeni güçlü… O zamanlar Ankara`da, Cebeci Çiçek Bahçesi`nde yine Muhlis Sabahattin Ezgi`nin(1889-1947) “Efe’nin Aşkı”yla turnedeyken, Ercüment Behzat Lav`ın evine konuk oluyor. Diğer konuklar ise o sıralar yedek subaylığını yapan Ruhi Su ve Orhan Veli Kanık. Su, Mutlucan`ı dinleyince “Kuvvetli bir sesin var, seni operaya alalım” diyor. “Sudan bahanelerle teklifi geciktirdim” diye anımsıyor Mutlucan…

Sesini ya da ismini duyan herkes birbirine sordu, soruyor: Darbe mi oldu?.. Ünlü Türkücü kendisini de darbe mağduru sayıyor.
EMI,`Hasan Mutlucan-Anadolu Türküleri` albümünü çıkarınca(2006), ister istemez akla darbe düştü. Üstelik sadece 12 Eylül`ü yaşayanların değil, önceki ve sonraki bütün kuşakların dudağında hazin bir gülümseme belirdi. Mutlucan da adının üzerinde hala gezinen bu alacakaranlık havadan hoşnut değil.

`Beni kullandılar` diye yakınıyor darbecilerden… Tek derdi türkü söylemekken, bir darbenin simgesi haline getirilmenin küskünlüğünü taşıyor. `İtiraz etsem` diyor, `Vatan haini derlerdi`…

Berat Günçıkan`ın haberi İsmiyle arasındaki uçurum, 26 yıla rağmen kapanmadı.

Sesini ya da ismini duyan herkes birbirine sordu, soruyor: `Darbe mi oldu?`

Korkuyla başlayıp öfke ve hüzünle süren, sonunda da hazin bir mizaha dönüşen bir soru bu.

12 Eylül 1980 sabahı, güne Milli Güvenlik Kurulu`nun bildirileriyle başlayıp arada Hasan Mutlucan`dan kahramanlık türküleri dinlemek kolay atlatılabilir bir travma değil elbette. Hele de bir milyon insanın gözaltına alındığı, işkencede öldürüldüğü, idam edildiği, sürüldüğü, onlarca yıl hapis yatırıldığı düşünülürse…

Darbenin simgesi haline gelmek, Hasan Mutlucan için de zor bir durum, üstelik kendisini sosyal demokrat olarak tanımlıyorken…
Darbenin 26. yılına bir albümle girdi Mutlucan, bu kez söyledikleri kahramanlık değil, Anadolu türküleri…

Sükunetle dinleyebilmek için geçmişin ağır örtüsünü kaldırmak, en azından darbeyle hukuk önünde yüzleşip, darbecilerin yargılanmasını sağlamak gerekiyor, ama bunun Mutlucan`la bir ilgisi yok, artık.

O `Kullanıldım` diyor `Türkülerimin söylenmesini engelleyemezdim, çalmayın diyemezdim, vatan haini derlerdi`…
Geriye, yakın tarihimizin seslerinden birini tanımak kalıyor:

Hasan Mutlucan, 1926 doğumlu, yani bugün tam 80 yaşında. Belleği diri, bedeni güçlü. İkinci savaş kuşağının gençlerinden. Dahası, hayatın öyle kolay yenilir bir lokma olmadığını erken keşfedenlerden, 12`sinde babası ölüp de annesi başkasıyla evlenince, İstanbul`a göçüyor. `Ben` diyor `Gurbet çocuğuyum, kendi hayatımı kendim kazanacağım, dedim ve gurbete çıktım`. Bir pansiyona yerleşiyor ve kendisine iş arıyor. Dekoratör Peros`un yanında çalışmaya başlıyor. Peros`un müşterilerinden Doktor Rüknettin Bey evindeki bazı tamirat işlerini yapmasını istiyor. Çalışırken söylediği türküler, doktorun konuğu gazeteci, `Yüzellilikler` arasında gittiği Fransa sürgününden yeni dönen Refii Cevad Ulunay`ın dikkatini çekiyor. `Sesin güzel` diyor `Seni operete alalım`. Mutlucan`ı kendisi gibi gazeteci kökenli, sürgünün ne olduğunu bilen, politikadan usanıp müziğe, özellikle de operetlere yönelen Muhlis Sabahattin`le(Muhlis Sebahattin Ezgi 1889-1947) tanıştırıyor.

1940`ta, `Muhlis`in Çocukları` grubuyla birlikte, bir Sabahattin operetinde ilk kez sahneye İzmir Fuarı`nda çıkıyor. Seviyor, hem operetleri, hem de sahnede olmayı. `Ayşe`, `Gül Fatma`, `Monbey` operetlerinde oynuyor.

Ankara`da, Cebeci Çiçek Bahçesi`nde yine Muhlis Sabahattin`in `Efe`nin Aşkı`yla turnedeyken, Ercüment Behzat Lav`ın evine konuk oluyor. Diğer konuklar ise o sıralar yedek subaylığını yapan Ruhi Su ve Orhan Veli Kanık. Su, Mutlucan`ı dinleyince `Kuvvetli bir sesin var, seni operaya alalım` diyor. `Sudan bahanelerle teklifi geciktirdim` diye anımsıyor Mutlucan `Ertesi gün Muhlis Sabahattin`e beni operadan istiyorlar, dedim. Ne deyosun sen, sen benim sanatkarımsın diye karşılık verdi, ertesi gün de Kırıkkale`ye turneye gittik`. Yıllar sonra karşılaştıklarında Ruhi Su, kendisine yazık ettiğini söylüyor. `Eğer` diyor `Şimdi benim oynadığım Faust`u sen oynasaydın, dünyanın her yerinden davet alırdın`.

Konservatuvar yıllarında, bir başka teklifi daha reddediyor. Orkestra şefi Demirhan Altuğ, Aydın Gün`e `Bizde bas bariton sesi olan bir çocuk var` diyor, Gün dinliyor, sesini beğenip orkestraya çağırıyor, ama önce `düşüneyim` diyen Mutlucan, bir süre oyalıyor, sonra istemediğini söylüyor. Sonraları her karşılaşmalarında Altuğ`Seni gördükçe` diyor `İçimden hakaret etmek geliyor`…

BİR FASULYE PİLAKİSİNE TURNE…
Bir turne sırasında Muhlis Sabahattin`in veremi artık onu çalışamaz hale getirince, Mutlucan da bir yol ayrımına geliyor. Zonguldak`ta İstanbul`a gelen gemiye kendi elleriyle bindiriyor Sabahattin`i. Bir gece önce otelde, cebindeki bütün parayı, 120 lirayı çıkarıp `İşte bu paraya, ciğerlerimi verdim ben` diyor. Bir de telgraf yazdırıyor Mutlucan`a:

`Emperyal oteli müdüriyetine, odamı hazırlayın geliyorum. Muhlis`.

Ustasının kirada oturacak bir evinin olmaması, İstanbul`a döndüğünde birkaç dostunun yardımıyla hastaneye kaldırılışı, cenazesinin ortalıkta kalmaktan son anda kurtarılışı bir karar almaya zorluyor. Ustası Ayşe Opereti`nden `Ayşe`nin Duası`yla uğurlanırken, o turneyi sürdürüyor, ama kafası bir kez karışıyor. `O bile böyle ölmüşken, kimse dönüp de benim yüzüme bakmaz` diye düşünüyor, devletin çatısı altında daha güvende olacağına inanıyor.

`Bir fasulye pilakisine bana Anadolu`yu gezdirdiler` diye savunuyor bu kararını…

`Tiyatrocuların hepsi açtı o yıllarda`. Pişman mı? `Hayır` diye yanıtlıyor `Sonraki yıllarda öyle rahatsızlıklar geçirdim ki, tiyatrocu kalsam ilaç parasını veremezdim`. Hastalıklarından biri, tekne sevdasına ciğerlerini üşütmesi…

Jürisinde Mesut Cemil`in de olduğu konservatuvarın halk müziği bölümüne oybirliği ile alınıyor Mutlucan. Türkülere meyletmesinin sebebi ise daha operetlerde çalışırken Şemsi Yastıman`la kurduğu dostluk. Her çıktığı turneden yeni türkülerle dönüp bunu Yastıman`la paylaşıyor. İlk söylediği türkü de Yastıman`dan öğrendiği, yeni albümünde de yer alan bir bozlak: Gökyüzünde bölük bölük turnalar.

BU KURUMU TANIMIYORUM…
İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın Münir Nurettin Selçuk`un yönettiği Klasik Türk Musikisi Bölümü`nden mezun oluyor, ama Sadi Yaver Ataman’ın Memleket Havaları Saz Birliği Topluluğu`na katılıyor. Kahramanlık türkülerini de Ataman öneriyor, `Bu türküler senden başkası söyleyemez` diyor.

27 yıl Türk Halk Müziği topluluğunda çalışıyor, hem koroda yer alıyor, hem solo söylüyor. Düğünlerde, Saray ve Şan sinemalarında sahneye çıkıyor. Bunda para kazanma derdi de var, ama birkaç yıl üst üste Saray Sineması`nda söylemesinin nedeni, yeni öğrendiği türküleri gösterebilmek…

İlk albümü `Zeybekler`den sonra, 1973`te `Kahramanlık Türküleri` çıkarıyor, ama kısa sürede pişman oluyor. Türkülerini sağcıların dinlediğini, kendisinin de onlardan biri sayıldığını, TRT`nin de işte bu nedenle sık sık bu türküleri çaldığını fark edip, 1975`te, bir gazetede çıkan röportajında `TRT diye bir kurum tanımıyorum, türkülerimi çalmasınlar, beni de çağırmasınlar` diyor. TRT şarkılarını çalmaya devam ediyor, Mutlucan işin daha fazla üzerine gitmiyor, dava açmıyor.

Sessizlik 12 Eylül 1980 sabahı kırılıyor. Erken saatlerde radyolarını açanlar darbe yapıldığının haberini Hasan Mutlucan`ın türküleri arasına yayılan Milli Güvenlik Kurulu bildirilerinden öğreniyorlar…

`Çalıyorlar, bir şey diyemiyorsun` diye anımsıyor Mutlucan `Desen, itiraz etsen, vatan haini misin, derler adama`…
Sonrası küskünlük. Darbeden memnun olanların, kendisine bu memnuniyeti hissettirenlerin sağcılar olduğunu görünce küskünlüğü daha da artıyor.

`Beni yanlış empoze ettikleri için` diyor `hep havada kaldım, ciddi bir şeye sarılamadım. Bu sesimle dünyanın neresinde olsam, el üstünde tutarlardı beni`…

Hiç sert, kırgın bakışlarla karşılaşmış mı? `Hayır` diye yanıtlıyor, `Kendini bilen bir insan bir sanatkara böyle bir iftirada bulunamaz, ben bu türküleri bu gayeyle yapmadım, onlar kullandılar`…

Bir darbe korkusu var mı, içinde bir yerlerde? `Olmasın, arzu etmem` diyor bu kez `Çünkü bizi geri bırakıyor`.

Bas bariton bir ses ve kahramanlık türküleri. Darbeciler için hem güç göstermek hem de toplumsal bir histeri yaratmak için biçilmiş kaftan…
Üstelik sesin sahibine rağmen, ama galiba karanlık bazen türkülerin de önüne geçiyor… (Cumhuriyet Dergi)
____________________________________________________
http://www.haber7.com/haber/20060914/Hasan-Mutlucan-da-darbe-magduru.php




Hoşgeldiniz