Kendimize ve Değerlerimize Yabancı mıyız?.. Y.Doç.Dr. Göktan Ay


Toplam Okunma: 3407 | En Son Okunma: 23.11.2017 - 22:48
Kategori: Kültürel Öneriler

Ülkemizde, iletişim araçları (özellikle tv ler) sayesinde, popüler kültür o kadar yaygınlaştırıldı ki, artık kitle kültürü haline dönüşmeye başladı. Hatırlayacaksınız, bir süre önce, “bu ülke, alanlarında yeni isimler yetiştirmiyor mu?” diye bir yazım yayınlanmıştı. Artık, insanlar neyi örnek alacaklarını da şaşırıyorlar. Bakınız, son olaylarda dahi, TV ekranlarını dolaşanlar, hep aynı isimler, söylenenler aynı şeyler…

Yeni bir şey söylemeyeceği halde, bir kanalda söylediğini, diğer kanalda tekrarlamak için, üstelik aynı günde, yayına bağlanan, ekrana çıkan isimler acaba doğru bir iş mi yapıyorlar? Yoksa tanınmanın getirisini mi paylaşıyorlar!..Köşelerinde, her konuda “etik” olmaktan bahsederken, kendilerinin “etik olmadığını/davranmadığını” fark etmiyorlar mı?..

Zaten sanat alanında, Cd si çıkanların; ne yaptıklarını, hangi barlarda sözde gizli! yemek yediklerini, bavullarla hangi evlerde kaldıklarını, çocuklarının sorunlarını/boylarını/ne yediklerini/ne kadar zeki olduklarını zorla da olsa öğrenmek durumunda kalıyoruz…
“Magazinciler ne yapsın? Magazincileri suçluyorum sanmayın. Duvar tepelerinde üç kuruşluk tipleri bekleyecek değiller. Röportaj yapacak veya TV’de konuk yapacak kişi de bulamıyorlar. Bu o kadar net belli oluyor ki. Normal zamanda tek sütunluk haber olamayan figüranlar veya halkın nefret ettiği kişiler, sanki Ajda Pekkan gibi tam sayfa karşımıza çıkıyor. TV programlarına bakın hele… Eskiden konuk olmak için araya adam koyarlardı. Hatta bazı TV programlarında koordinatörlerin cebine dolar koyarlardı. Albümünü tanıtmak isteyen genç şarkıcılar, TV’cilere az mı rüşvet yedirdi? Şimdi ise; yoldan geçeni ‘gel Allah’ını seversen canlı yayında bir çay iç’ diye stüdyoya sokuyorlar. İsmi biraz bilinen, sevilen, kamera karşısında konuşmasını bilenler ‘para almadan’ TV programlarına konuk olmuyor. Ee… Haliyle de özellikle kadın programları dökülüyor. İzlenme oranları ortada.”*
Geçen aylarda Dolmabahçe Küçükçiftlik Parkında yine bir çadır kuruldu. Konserler yapılacağı duyuruldu, isimlere baktık, aynı kişiler… Hiç mi gelecek vaat eden genç yok?…Rumeli Hisarına gidiyorsunuz aynı isimler, Bodruma gidiyorsunuz aynı isimler…Yeni bir proje, yeni bir isim yok…Bu kadar mı yoksunlaştık!..

TRT’ nin tek kanal olduğu zamanlarda, meşhur olmak, tanınmak çok kolaydı, ancak şimdi aradan sıyrılmak o kadar zor ki!…Bu sadece Türk müziği için geçerli değil, çoksesli müzik içinde geçerli… Demek ki yapılacak planlamalarda, gençlere de yer verilmesi için önce zihniyetin/yaşantının değişmesi şart…

“Ses, fizik, sempati, zeka, enerji var hatta eski sanatçılara göre çok daha kültürlü… Hani derler ya ‘gözlerinde star ışığı’ parlıyor. Artık en tepeye oturmaları ve yıllarca orada dolaşmaları gerekiyor. ‘Türk Sanat Müziği öldü’ diyorlar ama genç yorumculara bakınca… Ortalarda o kadar güzel sesler ve yüzler var ki… Türk müziğini mutlaka yaşatırlar. Yeter ki yapımcılar bu gençlere kendilerini gösterecek imkanlar hazırlasın. Sadece TRT’de kadrolu sanatçı olmak yetmiyor. TRT’nin sadece ‘Akşam Sefası’ programında en az iki Emel Sayın, iki Ahmet Özhan var. Seda Gökkadar Gülbeyaz, Umut Akyürek, Esra İçöz, Tuğçe Pala Becerikli, Ayşen Birgör, Alp Arslan, Gökhan Sezen’i beğenmeyen var mı? Katıldığı tüm yarışmalarda birinci olan Bekir Ünlüataer’in sesine ve yorumuna hayran çok kişi duydum…………….……..Halk müziğinde TRT’de mutlaka izliyorsunuz. Mankenlerden daha güzel kızlar, ne kadar güzel türkü söylüyor. Hepsi vatanına, insanına ve türkülerine aşık gençler. Sevcan Orhan’ı sevmeyen olabilir mi? Kubat’ı peki. Umut Akyürek’in eşi Oktay Ertuğrul da müthiş bir yorumcu. Eşini unutup kendinle uğraşsa, bir yıla kalmaz en sevilen erkek türkücü olur. Volkan Konak’ın Karadeniz üzerindeki etkisini yazmaya gerek yok. Fırtına gibi esiyor. Bütün ağabeylerini sildi süpürdü. Ege türküleri ile müthiş çıkış yapan Ulaş Kurtuluş’u artık kim tutabilir? Kapıyı kendi çabası ile araladı. Bundan sonra hep daha iyi olur.” **
Antalya Anadolu Lisesi 11′inci sınıf öğrencileri Mustafa Kürşat Sert ve Meysa Baykal tarafından felsefe öğretmeni Seda Ünal gözetiminde Ocak ve Şubat aylarında TÜBİTAK için 4 lisede 289 öğrenciyle bir araştırma yapılmış ve gençlerimizin Türk sanatçılarını, “50 Cent” adı ile popüler olan ABD’li rap müzik sanatçısı Curtis James Jackson kadar tanımadığı ortaya çıkmış!…
“Küreselleşme, ortaöğretim gençliğini kendi kültüründen uzaklaştırarak toplumsal kimliğine yabancılaştırmaktadır” hipoteziyle yapılan araştırmada, kendi sanatçılarımızı tanımadığımız ortaya çıkmış… 200′e yakın filmle Türk Sinema tarihine “taçsız kral” olarak geçen Ayhan Işık, ankete katılan erkeklerin % 22’si, kızların ise % 27’si tarafından, Hollywood starı Angelina Jolie ise ankete katılanların %80′i tarafından, Nobel Edebiyat ödüllü Orhan Pamuk ise ankete katılanların ancak % 47’si tarafından tanınmış.

“Araştırmaya denek olarak katılan öğrencilerin tamamına yakınının Antalya merkeze 70 kilometre uzaklıktaki Side’de bulunan Apollon Tapınağı’nı bilmedikleri ortaya çıktı. İtalya’nın simgesi olan Pizza Kulesi ise erkeklerin %61′i, kızların ise % 45′i tarafından tanındı. Besteleriyle birçok müzik ödülü alan ünlü piyanist Fahir Atakoğlu’nu hemen hemen hiç kimse tanımazken, son yıllarda dünyayı saran ‘Rap’ müziğinin Amerikalı temsilcisi 50 Cent’i ankete katılanların çok büyük bir kısmının tanıdığı belirlendi. 50 Cent’i tanıyan erkeklerin oranı %92, kızların ise %82′i çıktı.”***

Araştırmacıları da şaşırtan sonuçlar rapora şöyle yansımış: “Çalışmamız boyunca bilimin nesnellik ilkesine uygun davrandık. Ancak çalışmamızın sonucunda ortaya çıkan, yakın tarihimizdeki önemli kişiliklerin ve sanatçıların tanınmayışı bizi şaşırtan bir durumdu.”
“Bazı şarkılar, kalabalıklar içinde bir tek kişiye söylenir.

Onun için yapılır, en hüzünlü besteler.
En yakıcısı aşk şiirlerinin, ona yazılır.
Peki ya, herkes dinlerken o, bunları hiç duymazsa?
Hiç anlamazsa, o ıstırab dolu mısraların ne anlattığını?
Ondan bahsedildiğini, hiçbir zaman bilemezse?
Onca acı ve yakarış, boşa mı demektir?
Dünyaca meşhur tarihçimiz Halil İnalcık’ın hikayesi de biraz böyle.
Kanuni Sultan Süleyman’a nazire bir şiir yazmış.
Sevgiliye göndermiş sonra, ilan-ı aşkını, fakat…
Tek kelimesini anlamamış, gönül sarayının Hürrem Sultan’ı.

Ne hazin, değil mi?
Ama bu hikâyenin daha hazin tarafı…
O ecnebi sevgili, o mısraları yabancı bir dilde yazıldığından okuyamamış, belli de…
Ya bize, ne demeli?
Kendi lisanına yabancı kalan bizlere!

Kalabalıklar da artık anlamıyor ki, eski kelimeleri, o eski vezinleri.
Kendi Osmanlı sultanlarımız, daha aşklarını duyuramamış bize!
Hala çoktur bizde, haremi, fuhuş yuvası sanan.
Sarayın aşk edebiyatına meraklımızsa, pek yok.
İngilizce’den Shakespeare okumaya mani değil de dilimiz…
Çağdaşı Osmanlı sultanıyla dil bariyeri var, aramızda.
Yokluğa mahkûm, onun sesi.
Garabet ki, ne garabet!………………………….. Onları dinlerken, bizi düşündüm.
Tevfik Fikret’i, Yahya Kemal’i geçtim…
Nutku, hitabeyi, İstiklal Marşı’nı anlayalım, bari.
Sessizlik kulesine çıkardık, sanki.
Güneşin altında çürümeye terk ettik.
Bırakın mısrayı, her kelimenin bir hikayesi var, bir mazisi.
Geçmişi, kökü olmayan yeni yetme sözcüklere hapsettik, dilimizi.
Derinliği olmayan şiirlere, şarkılara kaldık.
Çağrışımları, Hint yoksulundan da fakir.
Sığ, köksüz ve savruk.
Zavallı biz…
Yazmak şöyle dursun, anlamaktan aciziz.
Unutulan kelimelere hayatiyet kazandırmazsak biz; kültürümüz, sanatımız nasıl yükselecek?
Okumuşlarımız bile zorlanıyorsa, Osmanlıca terkipleri anlamakta…
Varın düşünün siz, ahalinin halini!
Sorarlarsa ne hallerde olduğumuzu…
Deyin ki, Bekri Mustafa imam oldu, Ayasofya’ya.
Siz anlarsınız artık gerisini, deyin.”

****
 “Şimdi bu ankete bakıp da eğitim sistemini suçlamayalım hemen. Bu sonuçta medyanın da büyük payı vardır. Gençlerin gözüne gözüne nelerin sokulduğu işte ortadadır. Gazetelerin, dergilerin, televizyonun en ziyade nelerden, kimlerden bahsettiği ortaya çıkmıştır. Öğretmenler derslerde ne kadar yırtınsa, çırpınsa da “görüntülü eğitim hizmeti” veren medyadır.
Gazetelerimiz bu haberi “utandıran anket” gibi başlıklarla verdiler amma bu sonuçtaki paylarını unutmasınlar. Birine kırk gün deli dersen deli olurmuş; kırk gün 50 Cent’i manşetlere, ekranlara çıkarırsanız gençler de elbette onu beller.

Bu haberi verirken bir gazetedeki başlık da şu: Kenan Evren 50 cent etmedi! Askerî darbeye ve onun liderine karşı alınan menfî tavrın çok ucuz bir espriyle dile getirilişi… Haberi yazan bu cehalete adeta sevinmiş! Kenan Evren’i tenkit edersiniz, askerî darbelere karşı olursunuz amma velâkin bütün bunlar cahilliği hoş görmenizi gerektirmez! Bu haberde mesele lise öğrencilerinin Kenan Evren’i tanımamalarıdır; Kenan Evren’in ne ettiği, ne etmediği değil! Zaten tanımıyorlarsa olup bitenler hakkında nasıl fikir sahibi, kanaat sahibi olacaklar? Kenan Evren’i bilmiyorlarsa darbe hakkında, darbelerin kötülüğü hakkında zaten fikirleri yok demektir.
Bir de şu var tabiî: Bir kimseyi fotoğrafından tanımamak, şekl ü şemâlini bilmemek o kişi hakkında bilgi sahibi olmamak demek midir? Değildir ama hayatını, fikirlerini öğrendiğiniz bir kişiyi gözünüzün önünde canlandıramıyorsanız bilgi yarım kalır.”
****
Aman, yine kendimizi haklı çıkarıp, gençlerimize kızmayalım, onları suçlamayalım, geçmişten ders çıkartalım, uygulamaya geçelim… Evet, 1960 lı yıllarda söylenmiş şu gerçekleri öğretelim; Çünkü, ne ekersek onu biçeriz…

“Öğret ona… Kazanılan bir liranın, bulunan 5 liradan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğret ona ve kazanınca neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu… Bırak erken öğrensin zorbaların sadece görünüşte galip olduklarını. Ona kitapların mucizelerini öğret ama sessiz zamanlar da tanı: Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi esrarını düşünebileceği… Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret… Ona, kendi fikirlerine inanmasını öğret; herkesin yanlış olduğunu söylediğinde dahi. Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini, ama gözyaşlarından da utanmaması gerektiğini öğret. Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik durup savaşmasını öğret.”******
_______________________

* Işıklar, Aykut; Magazin gazetecileri ne yapsın?, Bugün, 08.04.2009
** ……………; Değişim zamanı geldi, ne bekliyoruz?, Bugün, 09.04.2009
*** Liselerde yapılan ilginç araştırma, Bugün, ,18.04.2009
****Beki, Akif: Sultan’ın Aşk Mektupları, Radikal, 19.04.2009
****G. Tunceroğlu, Ayşe Görüntülü eğitim, Turkiye, 20.04.2009;
******1860-1865 arasında ABD Başkanı olan Abraham Lincoln tarafından oğlunun öğretmenine yazılmış mektuptan..




Hoşgeldiniz